10 Kasım 74 yıl ve aşk

Ulu Önder Atatürk ebediyete intikalinin 74. yılında özlemle anılırken POSTA gazetesi yazarları 10 Kasım'la ilgili duygularını gazetedeki köşelerinde dile getirdiler

10 Kasım 2012, Cumartesi 13:26
A A

MEHMET COŞKUNDENİZ

mehmet.coskundeniz@posta.com.tr

Kasımda aşk başkadır diyorlar, doğru başkadır.

Kasımda aşkı başka yapan tek şey, Atatürk aşkıdır...

***

10 Kasım 1938’de Atatürk’ün öldüğü açıklandığında yaveri Salih Bozok’un üzüntüden intihara teşebbüs ettiğini bilirsiniz hepiniz.

İğneciyan’ın hikayesini ise pek az kimse bilir.

Milli Mücadele öncesi Atatürk’ün oturduğu İstanbul Şişli’deki evin müdavimlerinden biri Ermeni asıllı İğneciyan’dır.

Zengindir, dar günlerinde Atatürk’e yardım etmiştir.

Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a geçtikten sonra İğneciyan için de zor günler başlar.

İğneciyan, İstanbul’daki işgal komutanlığının emriyle tutuklanır ve Malta’ya sürülür.

Tutuklanmasının da sürülmesinin de gerekçesi uydurmadır. Asıl sebep Atatürk’e yakın olmasıdır.

İstanbul’daki tüm mallarına el konur, İğneciyan artık beş parasızdır.

1922’de Malta’daki sürgünden döndükten sonra kızıyla birlikte Yedikule’de bir barakaya sığınır.

Üzerindeki elbisesinden başka hiçbir şeyi yoktur.

Kurtuluş Savaşı bitip cumhuriyet ilan edildikten sonra Atatürk ilk kez 1927’de İstanbul’a gelir.

Dolmabahçe Sarayı’nda kalmaktadır. İğneciyan eski dostunun İstanbul’da olduğunu öğrenince durumunu anlatmak, uğradığı haksızlığı gidermek ister.

Kızıyla Dolmabahçe’ye gider, kapıdaki görevliye, “Ben Gazi hazretlerini görmek istiyorum” der.

Görevli, “Sen kimsin?” diye sorunca “Adım İğneciyan. Gazi’nin eski bir dostuyum” diye cevap verir.

Görevli şöyle bir bakar, üzerindeki kıyafet dökülmektedir, yama içindedir.

İnanmaz ve atlatır İğneciyan’ı. İğneciyan vazgeçmez, birkaç kez daha gider Dolmabahçe’ye.

Her seferinde atlatılır, Atatürk ile görüştürülmez. Bir gün kızıyla yine Dolmabahçe’dedir İğneciyan.

Sarayın kapısında hareketlilik vardır. Atatürk, kapıdan çıkar, otomobiline doğru ilerlerken İğneciyan’ın kızı korumaları atlatıp yanına ulaşır.

Gazi, “Kim bu kız?” diye sorar. “İğneciyan’ın kızıyım” der kız. Gazi’nin gözleri parlar, eski dostunu bulmuştur.

Hemen emir verir, İğneciyan ve kızını alırlar içeri. Gazi, İğneciyan’ın hüzünlü hikayesini dinler.

Eski dostunun haksızlığa uğraması çok dokunur Gazi’ye. Gerekli araştırmaları yaptırır ve İğneciyan’ın mallarının iadesini sağlar.

Ayrıca o zamanın parasıyla 500 TL aylık bağlanmasını da emreder. Böylece İğneciyan, Gazi’nin sayesinde yokluktan kurtulur.

Aradan yıllar geçer, 10 Kasım 1938 gelir, Atatürk bu dünyadan göç eder.

İğneciyan bu acı haberi öğrenince yıkılır. Yüreği yanıyordur, hayatta en çok sevdiği insanı kaybetmiştir.

Bu acıya daha fazla dayanamaz. Gazi’nin ölümünden iki gün sonra, 12 Kasım 1938’de üzüntüsünden ölür...

***

Seven böyle seviyor Atatürk’ü, yürekten ve ölünceye kadar.

“Böyle bir sevmek görülmemiştir” zaten, başka hiçbir lidere böyle bir sevgi duyulmamıştır.

Kasımda aşk başkadır, doğru...

O aşk Atatürk aşkıdır...

ATATÜRK'Ü SEVMEK YA DA SEVMEMEK

YAZGÜLÜ ALDOĞAN

yaldogan@posta.com.tr

Atatürk’ün ölümünün üzerinden 74 yıl geçmiş. Bu ülkenin insanları hâlâ başları sıkıştığında sembolik olarak dahi olsa ona gidiyorsa bunun altında yatan çeşitli nedenler var:

1. Mustafa Kemal, bu ülkeyi yabancı devletlerin askeri işgalinden kurtaran ordunun başkomutanıdır ve askeri bir dehadır.

2. Mustafa Kemal, bağımsızlığı kazandıktan sonra tek bayrak altında cumhuriyet rejimini kurmuş, devrimleri gerçekleştirerek laik hukuk devletini ve demokrasiyi getirmiş siyasi bir dehadır.

3. Mustafa Kemal, beş kuruşu olmayan, savaştan yeni çıkmış bir ülkede ekonomik, toplumsal, siyasi alanlarda büyük atılımlar yapmış, 20. yüzyılın gördüğü en büyük devlet adamıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun külleri üzerine kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, iç ve dış güçlerin karıştırmasıyla etnik ve dini kamplara ayrılmamış, enerjisini buna harcamamış olsaydı, hiç kuşkusuz çok daha iyi noktalara gelecekti.

SEVMEYENLERİ DE VAR

Mustafa Kemal Atatürk’e bunlardan ötürü sevgi ve saygı duyanların yanında “deyyus, diktatör, deccal” diyerek sevmeyen ya da nefret edenler de var: Bunlar, Osmanlının sahip olduğu hilafeti kaldırmasına, Türkiye’yi diğer müslüman ülkeleri gibi şeriatın uygulandığı bir din devleti yapmak yerine laik ve modern bir demokrasiyi kurmasına karşı çıkan dinciler. Bir de küçük grup entel dantel takımı var ki onlar Atatürkçülüğü zamanın koşulları içinde değerlendirmeden, her yapılanı kötüleyip küçük görerek büyüdüklerini sanıyor. Önemli olan kim yapmış olursa olsun, Türkiye’nin, çağdaş, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmasıdır. Atatürk’ün ilkelerini beğenmezken gelinen noktada bundan hayli uzağa düştüğümüzü fark etmek gerek.

MÜJDE ATATÜRK ANITINA ÇİÇEK KOYABİLECEĞİZ

Atam, önceki 10 Kasım’lardan farklı olarak bu yıl seni anarken çok sevinçliyim! Çünkü anıtlarına çelenk koymak “önceden izin almak koşuluyla” serbest bırakıldı, ne mutlu bize! Düşünebiliyor musun, senin ölüm yıldönümünde hiç istemediğimiz bir arbede yaşanacaktı yoksa.

Resmi törenlerde huzuruna gelecek ve aslında orada bulunmayı belki de hiç istemeyen yetkililerin saygı duruşundan sonra seni anmaya gelecek sevenlerin itilip kakılacak, gazlanacak, tazyikli suyla ıslatılacak ve hatta coplanacaktı! Ama sağolsun İçişleri Bakanımız, lütfetti, büyüklük yaptı, bir genelgeyle daha önce koyduğu yasağı hafifletti, izin alarak sana çiçek sunmamıza izin verdi.

Bayramlarda değilse de en azından 10 Kasımlarda, sevgili Atatürküm. Evet, belki şaşırdın ama İçişleri Bakanı, bundan önce çıkardığı bir genelgeyle resmi bayramlarda senin anıtlarının önüne gelecek ve çiçek koyacakları resmi yetkililerle sınırlamış; siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve saygı duruşu yapmak isteyenlerin gelmesine polis engel olmuştu. Akıl dışı olduğunu kabul ediyorum ama seni sevmemizden hoşlanmıyor bu iktidar, ne yaparsın?

BAYRAMLAR FARKLI KUTLANIYOR

Resmi bayramlarda da değişiklik yapıldı: Çocuklara armağan ettiğin 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı’nda Peygamber’in doğum gününü; gençlere armağan ettiğin 19 Mayıs’da Fethullah’ın okullarında okuyan yabancı çocukların Türkçe öğrenmesini kutluyoruz artık. 30 Ağustos’ta cumhurbaşkanı hastalanıyor, bir şey kutlamıyoruz.

Bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda başı örtülü hanımların Çankaya Köşkü’ne çıkma törenlerini izledik! Senin ölüm yıldönümünde ise bu yıl anıtlarına çiçek koyma hakkımızın yeniden verilmesini kutlayacağız!

Unutmadan, bu yıl bir ilk daha var; Başbakan gelemeyecek.

BAŞBAKAN GELEMİYOR

Cumhuriyetin kurucusuna gitmek yerine Bali’de Brunei Sultanı’nı ziyaret etmeyi yeğledi.

Tesadüf işte, denk geldi, yoksa gelirdi. Buraları çok değişti, seneye ne olur, neyi nasıl kutlar, nasıl anarız bilemiyorum. Geçenlerde aldığım bir elektronik postada “Anıtkabir’i de başınıza yıkar, oraya TOKİ evleri yaptırırız, görürsünüz” diyorlardı yandaş birileri. Hatta biri seni Ergenekon’un zehirlediğini iddia etse mezarından bile çıkarabilirler. Ama Ergenekon’un bir numarası sen değil misin zaten?

Bu ülkeye bağımsızlığını kazandırdığın, laik cumhuriyeti ve devrimlerini getirdiğin için seni sevmekten ve şükran duymaktan potansiyel suçlu, apaçi gençlerin ve “liberal aydınların” küçümseyici deyimiyle “laikçi teyze”; sevgili kızın Yazgülü.

2

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;