14 soruda GDO

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konusu tartışılıyor. Karşıtları, taraftarları var...

14 soruda GDO

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konusu tartışılıyor. Karşıtları, taraftarları var. Milliyet, bu konuda iki uzman isme söz verdi. GDO karşıtı Prof. Dr. Tayfun Özkaya ile savunucusu Prof. Dr. Selim Çetiner, Milliyet’ten Eylem Türk'ün sorularını yanıtladı:

İŞTE SORULAR

1- GDO’lu ürünler  niçin üretiliyor?

2- İnsan ve hayvan sağlığına zararı ya da zararsızlığı konusunda somut bilgiler, bulgular var mıdır?

3- Bitki sağlığına etkileri bakımından bilimsel bulgular, bilgiler var mıdır?

4- Karşı veya taraf olanların gerekçesi nedir?

5- Hibrit ürünle, GDO’lu ürün arasındaki fark nedir?

6- Türkiye’de çıkarılan yönetmelik ne getirecek?

7- Yönetmelik binde 9 sınırı getiriyor. Bu ne demektir? Bir bisküvinin ağırlığının ya da çikolatanın binde 9’u mu demektir?

8- GDO’lu ürün üreten ve para kazanan ülkeler var, alıcı, ödeyici ülkeler var... Bu konu üzerine bir ‘sömürü’ seylemi kuruluyor. Bu konuda görüşünüz nedir?

9- Türkiye’ye yönetmelik öncesi, GDO’lu ürün girdi mi? Girdiyse ne kadar?

10- GDO’lu üretim her üründe olabilir mi?

11- Cartagena sözleşmesi ne getiriyor? İmzalanması zorunlu mudur, imzalamayana yaptırım öngörüyor mu?

12- Tarım Bakanlığı biz ‘tohumda hiç izin vermiyoruz’ diyor. Bu ileri bir adım mıdır?

13- Sağlık sorunlarına yol açması olasıysa, bunun somut bulgularına kaç yılda ulaşmak mümkün olabilir?

14- GDO’lu ürün tüketimini belli bir sınırda tutmak mantıklı bir tedbir olabilir mi?



VE CEVAPLARI

PROF. DR. TAYFUN ÖZKAYA
- Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tarım ve Ekonomisi Bölümü, Tarım Politikası ve Yayım Anabilim Dalı öğretim üyesi
-  Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı
-  Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü
-  GDO Karşıtları Platformu’nun destekçisi.

Deneylerde kısırlaştırdı
1- İddia daha az ilaç kullanılacağı, verim artışı olacağıdır. Gerçek tam tersidir. GDO uygulamaların yüzde 85’i ot öldürücülere (herbisit) karşı bitkilere dayanıklılık kazandırılması ile ilgili. Oysaki GDO’lu bitkilerin üretildiği ülkelerde ilaç kullanımı roket gibi arttı. Arjantin’de  glyphosate kullanımı 14 kat arttı. Verim artışı iddiası da doğru değildir. Hindistan’da GDO pamuk dönüm başına 370 kilogram verim vaat etmişti. Ortalama verim 50 kilo oldu.

2- İnsanlarda alerjilere yol açtığı doğrudan izlenmektedir. Hayvan deneyleri çok olumsuzdur.
İskoçya Rowett Enstitüsü’nde GDO’lu patatesle beslenen farelerin tümünün iç organlarında küçülme, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma görüldü. Rusya Bilim Akademisi’nde farelerin yavrularının yüzde 55,6’sı doğumdan üç hafta içinde öldü.  Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanı ile Viyana Üniversitesinin geçen yıl yaptığı bir çalışmada ise GD gıdalarla beslenen farelerin 34 nesil sonra büyük ölçüde üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi.

3- GDO Biyoçeşitliliğe tehdit oluşturmaktadır. İngiltere’de 2007 yılında GDO kolzadan yabani akrabası olan yabani hardala gen geçişi ispatlanmıştır. GDO yerli gen kaynaklarını zamanla ortadan kaldıracaktır. Tehlike sadece insana değil çevreye de yöneliktir. Bir felakete yol açabilir.

4- Yaygın olarak GDO uygulaması olan pamuk, mısır, soya ve kolzada sonuçlar olumsuzdur. Şimdilerde GDO yandaşları hiç gerçekleşmemiş bazı olayları ileri sürerek GDO’ya prestij kazandırmak istemektedirler. Bunlardan biri, A vitamini içermesi nedeniyle dünyanın kurtarıcısı gibi gösterilmek istenilen altın pirinçtir. Halbuki piyasaya henüz sürülmemiştir. Çünkü gen alınan bir nergis türünden zehir gelmiştir. Diğeri de omega 3 içerdiği söylenen soyadır. Bu çeşitte piyasaya sürülmemiştir. Ayrıca omega 3 artışı önce normal ıslah yolları ile yapılmış, daha sonra buna GDO yöntemleri ile herbisit direnci kazandırılmaya çalışılmıştır.

5- Aynı şey değil şüphesiz. Hibrit (melez) 1930’lardan beri uygulanıyor. Aynı tür içinde iki ayrı çeşidin normal ıslah yöntemleri ile tozlaştırılarak tohumların alınmasıdır. Hibrit uygulamalar köylülerin elinde olsaydı iyi sonuçlar verebilirdi. Ancak şirketler elinde endüstriyel tarımı yani kimyasal ilaç ve kimyasal gübre kullanılan tarımı teşvik etmiştir. GDO ve hibrit birbirine karıştırılmamalı.

6- Yönetmelik GDO ürünlerin ithaline kapı açmaktadır. GDO ürünleri insan sağlığı açısından zararlıdır. Bu nedenle yasa bütünü ile yanlıştır.

7- Avrupa’da uygulanan biçimi ile bilmeden GDO kullanan gıda üreticileri için bu uygulama yapılmaktadır. Ancak burada önemli olan bilmeden bunu kullanmaktır. Bizde ise çikolatanın içinde binde dokuz GDO olursa problem olmayacaktır. Ancak bu çikolatadaki soya lesitini tamamen GDO olursa yönetmelik buna dur diyemeyecektir.

8- Kazanan dev şirketler. Bunlar hem tohum hem de tarım ilacı üretiyor. Herbisite dayanıklılık içeren GDO mısır veya pamukta şirketin hem tohumu hem de herbisiti var. İkisini de satar. ABD’de GDO yaygındır. Şirket çıkarları her şeyin üzerinde. Aile tarımı yapan Amerikalı çiftçiler de kaybediyor. Ancak büyük dev işletmelerde tarım yapan şirketler çok az işçi ile çalışmak için insan sağlığı ve çevreyi düşünmeden bu tarıma evet diyorlar. GDO’nun yaygınlaşması çoğu ABD’de bulunan GDO şirketleri nedeniyle ülkeler arasında gelir dağılımının bozulmasına da yol açacaktır.

9- Türkiye’ye GDO’lu ürün çoktandır girmektedir. İthal edilen mısır, soya ve pamuğun hemen hemen tümünün GDO’lu olduğu tahmin ediliyor.

10- Şu anda yaygın uygulama Pamuk, mısır, soya ve kolzadadır. Diğerlerinde olma ihtimali şimdilik çok çok küçüktür.

11- Türkiye bu anlaşmayı imzaladı. Anlaşma ülkelere biyogüvenlik yasası çıkarmalarını öngörüyor.

12- Şimdilik bu yönetmelik tohuma izin vermiyor. Ancak daha önce hazırlanan biyogüvenlik taslağı tohumu da içeriyordu. Hükümet sözcüsü Sayın Çiçek de bunu ifade etmişti. Tahminimiz toplumdan yeterli tepki gelmezse tohumun da serbest bırakılacağıdır.

13- Farelerde nesiller sonra kısırlığa bile yol açmaktadır. İnsanlar için bir tahminde ben bulunamam.

14- Sağlık sorunlarından kaçınmak için bilinçli tüketicilerin işlenmiş ürünlerden kaçmaları olumludur. Yönetmelikte GDO kullanmak istemeyen gıda sanayicilerine “bu ürün GDO içermez” diye etikete yazması hakkı elinden alınmıştır. Aynı mantıkla “domuz eti içermez” yazanlar da yasaklanacak mıdır?

En yüksek üretim soyada

-  Dünyada üretilen soyanın yüzde 64'ü,
-  Pamuğun yüzde 43'ü,
-  Mısırın yüzde 24'ü,
-  Yağlık kolzanın yüzde 20'si GDO'lu.

125 milyon hektar alanda GDO’lu tarım var

-  Dünyada 125 milyon hektar alanda, 12 milyon çiftçi GDO'lu tarım yapıyor.
-  25 ülke GDO'lu tarıma izin veriyor. Bunların başında ABD, Kanada, Arjantin, Avustralya, Hindistan ve Çin var.
-  Onlarca üründe GDO'lu üretim denemesi var ancak 4 üründe (pamuk, soya, kanola ve mısır) üretim geniş ölçüde ticarileşmiş durumada. Bu konudaki en önemli şirketler Monsanto, DuPont, Syngenta, Dow, Archer, Daniels Midland ve Cargill.
-  2008 rakamlarına göre GDO'lu ürün pazarı 33 milyar doları buluyor.

PROF. DR. SELİM ÇETİNER
- Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi
-  1999-2008 yılları arasında OECD Biyoteknolojide Düzenleyici Mevzuatın Uyumlaştırılması çalışmasına delege olarak katıldı.
-  2000-2003 yıllarında TÜBITAK bünyesindeki Biyoteknoloji Komitesi’nde yer aldı.

Sağlık sorunu yaratmıyor

1- Genetik mühendisliği teknikleri, şimdiye kadar bitkilerin genetik yapılarını değiştirmede kullandığımız yöntemlerle gerçekleştirmede yetersiz kalındığı durumlarda, doğadaki diğer canlı organizmalardan da yararlanmayı mümkün kılmaktadır. Moleküler genetik konularına tam vakıf olmayanlar için ilk bakışta doğal değilmiş gibi görünen bu teknikler, doğanın işleyişi anlaşıldıkça daha fazla benimsenecek ve yaygın olarak insanlığın yararına sunulacaktır.

2- Biyoteknoloji karşıtları bu ürünlerin toksik etki ve alerji yaptığını, kansere neden olduğunu hatta kısırlık yaptığını, antbiyotiklere direnç kazanıldığını vs savunuyorlar. Bunlar hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, tamamen halkı bu teknolojiden soğutmaya yönelik propaganda taktiklerinin bir parçası.
Nitekim, bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koyan 200’ün üzerinde bilimsel makale vardır. Ayrıca, bu ürünlerin piyasaya sürülmeden önce risk oluşturmadığını kanıtlayan testlerden geçmeleri ve bu test sonuçlarının bilim kurulları tarafından onaylanıyor olması bu olasıklara karşı alınan önlemler arasındadır.

3- ABD’de transgenik soyaların ekildiği ilk yıl bazı tarlalarda gövde çatlamaları olmuştur. Ancak, bu sorun giderilmiştir. Genetik iyileştirme esas itibariyle doğadakinden pek de farklı olmayan moleküller içermektedir. Bitkisel veya hayvansal gıdalarla alınan genlerin insan bünyesine geçtiği  görülmemiştir. Uzun vadeli genetik etki oluşturma tezi dayanaktan yoksundur. DNA ve proteinler sindirimde parçalandıktan sonra insan bünyesine alınır.

4- Teknolojiyi destekleyenler, bunun hızla artan dünya nüfusunu beslemede sürdürülebilir tarımsal üretimi artırmada kullanılabilecek önemli tekniklerden biri olarak görmektedir. Karşı olanlar bilimsel gerekçelerden ziyade ideolojik, duygusal ya da ticari kaygılarla karşı çıkıyor.
GDO’lu ürünler 2009 itibariyle 25 ülkede 125 milyon hektar alanda yetiştiriliyor. Ekimlerine izin verilmeden önce etkileri araştırılıyor. 10 yılı aşkındır olumsuz bir etkisi olmadığı gibi pestisit kullanımı azalttı, çevre dostu ot öldürücülerin kullanımı arttı. Toprak işlemesiz tarıma olanak sağladı.

5- Hibritleştirme yüksek verim için klasik ıslah yöntemlerinden biri. Yüksek verim için çiftçi, ertesi yıl kendi muhafaza ettiği tohumu ekme yerine yine hibrit tohum almayı tercih etmektedir. GDO’lar ise modern genetik mühendisliğinin bitki ıslahında kullanılmasıdır. GD bitkiler mısır örneğinde olduğu gibi veya soya ve pamukta olduğu gibi açık dölleme sonucu elde edilirler.

6- Ulusal Biyogüvenlik Kanunu çıkmadan yönetmelik çıkarılması tartışma yarattı. Kimileri GDO’lu ürün girişinin önünü açacağını savunurken, gıda ve yem sanayicileri  endişe içinde. Bakanlık açıklamasından da  görülebileceği üzere, yönetmelikle GDO’ları resmen yasaklamıştır. Bu yönetmeliği hazırlayanlar, bu yasaklamanın uygulanamayacağını, uygulandığında Türkiye’deki yem ve gıda sanayi ile hayvancılık sektörü üzerinde olumsuz etkiyi, fiyatların artacağını görememişlerdir.

7- Binde 9’u GDO’lu olan ürüne etikete konulması zorunlu. İçinde o kadar olmasa da ilk ürünün bu sınırın üstünde olması ürüne de etiket konulmasını gerektiriyor. Yani içindeki katkı maddeleri içinde GDO’lu katkı ağırlığının binde 9 geçmemesi gerekiyor.

8- Tüm yeni teknolojilerde olduğu gibi GDO’lu ürünlerde de teknolojiyi geliştirenler bunu belirli bir bedel karşılığı pazarlamaktadır. Bu husus ilaç, elektronik, yazılım, otomotiv ve savunma sanayi gibi konularda da farklı değil.
Onun için bu söylemlerle vakit geçirmek yerine, Türkiye’nin bu teknolojiyi ve zengin biyolojik çeşitliliğini kullanarak tarımsal üretimini artıracak yüksek kaliteli tohumlarını üretmeye odaklanması daha doğru olur.

9- Hemen her yıl soya ve bazı yıllar da mısır, ayrıca gıda endüstrisi için gerekli enzimler ithal ediliyor. Bunları ithal ettiğimiz ülkelerde GDO’lu üretim ağırlıklı olduğundan GDO’lu ürünlerin ithali ve tüketimi de mümkün görünüyor.

10- Birçok bitki türünde genetik mühendisliği ile geliştirme çalışması yapılıyor. Ancak bunlar henüz piyasaya sürülmemiştir. Dünya ticaretine konu olan sadece soya, pamuk, mısır ve kanoladır.

11- En basit anlatımıyla, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü transgenik tohumların sınır ötesi taşınmasını düzenleyen, ve bunların biyoçeşitlilik üzerindeki olası olumsuz etklerini en aza indirgemeyi öngören bir antlaşmadır. Türkiye bu protokolü imzalayarak TBMM’de onaylamış ve taraf olmuştur. Şimdi bunun gereklerini yerine getirmek yani gecikmiş olan biyogüvenlik mevzuatını bir an önce hazırlamak durumunda.

12- Tarım Bakanlığı’nın ne gerekçeyle izin vermediği izaha muhtaç bir konu. Bu basitçe “Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliği vs” diyerek geçiştirilemez. AB ülkelerinde olduğu gibi bilimsel risk analizlerini öngören bir mevzuatın çıkarılmasından sonra, bilimsel esaslara dayalı tarla denemeleri yapılmalı ve çevreye olumsuz etkisi olmayan ve üretimde avantaj sağlayan çeşitler çiftçinin hizmetine sunulabilmeli.

13- Halen piyasada bulunan GDO’lu ürünler 1996 yılından beri 25 ülkede üretilmekte ve AB ülkeleri dahil birçok ülkede tüketilmektedir. Şimdiye kadar bunlarla ilgili en ufak bir sağlık sorunu, olumsuz etki ortaya çıkmamıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere aktarılan genin ve bunun ürünü proteinin özelliği nedeniyle uzun süreli etki savı bilimsel daynaktan yoksundur. Dolayısıyla gelecekte, ne kadar zaman sonra sorun çıkar diye sormak yerinde değil.

14- Yapılan risk değerlendirmeleri ve özellikle AB ülkelerinden 65 biliminsanının 3.5 yıl süreyle yürüttüğü ENTRANSFOOD projesi sonuç raporu, GDO’lu ürünlerin en az klasik eşdeğerleri kadar güvenli olduğunu ortaya koymuştur. Bu itibarla, bunların tüketimi de klasik ürünlerinkinden farklı değildir.

AB’nin GDO merkezi İspanya

-  AB topraklarının yüzde 1‘inden az olan bölümünde, GDO‘lu mısır ekimine izin veriliyor.
-  Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Almanya ve Fransa’nın yasaklama kararlarıyla GDO‘lu ekim alanı 165 bin hektardan 105 bin hektara daraldı.
-  En geniş GDO'lu tarım (AB toplamının yüzde 80'i) İspanya'da.
-  İçeriğinde binde 9'dan fazla GDO'lu katkı olan ürün etiketle satılıyor.

(Eylem TÜRK - Milliyet)

7