16 milyar liralık deprem vergisi nerede?

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, toplanan deprem vergilerinin 16 milyar liralık bölümünün nerede olduğunun bilinmediğini söyledi

Salı, 17 Ağustos 2010 - 11:30

16 milyar liralık deprem vergisi nerede?

Marmara Depremi'nin 11'inci yılı anma etkinlikleri için depremin merkez üssü Gölcük'e gelen Türkiye Deprem Vakfı Genel Sekreteri Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Eyidoğan, 1999 depreminden sonra 22 milyar TL'ye yakın bir deprem vergisi toplandığını, bunun 15-16 milyar TL gibi bir bölümünün nerede olduğunun bilinmediğini söyledi. Eyidoğan ayrıca İstanbul'un depreme hazırlıksız olduğunu belirterek, "İstanbul hazırlıksız. Bırakın 7'i, 6'nın üzerindeki bir depremin sonuçlarını bile düşünmek istimiyorum" dedi.

Gölcük'ün Kavaklı sahilinde düzenlenen akşam düzenlenen anma etkinliklerine katılan Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, 17 Ağustos Marmara depreminin ardından kurumsal ve yasal altyapı konularında çalışmalar yapıldığını, deprem sigortası kurumunun oluşturulduğunu, yapı denetim sisteminin getirildiğini söyledi. Türkiye'nin afet anında yapılacaklar konusunda eskiye oranla daha iyi durumda olduğunu, daha hızlı hareket etme konusunda geçmişten dersler aldığını belirten Prof. Dr. Eyidoğan şöyle konuştu:

TESPİT VAR, ÖNLEM YOK

"Ancak afetlerin risklerinin azaltılması, deprem risklerinin azaltılması yalnız deprem olduktan sonra müdahele ile ilgili değil. Önemli olan o müdaheleye fırsat vermeyecek, kayıpları en aza indirecek riskleri azaltma çalışmaları yapmak. Kayıpları en aza indirmek için bazı çalışmaları daha hızlı yapmamız gerekiyor. Geldiğimiz noktada 11 yılda bakıyoruz ki, hala deprem dolayısıyla oluşacak kayıpların tam olarak istenilen düzeyde azaltılamadığını görüyoruz. En büyük eksiklik bir tür eyleme başlama eksikliği yani, yapılan çalışmaların çoğu tespit çalışmaları. Bir deprem olursa bir afet olursa neler başımıza gelir, neleri kaybederizi biliyoruz. Ama bu kayıpları ortadan kaldıracak çalışmaları yapamıyoruz. Arzu edilen hızda yapamıyoruz."

Prof. Dr. Eyidoğan, Türkiye'nin şu anda yüzde 45'inin birinci derece deprem bölgesi olduğunu belirterek, "Yüzde 45'i fayların üzerinde. Şimdi buralarda kentler büyüyor. Kırsal yapılar var. 1 milyon 300 bin kırsal yapımız var fayların üzerinde ve yakınında. Nufusu 1 milyon olan 11 tane şehrimiz var faylara çok yakın. Şimdi bunlardaki konut stoklarıyla ilgili, kamu yapılarıyla ilgili güçlendirme, yeniden yapılandırma konularıyla ilgili çalışmalar çok yavaş yürüyor. Bunun bir çok nedeni var. Olay teknik olmaktan çok sosyo ekonomik ve hukuki. Bugün bazı işleri yapamamızın nedeni yalnız parasal değil" dedi.

DEPREM VERGİLERİ NEREDE?

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Marmara depreminden sonra 22 milyar Tl'ye yakın bir deprem vergisi toplandığını ve bunun 6 milyar Tl'sinin harcandığının söylendiğini belirterek, "Geriye kalan para belli bir program içersinde, kamu yapılarının, bazı konutların, binaların güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılandırmasıyla ilgili uzun veya orta vadeli bir program dahilinde harcanmış olsaydı belki bugün daha iyimser konuşabilecektik. Geldiğimiz noktada maalesef 15-16 milyar Tl gibi deprem vergisinin nerde olduğunu da bilmiyoruz. Nasıl harcandığını da bilmiyoruz. Bunun yanında 'depremde şu kadar kaybımız olacak' diye de hayıflanıyoruz. Bunları konuşmamız ve yerli yerine oturtmamız gerekiyor" diye konuştu.

İSTANBUL HAZIRLIKSIZ

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan olası İstanbul depremi ile ilgili olarak da buradaki sorunların hergün büyüdüğüne dikkati çekerek, "İstanbul şişiyor. İstanbul bugün dünyanın 25 en büyük kentinden biri. Adına mega kent diyorlar. Yüzde 4 nüfus artıyor" diyerek şöyle devam etti:

"Düşünün bir kent zaten yapılarının yüzde 15'i, 20'si hatta son yapılan etütlerde yapıların yüzde 28'i riskli çıkıyor. Şimdi mevcut yapıların yüzde 28'i riskli olan ve gittikçe büyüyen ve neredeyse patlayacak bir kente yüzde 4 göç ekliyorsunuz. Kente hersene nufus artışı ekliyorsunuz. Yüzde 4'ün de ihtiyaçları var. Onlarda konut istiyorlar. Mevcut konut stoğuna birde denetimsiz, kaçak, plansız yapı stoğu ekliyorsunuz. Şimdi nerden başlayacağız? İyi düşünmemiz lazım. Başta İstanbul olmak üzere evet bir deprem sorunu var ama en büyük sorunun yönetimlerin sistemi felç eden göç ve göçü beraberinde getiren büyük ihtiyaçlar, konut ihtiyaçları. Dolayısıyla bu konu İstanbul'un kendi içinde çözebileceği sorun değil. Çünkü şişen bir kent. Dışardan bazı destekler alması lazım. İstanbul gibi bir kent için bence özel bir yasa çıkartılmalı. Bu göç etrafa yayılmalı. Sanayi yüzde 40'tan yüzde 15'e düşürülmeli. Dolayısıyla hala sanayinin gözbebeği gibi görünen, kültür, eğitim, ticaret, turizm, birde kültür başkenti olan bir kent bu kadar kalabalığı nufusu kaldıramıyor. Depremi dolayısıyla hiç kaldıramayacak. Deprem olursa düşünmek bile istemiyorum. Bırakın 7'den daha büyük bir depremi, 6'dan büyük bir depremi bile düşünmek istemiyorum. Türkiye'de deprem gerçekten teknik bir sorun değil. Hani hep böyle zemine bakalım, şuna bakalım, faya bakalım, fay ordan mı geçti bu sorun değil. Sorun sosyo ekonomik bir sorun, hukuksal bir sorun. O yüzden kentsel dönüşümü yapamıyoruz, o yüzden göçü önleyemiyoruz. Dolayısıyla olayın büyük boyutları ve küçük boyutları var. Olaya öyle bakmak lazım. Yalnız fay yalnız zemin diye konuşursak işin içinden çıkamayız."

GÖLCÜK'TE ÖNEMLİ İKİ BÜYÜK SORUN VAR

Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş ise Gölcük'te depremin ardından yaraların hızla sarılarak bugün ki noktaya gelindiğini ancak hala sorunların da devam ettiğini anlattı. Mehmet Ellibeş, şöyle devam etti:"1999 depreminde hasar gören görmeyen, tamirat gören veya işte hiç hasarsız olan binalar. En büyük korkumuz onarılan binaların nasıl yapıldığı konusunda bir ifadede bulunmak istemiyorum. Sonuçta hepsi yasal olarak yapıldı. Yapı denetim bürolarının kontrolü altında güçlendirildi, iskana bağlandı. Yasal olarak bir eksikliği yok. Ama gölcükte ama başka yerde deprem bölgesi olan yerlerde bina stoklarının öncelikle çok ciddi olarak elden ve gözden çıkartılması lazım. İki önemli sorunumuz var. Afete maruz ilan edilen harap binaların konumu ne olacak. Biran evvel afete maruz kararın verilmesi, nihayi sonucun hukuki sürecin tamamlanması gerekiyor. Diğer önemli bir husus kalıcı iş merkezi olarak yapılan binaların konumu. Tamamen yıkık hale geldiler. Sahibi belli değil. Bir hastane, bir resmi devlet kurumu olarak yapıldı ve atıl durumda duruyor. Yıkılan çok katlı binalardan ortaya çıkan arsalar da önemli bir sorun. Bu gibi problemlerin hukuki ve yasal sonuçların tamamlanarak yapılması gerekiyor."

Mustafa BAGDİKEN- Ergün AYAZ- GÖLCÜK- Kocaeli- DHA

3