Ablanın payı elinden alınamaz

Pazartesi, 15 Şubat 2010 - 05:00

Babamızı kaybettik. Mirasçı olarak ben, ablam ve annem kaldık. Ablam Alman vatandaşı. Aile içinde anlaşmamız mevcut arabayı satmak, gayrimenkulleri de annemizin üzerine yapmaktı. Ancak sonradan ablam bu işten kaçmaya başladı, bizimle işbirliği yapmıyor. Acaba bu olayın çözümü ne olur? Y.U.

Normal şartlar altında babanızdan kalan mallar, sizin, annenizin ve ablanızın üzerine elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) olarak tescil edilebilir. Bu halde de ancak kullanılır ama satılamaz. Ancak sizin bir gayeniz var, malları annenizin üzerine geçirmek. Bunun için bazı yollar var. Bunlardan biri mahkemeye başvurup elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete çevirtip, sizin hissenizi anneniz adına tescil ettirmek. Ancak bu halde ablanızın hissesi onun üzerinde kalacaktır. İkinci bir yol, mirasın taksimini mahkemeden talep etmek. Bu halde hakim tüm terekeyi göz önüne alır ve malları miras payları göz önünde tutarak paylaştırır. Bu halde de siz payınızı annenize devredebilirsiniz, ama birtakım mallar ablanıza ait olur. Şimdi üçüncü bir yol: Yine mahkemeden bu defa gayrimenkuller için tek tek ortaklığın giderilmesi talebinde bulunmak. Bu halde gayrimenkuller bölüştürülebilirse mirasçılar arasında bölüştürülür. Ancak bahsettiğiniz daireler paylaştırılamayacağı için satışa çıkarılır. Satış ihale yolu ile olur. İhaleye katılıp bunları siz veya anneniz alır, bu defa ablanızın hissesi para olarak ayrılır gerisi anneniz adına tescil edilir. Ancak ablanızın muvafakati olmadıkça hissesini anneniz adına tescil ettiremezsiniz. Araç için de aynı şeylere söylemek mümkün.

Mahkeme tehdit değil

Yurt dışında bir iş aldım. 90 günde tamamlanması gerekiyordu. Gittiğimiz yerde bazı mahalli eleman çalıştıracaktık. Ancak bunlardan randıman almadığımız için ben Türkiye’den eleman getirttim ama iş 120 günde bitti. Yurda döndüğümde iş sözleşmesinin feshedildiğini öğrendim ve bana eksik bedel ödendi. Bedel konusunda da şirketle ihtilafımız var. Bunu nasıl hallederim ne dersiniz? A.Ç.

Önce tüm okuyucularıma bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Biz toplum olarak yargı mekanizmasını yanlış tanıyoruz. Dikkat edin kafası kızan, karşısındakini “Ben seni mahkemeye vereyim de gör, sürüm sürüm süründüreceğim” diye tehdit eder. Yani mahkemeye gitmek bir cezalandırmadır. Çoğunlukla da karşı taraf bundan korkar. Bana danışmaya gelenlerin büyük çoğunluğu, “Acaba beni mahkemeye verir mi?” diye korkarak sorarlar. İşte yanlışlık burada. Değerli okuyucularım mahkemeye gitmek son derece medeni bir davranıştır, asla bir tehdit unsuru değildir. Kişiler aralarında anlaşamayabilir. Bunun için kavga döğüş yapacağına aralarındaki ihtilafı halledecek bir kuruma başvurmak medenice bir davranıştır ve başvurulacak kurum da mahkemelerdir. O halde mahkemeye başvurmak bir tehdit değil bir uzlaşma arayışıdır. İşte okuyucuma da bunu söyleyeceğim. Kendi kendinize bir çözüm arayacağınıza ve karşı tarafla bayağı fikir ayrılığı doğmuşsa yapacağınız şey mahkemeye başvurmaktır. Bugünlerde mahkemeye başvurudan korkulan husus davaların uzun sürmesidir. Eh umarım bir gün o da hallolur. (Bu konuda yapılan çalışmalar çok bilinçli görülmüyor ama umarım birgün ciddi çalışma da yapılır.)