300 yıllık yalnızlık

Padişahları ağırlayan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, sadece Boğaziçi'nin değil, İstanbul'un en yaşlı ahşap sivil binasıdır...

300 yıllık yalnızlık

314 yıl önce yapılan yalı daha inşaatın bittiği yıl ‘Lanetli’ Karlofça Anlaşması’nın hazırlıklarını gördü. Hüseyin Paşa yalıda sadece üç yıl oturabildi. En büyük yıkımı yalının kendisi yaşadı, zamanla paramparça oldu ve kaderine terk edildi...

Hazırlayan:Mehmet Çelik

mehmet.celik@posta.com.tr

Klasik devir Osmanlı sivil mimarisinin ayakta kalan tek örneği olan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı aynı zamanda Meşruta Yalı, Kırmızı Yalı, Direkli Yalı, Köprülü Yalısı isimleriyle de biliniyor.

Sultan II. Mustafa ve III. Ahmet gibi padişahları ile Sadrazam Damat İbrahim Paşa gibi devrinin en güçlü isimleri bu yalıda misafir kaldılar. Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, padişahları, sadrazamları, yabancı elçileri misafir etmiş son derece az sayıdaki yalıdan biridir.

İDAMDAN DÖNDÜ YALIYI YAPTI

Köprülü Ailesi, Çandarlılarla birlikte Osmanlı tarihinde en çok sadrazam çıkaran (6) büyük bir ailedir. Amcazade Hüseyin Paşa, Köprülü Mehmet Paşa’nın yeğeniydi ve daha önce çeşitli görevlerden sonra Kaptan-ı Deryalık yapmıştı. 

Hüseyin Paşa daha sonra Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ile birlikte 1683’teki İkinci Viyana Kuşatması’na katıldı. Kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edildi, Hüseyin Paşa da idam edilecekken affedildi ve İstanbul dışı bir göreve gönderildi.

II. Mustafa’nın 1695’te tahta çıkışı Hüseyin Paşa’ya sadrazamlığa giden yolu açtı. Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor günlerinde beş yıl sadrazamlık yapan Hüseyin Paşa, 1697’de Sadrazam olduğu yıl adıyla anılan yalının inşaatına başladı.

İki yıl sonra, 1699’da yalıya yerleşen Hüseyin Paşa, kimi tarihçinin ‘Lanetli Anlaşma’ dediği Osmanlı’nın itibar ve toprak kaybettiği Karlofça Anlaşması’nı imzaladı.

GÜÇ DENGELERİ BOZULUYOR 

Yalının inşasından bir süre sonra, devrin padişahtan sonra en nüfuzlu kişisi olan II. Mustafa’nın hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi ile arası açıldığı için oldukça sıkıntılı günler yaşadı.

Hüseyin Paşa’ya yakın bazı devlet adamları, gerginlik yüzünden Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’nin etkisiyle görevden alındı, bazıları da idam edildi. Gelişmelerden korkan Hüseyin Paşa hastalığını bahane ederek görevinden ayrıldı.

Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin kendisini öldürtmesinden korktuğu için Silivri’deki çiftliğine yerleşti. Ama çiftliğe gittikten 15 gün sonra birdenbire öldü.

Feyzullah Efendi’nin ölümü ise daha kötü oldu. 1703’te çıkan isyanın neticesinde II. Mustafa tahttan indirildi, İsyancıların hedefindeki Şeyhülislam Feyzullah Efendi de işkenceyle öldürüldü.

İHMALİN KURBANI YALI 

Hüseyin Paşa’nın ölümünden sonra da yabancı ülkelerin elçileri bu yalıda konuk edildi. Sonraları aileden kimse uzun süre yalıda oturamadı. Anadoluhisarı tarafındaki iki katlı büyük harem dairesi ise 19. yüzyılda tamamen yandı.

Balkan savaşları sonrasında bir ara muhacirler yalıya yerleştirildi. Bu dönemde bina çok hor kullanıldı. Yalı ilk defa 1956’da onarım gördü. 1976’da TAÇ Vakfı acil çatı onarımı yaptı.

1978’den 1980’e kadar süren yazışmalar sonucunda TAÇ Vakfı binayı askıya alarak, denize kaymasını önleyebildi. Binanın denize uzanan direkleri de bu arada takviye edildi. Tarihçiler, yazarlar ve mimarlar yalı için defalarca kampanya düzenledi. Ama uzun yıllar bir sonuç alınamadı.

Varisler anlaşamadı yalı çürüdü

Yasalara göre Boğaziçi’nin en eski yalısının onarılmasından yalının sahibi olan Mülhak Amcazade Hüseyin Paşa Vakfı sorumlu. Ancak vakıf kendi imkanlarıyla böyle bir onarımı üstlenemiyordu.

Yalının restorasyonu için Anıtlar Kurulu ile yazışmalar yapılırken; arka planda varisler arasında da büyük tartışmalar yaşanıyordu. Köprülü Hüseyin Paşa’nın torunları, yaklaşık 1 milyar dolar değerindeki gayrimenkule sahip vakfın yönetimi için birbirleriyle anlaşamıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen özel bir durumu olan vakfın malları satılamıyor. Vakıf, 130 kadar varisi temsil eden bir mütevelli tarafından yönetiliyor. Mütevellinin vakıf gayrimenkullerinin işletilmesi üzerinde karar yetkisi var.

PIERRE LOTI’NİN 100 YIL ÖNCEKİ ÇAĞRISI

Türk dostu olan ve senelerce İstanbul’da yaşayan Pierre Loti, 1910’da Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’nın haline üzülmüş ve ‘Mutlaka kurtarılmalı’ diye bir çağrı yapmıştı. Pierre Loti, Amcazade Yalısı’nın neden kurtarılması gerektiğini şöyle yazmıştı:

“Geçmiş zamanın Türk evleri, tam kıyının başladığı yerde, Boğaz’ın sularına değecekmişçesine sıralanıyor. Hepsi de geleneğin gerektirdiği üzere, ahşaptan yapılmış.

Ama ne yazık ki, zaman, kışların rutubeti, suların ıslatıp durması onları pek yakında yerle bir edecek. Ve giderek suya eğilen bu evler denize göçüp gittikçe, yerlerini modern ucubeler alacak -tıpkı karşıda, Avrupa kıyısında olduğu gibi- ve böylece, tapılası Türkiye olmayı sürdüren her şey yavaş yavaş yok olacak.

‘PEÇELİ DİLBERLERİN GEZİNDİĞİ O BAHÇE’

Yıkılmaya yüz tutmuş bu eski konaklardan biri var ki, ne pahasına olursa olsun kurtarılması gerek: Bir zamanlar padişahların büyükelçilere konut olarak verdiği Köprülü Yalısı.

Önünden geçerken, daha iyi seyredebilmek için kayığınızı yavaşlatmak gelir içinizden.

Bakımsız eski küçük kayıkhanesinin yeşermiş döşeme taşları üzerine eğilmiş bu evin, artık kapatılmaya özen gösterilmeyen pencerelerinden içerideki büyük odaları, hiçbir canlının tasvirinin yapılmasını kabul etmeyen o gizemli saflığıyla doğu üslubundaki odalar görünür.

Benzersiz eski resimlerle, düşsel çiçeklerden oluşan demetler biçimindeki gül bezeklerle süslenmiş panolar; karmakarışık arabesklerin birbirine geçtiği oyma ahşaptan yapılmış, soluk rengi eski Cordoba derilerini anımsatan tavanlar.

Yalıda şimdi kimse oturmuyor; görkemli geçmişin o hazin kalıntılarına artık kimse özen göstermiyor.

Ya bahçe, bir zamanlar peçeli dilberlerin özlemlerini gezdirdiği o bahçe, oymaları, değerli işlemelerle dolu bir kumaşı anımsatan beyaz mermerlerden çeşmesiyle o bahçe vahşi bir çalılığa dönüşüyor sessizce.”

(30.06.2013 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)