AA muhabiri: Gemide işkence gördük

AA muhabiri: Gemide işkence gördük

Gazze’ye yardım götüren gemide bulunan ve İsrailli askerlerin saldırısına uğrayan Anadolu Ajansı foto muhabiri Erhan Sevenler, "Vatana döndük. Çok çok mutluyum. Bu süreci aştığıma açıkçası inanamıyorum" dedi.

Sevenler ve aynı gemide bulunan AA muhabiri Yücel Velioğlu, Adli Tıp Kurumu önünde meslektaşlarına olaylarla ilgili açıklamalarda bulundu.
Erhan Sevenler, 30 Mayıs gecesi saat 00.00 sıralarında diğer gemiden tacizler olduğunu öğrendiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Biz de gemide önlemler almaya başladık. Firkateynlerin yaklaştığını, denizaltıların etrafta dolaştığını öğrendik. Bunun üzerine tüm gazeteci arkadaşlar geminin arkasında toplandık ve bunları görüntülemeye çalıştık. Ardından bir anda saat 04.00 gibi 15-20 adet zodyak, geminin etrafını sardı. Biz daha ne olduğunu anlamadan bir helikopter, kaptan köşkünün üzerine komando indirmeye başladı. Ben de onu görüntülemek üzere o tarafa doğru koştum. Bu sırada gemidekiler, aşağıya inen bir komandoyu yakaladılar. Bu ana kadar sürekli atılanların ses bombası ve plastik mermi olduğunu düşünüyordum. Askeri ele geçirdikten sonra bir anda gerçek mermi kullandıklarının farkına vardım. Çünkü kaptan köşkünün camları kırılmaya başlamıştı. Gerçek mermi olduğunu anlayınca hemen geri çekildik. Daha sonra basın merkezine sığındık. Bunu planlamıştık. Böyle bir şey başımıza gelirse basın merkezine sığınıp hep bir arada kalacağımızı konuşmuştuk."

Yücel Velioğlu da Sevenler ile hep bir arada bulunduklarını, saldırı anında bir ara ayrı düştüklerini belirterek, "İkimizde de telsiz vardı. Telsizle birbirimizi anons ettik ama ulaşamadık. Hiçbir uyarı olmadı. Bir anda çevremizi en az 20 tane zodyak, 4 firkateyn, denizaltılar, helikopterler sardı. Müthiş bir ses ve gürültü vardı. O arada biz birbirimizi bulmaya çalıştık, bulamadık" diye konuştu.

Bir gazetecinin, "İnsanlar kendini nasıl savunuyordu? Gönüllülerde silah ve bıçak bulunduğu iddia edildi" sorusuna Velioğlu, "Hayır, biz görmedik. Silah olsaydı herhalde İsrail askerlerinden de ölü ve yaralı olurdu, ama herhangi bir şey yoktu" dedi.

"Gemide yaralı ve ölü gördünüz mü?" sorusuna Velioğlu, "Tabii ki gördük, çok gördük orada. Ne yapacağımızı şaşırdık. Hemen basın merkezine geçtik" karşılığını verdi.

Velioğlu, bir gazetecinin "O an diğer insanlar ne yaptı?" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Güvertedekileri teker teker aradılar. Sonra ellerini kelepçelediler, plastik kelepçe kullandılar. Saat 07.00’de basın odasına geldiler. Basın odasının 3 girişi vardı, ikisi kapalı, biri açıktı. Açık olanı tarif etiğimiz halde oradan gelmediler, güverteye çıkan giriş kapısını kırarak içeri girdiler. Silahların lazer ışıklarını vücudumuzun her tarafında gezdirdiler. Bunları bilerek uyguladılar. Ellerimiz başımızda, boynumuzda makinelerimiz, pasaportlarımız ellerimizde, basın kartlarımızı gösterdiğimiz halde üzerimizde sürekli lazerler vardı.

Odadan bizi çekerek çıkardılar. Sonra güvertede cama dayadılar, o şekilde arama yapıldı. Üzerimizden her şeyimizi aldılar. Fotoğraf makinelerimizi zaten basın merkezinde bırakmamızı istediler. Sonra güverteye alındık. Güvertede en az 100 kişi diz çökmüş şekilde, elleri arkadan bağlı. O sırada bir de yukarıdan sürekli helikopterler geldi. Bu psikolojik bir savaştı, biz öyle düşündük."
Bir gazetecinin, "İlk açılan ateş dışında ateş açıldı mı?" sorusuna Velioğlu, sürekli ses bombalarının patladığını, ateş açıldığını ve bunun 45 dakika sürdüğünü anlattı.

Velioğlu, "3 gün boyunca neler yaşandı? Size nasıl davrandılar?" sorusu üzerine, sabah saat 09.00 sıralarında geminin hareket etmeye başladığını, ancak çok yavaş gittiğini ve etrafında zodyaklar, firkateynler bulunduğunu ifade ederek, arkalarında da diğer yardım gemilerinin yer aldığını söyledi.

Bir gazetecinin "Yemek olayı nasıldı? Serbest bırakılan geminin kaptanı, bir su içtiklerinden ve boğazlarının yandığından bahsetti" demesi üzerine Velioğlu, "Gemide dağıtılan su kendi suyumuzdu. O normal suydu ama hapishanede içtiğimiz sular, değişik, 1,5 litrelik şişelerdeydi. Suyun rengi normaldi, ama alışkın olduğumuz bir tat değildi" dedi.

"HİÇBİR ŞEYDEN HABERİMİZ YOKTU"

Erhan Sevenler, "Bu süre içinde dış dünya ile bağlantınız kesildi" denilmesi üzerine, "Hiçbir şeyden haberimiz yoktu. En son basın merkezinden askerler bizi almadan önce saat 06.00 gibi uyduya bağlı televizyondan NTV yayınını gördük ve görüntülerin oraya ulaştırıldığını anladık. Fazla izleyemedik. Askerlerin baskınını yeyince kapatmak zorunda kaldık. Aslında bilerek kapattık, asker üzerinde herhangi bir provokasyona neden olmamak için" diye konuştu.

İsrail’de sorgulandıklarını da belirten Sevenler, şöyle konuştu:
"Bizi sorguladılar. ’Bu ülkeye izinsiz girdiğinizin farkında mısınız?’, ’Buraya nasıl geldiniz?’ diye sordular. Aslında biz 80 mildeydik. Biz de ona göre sorulara yanıt vermeye çalıştık. Bize zorla, ülkeye yasa dışı girdiğimizi kabul ettiğimize dair kağıt imzalattılar. Parmak izlerimizi aldılar, defalarca fotoğraflarımızı çektiler, kabinlere alarak çok çok özel ve çok detaylı arama yaptılar. Ardından bizi küçük cezaevi araçlarına bindirerek, cezaevine götürdüler. Sonra koğuşlarda kalmaya başladık. Cezaevinin yeni yapılmış olduğunu tahmin ettik. Ama hepimiz ayrı yerlere düştük. Bir türlü 14 gazeteci bir arada kalamadık. Elimizden geldiğince hayatımızı idame ettirmeye çalıştık. Orada yine psikolojimizi sağlam tutmaya çalıştık. Gün içinde kaldığımız koğuşu tişörtümüzü bez yapıp, temizlemeye çalıştık. Verilen gıdaları almaya çalıştık. Ayakta kalmaya çalıştık, yemeklerin çok iyi olduğunu düşünmüyorum, mecburen yedik."

Cezaevinde tek tip elbiseler giydiklerini, 15 metre kare alanda 4 kişi kaldıklarını belirten Yücel Velioğlu, sorgu sırasında şiddet uygulanıp uygulanmadığına ilişkin soru üzerine "En azından bize yapmadılar" dedi.

Erhan Sevenler ise aynı soru üzerine "Aramalarda doğal olarak sert davrandılar, biz de bir şey demedik. Her şeyi beklemek zorunda kaldık, nerede olduğumuzu hiçbir zaman bilemedik" diye konuştu.

BİZ ARTIK BURADAN ÇIKAMAYIZ DEDİK"

Gemiyi Aşdod limanında yüzlerce İsrailli askerin beklediğini ve gemiyi alkışlarla kahramanca karşıladıklarını anlatan Yücel Velioğlu, "O zaman ’Biz artık buradan çıkamayız, kalırız’ dedik" dedi.

Velioğlu, gemide yayın ekibinden internetle ilgili bir kişinin fotoğraf çekerken kafasına aldığı bir kurşunla öldüğünü duyduklarını söyledi.
"Geri dönüşünüz nasıl sağlandı?" sorusunu yanıtlarken Velioğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan mutlaka bir adım geleceğine inandıklarını belirterek, sonra konsolosluktan, insan haklarından yetkililerin gelmeye başladığını, isimlerinin yazıldığını, ailelerinin telefonlarını yazdırdıklarını anlattı.

Eşi hamile olan Velioğlu, "Biz kendimizden ziyade burada bıraktıklarımızı düşündük. İletişim kuramadık" dedi.

"BU SÜREÇTE BEKLEMEYE ALIŞTIK"

Erhan Sevenler, uçağa dün saat 10.00 sıralarında bindiklerini ve uçağın bugün 01.00’de hareket ettiğini belirterek, "Bu süreçte beklemeye alıştık. Her yerde bekledik. Gemide bekletildik, aracın içinde bekletildik, aracın içinde beklerken klimaları sonuna kadar açtılar, geminin güvertesinde bekledik" diye konuştu.

Yücel Velioğlu da "Biz en büyük işkenceyi geminin güvertesinde gördük. Sürekli helikopterler, gemiler geldi, denizden aldığı suyu komple üzerimize fırlattı" dedi.

"Uçakta insanların psikolojisi nasıldı? Basın mensupları olarak birlikte miydiniz?" sorusuna Sevenler, "Yine ayrıydık, çünkü her uçakta farklı insanlar vardı. Bizim uçakta 3-4 gazeteci vardı. Gazeteciler olarak elimizden geldiğince sağlam durmaya çalıştık, hep bir arada olmaya çalıştık, kol kola olmaya çalıştık. Vatana döndük. Çok çok mutluyum. Bu süreci aştığıma açıkçası inanamıyorum" yanıtını verdi.
Basın mensupları, daha sonra meslektaşları Erhan Sevenler’in doğum gününü kutladı.

BUZDOLABI İŞKENCESİ GÖRDÜK

 İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım'da gemide gördükleri işkenceyi şöyle anlattı:

“Sonra anlaşma oldu. Yaralıları vermeye başladık. Hepimizi tek tek çıkarmaya başladılar. Saatler sürdü. İnsanlar tuvalet ihtiyacına gidemedi. Hep hakaret ettiler. Sonra bizi geminin ikinci katına aldılar. Yerler ıslak. Ellerimizi bağladılar. Çoğumuzun arkadan. Çok sıkı bağladılar. Ellerimizde hala iz vardır. Sonra 5 saate yakın işkence yaptılar. Maksatlı olarak helikopteri üzerimize getirip, döndürmeye başladılar. Helikopter, denizden aldığı suyu üzerimize atmaya başladı. Bizim kaldığımız yer, geminin soğuk tarafıydı. Bana deseniz ki ‘Buzdolabı işkencesini gördünüz mü’ diye. Evet gördük arkadaşlar. Bu arada hastalarımızı alıyorlardı. Yukarıda dakikalarca tutup, götürüyorlardı. İsteseler, bütün yaralıları birkaç helikopterle alabilirlerdi. Yapmadılar. O yaralıları tek tek götürdüler. Arkadaşlarımız anlatacak size. Hastanede vida gibi bir şeyle, uyuşturmadan bacağının içini açtılar. Hiç mi insaf yok."

2