2010'daki harita değişmedi

Salı, 12 Ağustos 2014 - 00:01

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi siyasi dengeleri hiç değiştirmedi görünüyor. Siyasi cepheleşmenin belirginleştiği seçim olan 2010’daki evet-hayır referandumunun tıpkısının aynısı bir haritayla (üstte) karşı karşıyayız. Şimdi bir matematik hesabı yapıp bu seçimi 2010’a uyarlayalım.

2010’da AKP’nin karşısına CHP-MHP ittifakı çıkmıştı. Yine öyle. 2010’da BDP-sosyalistler ittifakı seçimi boykot etmişti. Bugün Demirtaş’ta birleştiler. Son seçimden Demirtaş’ın oylarını çıkarıp yarışı iki tercihli hale getirin. Şu hesap çıkıyor:Erdoğan: 57.3, İhsanoğlu 42.6. 2010’da oranlar şöyleydi: Evet 57.9, Hayır 42.1.

Girişte yer alan spotlardaki tezi daha iyi anlamak için haritalara iyi bakın. Üstteki harita 2010 referandumunda evet ve hayır oylarının dağılımını gösteriyor. Tablodaki yeşil renk 2010’da boykota giden BDP ve sosyalist blokun egemen olduğu bölgeleri, yani katılımın yüzde 60’a ulaşmadığı merkezleri gösteriyor. Alttaki ise dünkü seçimin haritası. Sadece 5 ilin rengi farklı. Bilecik, Uşak, Artvin, Osmaniye, Tunceli ve Hatay. Bu illerde de hem 2010’da hem 2014’te yarış başa başmış. Aslında oranlarda minik oynamalar var. Kaldı ki Hatay dışındaki 4 ilin nüfusu çok az.

Bloklar bile değişmedi

Ana tabloya gelirsek. 2010’da Erdoğan Saadet Partisi, BBP gibi muhafazakar partilerin desteğini almıştı. BBP yönetimi, bu seçimde Erdoğan karşıtı cephede yer aldı. Ancak BBP’nin tek hatırı sayılır oy aldığı Sivas’a bakınca oyların Erdoğan’a gittiğini görüyorsunuz. Bu seçimde tarafsız durduğunu açıklayan Saadet’in Konya’sına bakın; ‘Erdoğan’ demişler. Tabanda birliktelik aynen 2010’daki gibi. En önemlisi MHP’nin durumu. Bir kısım muhafazakar ülkücü Erdoğan’ı desteklemişti. Bugün de durum aynı. MHP bölgelerinden Erdoğan’ın, kendi partisinin çok üzerinde oy aldığı açık.

Seçimin 3 sonucu var:

1- CHP’liler homurdanarak CHP’nin gösterdiği adaya genelde oy verdi. Kitlelerinin sağlam duruşunu bozmadılar.

2- Orta Anadolu’da yaşayan ve aslında AKP’lilerden pek hazzetmeyen muhafazakardindar MHP seçmeni, Erdoğan kişisel kartvizitiyle seçime girince tercihlerini partilerinden yana kullanmadı.

3- Selahattin Demirtaş’ın seçimden önce ciddi avantajları vardı. PKK misyonu, tarihte Öcalan’dan sonra çıkardığı en tanınmış isimle seçime girdi. Seçmen için “Baraj altında kalacak. Oyum boşa gitmesin diye BDP’ye vermedim” mazereti ilk kez geçersizdi. Yerel akrabalık ilişkileri oy tercihlerini etkileyemezdi. Adayı seçmen tabanında kabul görmeyen merkez muhalefetten oy çekmek işten bile değildi. Bütün bu ciddi avantajlara rağmen yüzde 10 barajına ulaşılamadı. Bu seçimde “Yozgat, Çorum gibi milliyetçi yerlerden bile Demirtaş oy aldı çok başarılı” diyebilirsiniz. Ama zaten sosyalist solun buralarda tek tük oyu vardı. Rakamsal açıdan anlamlı değişiklik var ama çok büyütmeyin. Bununla birlikte hakkını yemeyelim. Demirtaş’ın söylemi psikolojik barajların yıkılması açısından başarı oldu. Silahlar bırakıldıktan sonra gelişecek söylem galiba bu.

Sandığa gitmeyenler eşit

Seçmenin tatilini yarıda kesip gelmeyeceği ve katılımın düşük olacağı seçim öncesi ortadaydı. Ama derin analizlere daldığınız zaman bunun muhalefet kadar Erdoğan’ın oylarını da etkilediği ortaya çıkıyor. Örneğin İzmir, Edirne, Kırklareli, Aydın, Antalya gibi CHP’nin etkin olduğu bölgelere bakın. Katılım 30 Mart’a göre yüzde 90’dan ortalama yüzde 75’e düşmüş. Ama yine de İhsanoğlu açık ara önde. Hatta Erdoğan İzmir, Edirne’de partisinden az oy almış. Bu demektir ki AKP seçmeni de aynı oranda seçime katılmamış. Fark, MHP seçmenini orta Anadolu’da Erdoğan’ı tercih etmesinden kaynaklanıyor. Yine de bu sandığa gitmeme oranının eşit olması muhalefetin kusurunu kapatmıyor. Seçim öncesi sadece kendi seçmenlerini sandığa getirseler Erdoğan’ı psikolojik olarak çökerteceklerini yazıp çizdik. Bu nispeten kolay hamleyi bile yapamayıp fırsatı teptiler. Sandığa seçmen getirme işini iktidardan çok muhalefet partileri yapmalıydı çünkü başarıya aç ve daha çok ihtiyacı olan muhalefetti.