Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Açılımlar Türkiye'yi AB'ye yakınlaştırıyor

Salı, 08 Eylül 2009 - 17:28

Kürt ve Ermeni açılımları tüm hızı ve heyecanıyla sürüyor. Yapılan onca eleştiri ve gösterilen tepkiye rağmen kamuoyunda genel bir beklenti var. Gayet tabii, bu gelişmelere nereden baktığınıza bağlı. Ancak toplumun önemli bir bölümü yaşananlara hem tam anlamıyla inanamıyor, hem de gerçek olmasını istiyor. Her şeyin lafta kalmasından, oynanan satrancın bozulmasından korkuluyor. Sık sık “Canım bu iş yürümez. Ak Parti seçim manevrası yapıyor” diyenlere rastlıyorum. Halkın genel bir güvensizliği, genel bir kötümserliği var. Bundan kurtulunamıyor. İstediğiniz kadar iyimserlik pompalamaya çalışın, içtenlikle kabullenenlerin sayısı kısıtlı. Genel bir kuşku ve kaygı var. Her an için sürecin duracağı ve alışılmışa geri dönüleceği beklentisi var. Bütün bu kötümserliğe rağmen, aynı insanların içinde bir de umut var. “Ya başarılı olursa...” “Ya gerçekten silahlar susarsa...”

Karmaşık bir dönemden geçiyoruz

Umut ve beklentilerin de arttığı, karmakarışık bir dönemden geçiyoruz. Çok çabuk kızan, ümitlenen veya umutsuzlaşan bir toplum olduğumuzdan dolayı, inişli çıkışlı günler geçiriyoruz. Hadi, bugünler daha cicim ayları. Bir süre sonra toplum sıkılacak ve “Olacaksa olsun, yoksa vazgeçelim” çağrıları başlayacak.

Ardından “Bu Kürtler de artık fazla oluyorlar. Neredeyse, üstümüzdeki yorganı da isteyecekler” eleştirileri gelecek.

Böylesine sabırsız, böylesine çabuk görüş değiştiriveren, böylesine hızla heyecanını kaybeden bir toplumu sürekli ilgili ve ayakta tutmak çok güçtür.

Ak Parti, acaba toplum mühendisliğini hiç değilse bu defa iyi yapabilecek mi? Bu sorunun yanıtı henüz yok.

Bazı güçler sorunların hafiflemesini istemezler

Türkiye’nin içinde ve dışında öyle güçler var ki, Kürt sorununun hafiflemesini ve PKK terörünün ortadan kalkmasını kesinlikle istemezler.

İşlerine gelmez. Zira, Kürt sorunuyla eli kolu bağlı olan bir Türkiye yerine, bu sorunu aşmış ve tüm kaynaklarını ekonomisi için kullanmaya başlamış bir Türkiye görmek istemezler. Onlar için, Türkiye kanamalı ve tüm potansiyelini kullanamamalı. O zaman, Ankara ile daha kolay başa çıkabileceklerini bilirler. İçeride de durum pek farklı değil.

Güneydoğu’da barış, birçok iç dengeyi bozacak, bazı kesimlerin para veya güç kaybına uğramalarına yol açacak. Bu gidişi durdurmak isteyenler bir süre sonra kolları sıvayacaklar. Orada bir suikast, burada bir patlama... PKK kılığına girip cinayet örgütleme veya PKK içinde barış istemeyenlerin ayaklanmalarını bekliyorum.

O zaman iktidar ne yapacak? Bugünkü cesaret ve kararlılığını gösterebilecek mi, yoksa Avrupa projesindeki gibi, zorlanınca davayı rafa mı kaldıracak? “Ben elimden geleni yaptım. Ancak önemli engellerle karşı karşıyayım. Daha fazla ileri gidemiyorum” diyerek havlu mu atacak? 2011 seçimlerinin de baskısıyla “Kürt sorununa el atma cesaretini gösteren tek parti” övünmesiyle yetinip, süreci askıya mı alacak? Başından beri söylüyorum. Erdoğan inanılmaz zorlukta bir işe soyundu. Bundan geri dönmek de imkansız. Sadece yavaşlatılır veya geçici bir süre için askıya alınabilir.

Avrupa ne ister?

Bu soruya yanıt vermeden önce, hangi Avrupa’dan söz ettiğimize karar verelim. Hükümetlerden mi, istihbarat örgütlerinden mi, yoksa yeminli Türk düşmanları veya ne pahasına olursa olsun, Türkiye’yi Avrupa dışında tutmaya kararlı çevrelerden mi söz ediyoruz?

27 AB üyesi içinden 2-3 tanesi hariç, hükümetler düzeyinde, genelde Kürt sorununun çözümünden memnuniyet duyarlar. Özellikle, Almanya ve İskandinav ülkeleri gibi, topraklarında Kürt kökenli nüfus barındıranlar çok rahatlayacakları için, Ankara’nın adımlarını alkışlayacaklardır.

Avrupa Komisyonu, işbaşına gelir gelmez ilk demecinde hem Kürt, hem de Ermeni açılımlarını övdü. Ancak bu konudaki asıl işaret, ekim ayındaki İlerleme Raporu’nda çıkacak. Türkiye alkış alacak. Bu arada, Türkiye’yi AB dışında tutmak veya iç kanamanın sürmesini isteyen bazı kesimler ise, bu süreci bloke etmek için ellerinden geleni esirgemeyeceklerdir.

Kim ne derse desin, Kürt sorununu hafifletmiş, PKK terörünü bertaraf etmiş, Ermeni sorununu çözüm sürecine sokmuş bir Türkiye, Avrupa’ya biraz daha yaklaşacak, hiç değilse AB yolundaki en önemli engellerden birini aşmış olacaktır.