Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Acaba beni de dinliyorlar mı?

Perşembe, 17 Haziran 2010 - 05:00

Öyle bir korku imparatorluğunda yaşıyoruz ki üç beş arkadaş buluşup yemek yerken cep telefonları vestiyere bırakılıyor, hatta telefon faturalarının azaldığından bile bahsediliyor, insanlar dinlenmekten o kadar korkuyor. Geçen gün posta kutuma düşen bir mektupta yazılanları hiç tereddüt etmeden yapmamın nedeni de bu. Gerçi Posta Gazetesi’nin de içinde bulunduğu DMC’nin santralinin dinlendiği mahkeme belgelerine geçti ama ya cebimiz de dinleniyorsa? İşte bunu öğrenmenin yolunu yazıyor mektup: Cep telefonu numaranızın başına 15 ekleyin ve çevirin. Eğer “yanlış numara” diye bir yanıt alırsanız yırttınız, dinlenmiyorsunuz. Yok eğer numaranız çalıyorsa dinleniyorsunuz! Hemen deniyorum. 15 ve kendi numaram. Çalıyor. Çalıyor! Ve açılıyor! “Başkanlık iletişim!” diyor bir erkek sesi. İrkilip kapatıyorum hemen. İşte dinleniyorum, hem de başkanlıktan! Yanımdaki arkadaşım, ya beni de dinliyorlarsa diyor. O da deniyor. Ona da açılıyor ve aynı yanıt veriliyor. Kızgın, “senin yüzünden beni de dinliyorlar” diye sitem ediyor. Bu sefer eşi arıyor. Telefon çalıyor, açılıyor, “Tayyip Bey’i aramıştım da” deyip kapatıyor. Hepimiz yerlere yatıyoruz, hem gülüyor, hem de tedirgin oluyoruz.

Telefonlar kilitlenmiş

Bana mektubu yollayan arkadaşımı arıyorum. “Nedir bu iş” diyorum. “Aa, sana ikinci mektup gelmedi mi” diyor. Her zamanki şirin saflığıyla. “Gelmedi, ne olmuş” diyorum. Meğer başkanlık iletişimin numarası 150’ymiş. E kendi numaranın başına 15 koyup ararsan başkanlık çıkıyor tabii” diyor! Tabii ama, bunu deneyenlerin çokluğuna bakın ki iki günde başbakanlık iletişimin telefonları kilitlenmiş, bu soğuk şakanın nereden çıktığını arıyorlarmış şimdi! Nereden çıkacak, bizde dinlenme korkusu yaratan kimse onlardan. Hepimizi dinlediklerini kendileri itiraf etmediler mi!

Hükümet yargıya baskı uyguluyor!

Bu benim fikrim değil. Türkiye’nin fikri. Radikal Gazetesi’nde yayınlanan Bekir Ağırdır imzalı “Siyasette ve toplumda kutuplaşma” başlıklı araştırmaya göre Türkiye, birbirinden tamamen farklı düşünen iki gruba ayrılmış bulunuyor: Modernler ve dinci muhafazakârlar. Bu iki grubun ortasında ise geleneksel muhafazakârlar diye adlandırılan bir üçüncü grup var ki duruma göre ya modernlere, ya dinci muhafazakârlara yakın düşünüyor. Bir tek konu dışında: Hükümet yargıya baskı uyguluyor! Türkiye ortalaması yüksek, modernlerin yüzde 80’i, geleneksel muhafazakârların yüzde 60’ı ve hatta dinci muhafazakârların yüzde 27’si hükümetin yargıya baskı uyguladığına inanıyor. Nitekim, Anayasa Mahkemesi ki, başka ülkelerde adı yüksek mahkemedir, yani üstü yoktur, anayasa değişikliklerini incelemeye karar verdiği andan itibaren top atışına tutuldu! Hatta bizzat Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can, mahkemenin değişikliği iptal kararının yok sayılmasını bile önerdi. Ki daha ortada karar yok! Ve bunu, inanın hükümetin isteğinin aksine bir durumda herhangi biri söylese, hemen içeri atılırdı! Bir tür isyana teşvikten. Türk adalet tarihine geçecek ve ilerde hukuk fakültelerinde örnek olay olarak okutulacak bir dava olan Savcı İlhan Cihaner davasında, dosya Yargıtay’dan kaçırılıyor. Erzincan, Erzurum, Diyarbakır, İstanbul arasında gidip gelen dosyayı isteyen Yargıtay hakimleri arada sıçan oynayan küçük çocuklara dönüştü. Ve hiçbir şey yapamıyorlar. Ergenekon davasına bakan yargıça bile pusu kuruldu! Ben çocuktum ama Menderes hükümeti zamanında da önce yargıyı halletmeye kalkmışlardı. Tahkikat Komisyonları kurulduktan sonra ise neler olduğunu hatırlatmaya gerek yok. Ama hukukun bir gün herkese lâzım olacağını hatırlatmaya gerek var. Yargıtay’a da, yargıçlara da. Kimin ne zaman yargılanacağını kim bilebilir, anayasayı ve devlet düzenini değiştirmeye kalkmaktan?