28 Şubat'ın 'gizli mağdurları' İslami holdingzedeler

Cuma, 05 Mart 2010 - 05:00

28 Şubat ‘postmodern’ darbesinin yıldönümünde birçok şey enine boyuna tartışıldı.

Tartışıldı da bir şey gözden kaçtı. Meğer 28 Şubat’ın mağduru yalnız Refahyol hükümeti değilmiş.

Avrupa'da yaşayan 300 bin insan da 28 Şubat nedeniyle mağdur olmuş. Bunu söyleyen 11 bin İslami holdingzedenin avukatlarından birisi olan Ümit Akça.

Akça, İslami holdinglerin 28 Şubat sürecini suistimal ederek en çok bu dönemde para topladıklarını söylüyor. ‘Gözden ırak gönülden ırak’ örneği İslami holdingilere paraların kaptıranların sorunlarıyla ilgilenen olmamasından şikayet ediyor.

Bilindiği gibi Almanya'da dava açılsa da yatırımları Türkiye'de olduğu için şirketlerden para tahsilatı yapılıp hak sahiplerine ödenemiyor.

Yüzde 40’lara varan kâr payı karşılığı Avrupa’da yaşayan Türklerden milyarlarca dolar para toplayan İslami holdingler çok büyük yıkımlara sebep oldular.

Konu Avrupa Parlamentosu’nda bile tartışıldı.

Ama Türkiye’de ‘yaprak kımıldamıyor’ dense yeridir. TBMM konuyla ilgili bir araştırma komisyonu kurdu, rapor hazırladı ama elde var sıfır. Avrupa’da yaşayan İslami holdingzedeler adına dava açan avukatlardan Ümit Akça, TBMM nezdinde girişimlerde bulunuyor.

Konuyla ilgili bir rapor hazırladı. Milletvekillerine yolladı. Bu rapora göre İslami holdinglerin mağdur ettiği insan sayısı 300 bin.

Bugüne kadar 80’e yakın holdingin başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türkler’den para topladığı ve bazılarının dolandırıcılık yaptığı savcılık raporlarında yer aldı.

Bunlardan en büyükleri ise Kombassan, Yimpaş, Jet-Pa, İttifak Holding, Endüstri Holding, Kamer Holding, Silm Holding, Noya Holding ve Umpaş Holding.

Posta kutusu şirketlerine para

Holdinglerin ortak sayıları incelediğinde ise Yimpaş’ın 110 bin kişiyle birinci, 80 bin ortakla Kombassan’ın ikinci, 17 bin ortakla ise Jet-Pa’nın üçüncü sırada olduğu görülüyor.

Holdinglere en büyük para akışı 1998-2001 yılları arasında oldu. Özellikle 28 Şubat kararlarının arkasına sığınarak para toplama yöntemlerini değiştiren holdingler bu dönemde 20 milyar dolara topladılar.

Değişik şirketler adına toplanan bu paralar daha sonra birçoğu elden olmak üzere Türkiye’deki holding merkezlerine götürüldü.

Bu şirketler yalnızca Türkiye'de kurdukları holdingler adına değil, Avrupa'da oluşturdukları ‘posta kutusu şirketi’ adına da para topladılar.

İsviçre’de Yimpaş Group AG, Almanya’da Yimpaş Verwaltung GmbH, Lüksemburg’da Kombassan S.A. kuruldu. Bunlardan Yimpaş Group AG, Yimpaş Verwaltung GmbH ve Kombassan S.A. şu anda iflasını vermiş durumda.

İslami holdingler Almanya’da açılan yüzlerce davada dolandırıcı olarak ilan edilmelerine rağmen, bu kararlar Türkiye’de uygulanamıyor.

Onun için burada dava açılması gerekiyor. Ancak açılan davalar ise sonuçsuz kalıyor. Çünkü paranın toplandığı yer Avrupa, harcandığı yer Türkiye.

İslami holdingler zaman kazanmak, para yatıranları bıktırmak için açılmış davalara katılmıyorlar. Genel kurulları yapmıyor, Sermaye Piyasa Kurulu’nun şartlarına uymuyor, ortakları holding binalarına dahi sokmuyorlar.

Şirketin mali durumu ile ilgili hiçbir bilgiyi ortaklarına vermezken, şirketleri üçüncü şahıslara devrederek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyorlar.

‘Jet Fadıl’ İstanbul’da beş yıldızlı otel kuruyor

Avrupa’daki Türklerden toplamış olduğu milyonlarca euro ile Türkiye’de farklı isimlerle iş yapan Fadıl Akgündüz, İstanbul Bayrampaşa’ya beş yıldızlı otel inşa ediyor. Fadıl Akgündüz’ün ev kadını olan ablasına devrettiği şirketler üzerinden ticari hayatına devam ettiği söyleniyor.

Almanya, İsviçre gibi ülkeler İslami holdingler konusunda sorumluların tutuklanması için Interpol’e bile başvurdu.

Örneğin Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar hakkında İsviçre’de kurulan Yimpaş Group AG ile ilgili binlerce sayfadan oluşan ceza dosyası, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’na iletildi. Bugüne kadar İsviçre Başsavcılığı ve Almanya’nın Mannheim Savcılığı tarafından Türkiye’ye adli yardım talebiyle yapılan başvurulara, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı herhangi bir açıklamada ya da araştırmada bulunmadı. Delillerin, belgelerin, para trafiğinin, şahit beyanlarının Türkiye’deki makamlara ulaştırılmasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen sonuç alınamadı. Ayrıca dava hakkındaki gizlilik kararı bilgi almayı da güçleştiriyor.