Açılım'dan beri 118 ana ağladı...

Salı, 15 Haziran 2010 - 05:00

Hükümetin “Analar ağlamasın”, Cumhurbaşkanı’nın da “Güzel Şeyler olacak” diye topluma allayıp pullayıp sunduğu ‘Kürt Açılımı’nın başlatıldığı günden bu yana şehit sayısı 118’e yükseldi. Şehitlere dikkat çekmek için “118 ana ağladı” diye yazdım. Ama bu aslında pek de doğru değil. Çünkü her şehidin yalnız anası ve ailesi değil yaşadığı kent ile tüm ülke kan ağlıyor. Bunun yanında askere oğullarını gönderen yüreği ağzında yüz binlerce anneyi de unutmamak gerekir. Peki, ülkece böylesine büyük bir acı yaşarken, “Analar Ağlamasın” diye yola çıkan hükümet ne yaptı? Kısaca anlatayım, zaten ortada uzun uzun anlatılabilecek bir icraat da yok: Hükümet önce ‘Açılım’ın adını değiştirdi. Başındaki ‘Kürt’ kelimesini kaldırdı, ‘Demokratik’ kelimesini getirdi. Oldu size “Demokratik Açılım”. Ardından o isimden de vazgeçildi. ‘Demokratik Açılım’ bir nevi evrim geçirip ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ adını aldı. Peki sonra... Proje fiyaskoya dönüşünce terör örgütü sözde ateşkese son verdi ve üst üste ülkenin dört bir yanından şehit cenazeleri gelmeye başladı. Sonuç; ‘Açılım’ın başladığı geçen yılın mayıs ayından bu yana 118’inci şehidimizi de dün verdik. Bu arada ‘barış gelecek’ derken halkın öfkesi kabardıkça kabardı. Samsun Bulanık’ta kapatılan DTP’nin Başkanı Ahmet Türk ile Kayseri’de şehit cenazesine katılan Enerji Bakanı Taner Yalçın yumruklu saldırıya uğradı. Şehit cenazelerinde hükümete tepki gösterenlerin sayısı da artmaya başladı. Başbakan, isyan edenlerin tepkilerini frenlemek için işin içine din ve siyaseti soktu. Sanki dua edilmiyormuş gibi “Şehitler dua ister” dedi. Başbakan, bununla da yetinmedi; şehit cenazelerinde hükümeti protesto edenlerin bir partinin (MHP’yi kastederek) el işaretini yaptığını söyleyip olayı küçümsemeye çalıştı. Oysa, bu tepkiler canından can gidenlerin isyanıydı. Bırakın analar, babalar, kardeşler, sevgililer, arkadaşlar tepkilerini dile getirsin. Çünkü onların sevdiklerinden ebediyen ayrılması, neredeyse terör örgütü ile pazarlık noktasına varan ‘Açılım’ın ismini değiştirip projeden vazgeçmek kadar kolay olmuyor.

Ne ölümüzü ne dirimizi devlete emanet edemeyecek miyiz?

Zonguldak’ta ikiz kız kardeşin çocukları evlenmiş. Mahkeme evli çifte bir yazı göndermiş “Siz kardeşsiniz evlenemezsiniz.” Evliliğin üzerinden 29 yıl geçmiş ve dört çocuk olmuş. Devlet bu evliliğin mümkün olmadığını söylemek için neden 29 yıl geçirmiş anlaşılır gibi değil. Türkiye’de devlet ile yurttaş ilişkisi işte böyledir.

***

Vücudu sevgilisi Cem Garipoğlu tarafından parça parça kesilen Münevver Karabulut’un otopsi masasındaki bedenine sperm bulaştıran ve babası dahil 10 kişiden kan örneği alan da aynı umursamaz kafadır.

***

Okulda çocuğun üstüne dolap kapağı düşer komaya girer.

***

Anaokulunda yerine iyi monte edilmemiş bir lavabo küçücük yavrunun üzerine düşer boğazını keser öldürür.

***

Türkiye’de tüm bu gariplikler yaşanır ama daha garibi kimseden hesap soramazsınız. Bu, dün böyleydi bugün de böyle. Korkarım yarın da ülkemizde değişen bir şey olmayacak.