Mehmet Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Açılın ben doktorum!

Cumartesi, 21 Mart 2015 - 05:00

16 yıldır ‘Aşk Doktoru’ olarak yazılar yazıyorum. Bu isim artık kimliğimin bir parçası haline geldi. Birçok yerde adım bilinmiyor ama ‘Aşk Doktoru’ deyince herkes tanıyor. Hatta arkadaşlarım bana artık adımla değil, ‘Doktor’ olarak hitap ediyor. Hani filmlerde birisi fenalık geçirir ya da yaralanır, o sırada kalabalıktan biri ‘Açılın, ben doktorum’ der ya, hep bunu hayal etmişimdir.

Bir gün biri önümde aşk krizine girecek ve ben de ‘Açılın, ben doktorum’ diyerek müdahale edeceğim! Aslında bu olay kısmen gerçek oldu. Birkaç yıl önce, akşam arabayla eve giderken bizim sitenin sokağında bir kadının yerde yattığını, başında da başka bir kadının onu ayıltmaya çalıştığını gördüm. Arabayı durdurdum, inip yanlarına gittim. “Hayrola ne oldu? Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sordum. Arkadaşını ayıltmaya çalışan kadın bana, “Az önce sevgilisini evinde başka bir kadınla bastı. Bu şokla fenalık geçiriyor” dedi. Tam da benim konumdu. Ama maalesef uzmanlığımı konuşturacak durum yoktu.Kadın kendinde değildi ve en yakın hastaneye gitmesi şarttı. Bir taksi çevirdim, fenalık geçiren kadını ve arkadaşını taksiye bindirip hemen yokuşun aşağısındaki kliniğe gönderdim.

Geçenlerde ‘Avrupa Başarı Ödülleri’nde ‘En İyi Yazar’ kategorisinde ödülümü almaya Düsseldorf’a gittim. Dönüşte uçakta hafif içim geçmiş, uyukluyorum... Kabin amiri “Aranızda doktor varsa kendisini kabin ekibine tanıtması rica olunur” diye bir anons yaptı.

Belli ki yolculardan biri rahatsızlanmıştı. Bu sırada bir erkek kabin görevlisi yanıma gelip “Siz doktordunuz değil mi?” diye sormaz mı? Evet, “Açılın ben doktorum” diyerek uçakta tüm karizmamı göstermek isterdim ama konu benim konum değildi. “Ben sizin bildiğiniz doktorlardan değilim” deyiverdim.

Daha sonra bir doktor bulundu, hasta kendine getirildi. Eşim hamileyken yeni açılmış bir hastaneye kontrole gittiğimizde asansörde beni gören bir hasta yakınının “Demek bu hastane sizi de transfer etti, hayırlı olsun” demesi de bu konudaki bir başka anımdır.

Sözün kısası ben, ‘Aşk Doktoru’ Mehmet Coşkundeniz, bundan böyle bu köşede sadece aşkı değil, hayata, olana bitene dair gördüklerimi, duyduklarımı, düşündüklerimi, duygularımı da paylaşacağım. Hoşgeldiniz efendim.

Başladığı gibi biter!

Ebru Şallı-Sinan Akçıl aşkı 2 yıllık birliktelikten sonra bitti. İlişkinin bitişi konusunda iki iddia var. Birincisi, maddi sıkıntıdaki Sinan Akçıl’ın Ebru Şallı’dan 1.5 yılda 800 bin lira borç aldığı ve borcunu bir türlü ödeyemeyince Ebru Şallı’nın ilişkiye son noktayı koyduğu iddiası.

İkincisi ise Sinan Akçıl’ın futbolcu Önder Turacı’nın eski eşi Ayşe Özdemir ile gizli ilişki yaşadığı, Ebru Şallı’nın da aralarındaki mesajlaşmayı yakaladığı iddiası. Sinan Akçıl’ın ‘Kutsal Kadın’ dediği Ebru Şallı bir ara ideal erkek tarifini şöyle yapmıştı: “Erkek dediğin slimfit (dar kesim) gömlek giyer, Maserati’ye biner, Rolex takar.” Bu tanım, ilişkinin ‘maddi temellere’ dayandığını gösteriyor elbette.

Sinan Akçıl, para sıkıntısına düşünce Maserati’sini sattı, eski şaşaalı hayatından eser kalmadı, e bir de borç morç derken, ilişkinin ‘maddi temeli’ sarsılıp yıkıldı. Ebru Şallı’nın Sinan Akçıl ile ilişkisinin Harun Tan ile evliyken başladığı iddia edilmişti.

Bu iddiaya göre ilişkinin temeli ‘ihanet’e dayanıyordu. Ve yine ‘ihanet’ ile bitti. Ben bu iddialardan hangisi doğru, açıkçası bilemiyorum. Ama bir gerçeği rahatlıkla görebiliyorum. İlişkiniz nasıl başladıysa öyle biter!

Dünyanın en laik kenti: Dubai

Geçen hafta, çoluk çocuk Dubai’de 5 günlük bir tatil yaptık. Dubai Emiri Şeyh El Maktum’un çölde yarattığı vahaya hayran olmamak elde değil. Ama beni asıl hayran bırakan şey hoşgörüydü. Birleşik Arap Emirlikleri’nde şeriat hukuku geçerli. Buna rağmen Dubai’de bunu hiç hissetmiyorsunuz. Kimse kimsenin giyimine, kuşamına, namaza gidip gitmemesine falan karışmıyor.

Alışveriş merkezlerinde namaz saatlerinde ezan okunuyor. Aynı yerde çarşaflı kadını da, askılı, şortlu kadını da yan yana görebiliyorsunuz. Plajlar dolu, AVM’ler dolu. İnsanlar hayatın içinde.

Yabancılar huzur içinde yaşıyor, yerli halk da bu ‘açık seçik’ yabancıların kendi inançlarına herhangi bir tehdit oluşturmadığını biliyor. Böylesi bir hoşgörünün, zamanında kendi ülkemizin topraklarında da var olduğunu bilen biri olarak, o günleri çok özlediğimi söylemeliyim. Darısı, tekrar bizim başımıza!

Acaba gerçek seyirci mi?

Cengiz Semercioğlu’nun yazısında okudum. Fethullah Gülen cemaatinin yurt dışı okullarını ve bu okullarda görev yapan öğretmenlerini anlattığı ‘Selam 2’ filmini ilk haftada 418 bin 557 kişi izlemiş. ‘Selam 1’ filminin toplam gişesi de 2 milyon 145 bin 13’müş. Bu rakamlar aklıma başka bir filmi getirdi. 4 Kasım 2011’de vizyona giren ve Said-i Nursi’nin hayatını anlatan animasyon filmi ‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’ filmi 25 haftada 2 milyon 227 bin 113 kişilik gişe yapmıştı. Biliyorsunuz Gülen cemaati, Said-i Nursi’nin fikirlerine dayanıyor.

Bu filmi de cemaat desteklemişti. O günlerde, sinemacı bir arkadaşıma uğramıştım. Biz bürosunda otururken bir çalışanı gelip “Barla filminin oynadığı salon bu seans tamamen dolu” demişti. Arkadaşımla birlikte salona gidip baktığımızda içeride bir tek kişinin bile olmadığını görmüştük. Birisi, (biz ona bir bağışçı diyelim) o seanstaki tüm biletleri satın almıştı ama filmi kimse izlememişti. Bu tür ‘destekli’ filmlerin bilet satış rakamları ile seyirci rakamları arasında farklar olabiliyor.

Bırakın da gurur duysun!

Demet Akalın, eşi Okan Kurt’un yandaki fotoğrafını Instagram’da paylaşıp altına “Kocamla gurur duyuyorum. 100 tane TIR almış. bravo” diye yazınca kıyamet koptu. Fotoğrafın altındaki yorumlarda “Görgüsüzlük” diyenler, “TIR alacağına fakirlere yardım etsin” diyenler, “Malıyla gözümüzü çıkarıyor” diyenler...

Öncelikle Demet Akalın’ın ve eşinin yardıma muhtaç olanlar için neler yaptığını ben biliyorum. Ayrıca siz değil misiniz “Bir elin verdiğini başka el bilmemeli” diyen? Üstelik, insanın işine para yatırmasıyla fakirlere yardım etmesi arasında ne gibi bir ilinti olabilir? Adam bu TIR’ları alıp garajına koymak, sonra da kullanmak için almıyor ki? Geçenlerde işsizlik oranları açıklandı. Yüzde 10.9. Genç nüfusta bu oran daha da fazla. 5 gençten biri işsiz!

Okan Kurt şirketinde 650 kişi çalıştırıyor. 100 TIR en az 100 şoför daha demek. Bu TIR’lara yük sağlayacak olan şirketlere yeni iş demek. Gümrükçüsüne, büro çalışanına yeni kazanç demek. Daha sayayım mı? Yedek parçacı, kaportacı, sigortacı...

Bir başka deyişle bu 100 TIR işsizlere yeni iş imkanı demek! Demet Akalın’ın eşiyle gurur duymasından daha güzel ne olabilir? Ama işte biz ne yazık ki garip bir milletiz. Başarıda değil başarısızlıkta, mutlulukta değil mutsuzlukta, zenginlikte değil fakirlikte eşitlenmeyi isteriz. Bırakın insanlar 100 değil, 500 TIR alsın da işine yatırım yapsın!

‘Final Four’a çok yakınız

Fenerbahçe Ülker, Türk basketbol tarihinin en büyük başarısına imza atmak üzere. Euroleague TOP 16 maçlarında grubunda herkesi deviriyor. Deplasmanda 9 maçtır yenilmiyor. Barcelona’yı, CSK Moskova’yı, son üç yılda bu kupayı 2 kez almış Olympiakos’u kendi evlerinde eze eze yendi.

Grubunda ilk 4’e kalmanın değil, liderliğin mücadelesini veriyor artık. Grubunu ilk 2 sırada bitirip diğer gruptan gelecek nispeten zayıf bir takımla çeyrek finalde eşleşirse ‘Final Four’a kalması içten bile değil. Fenerbahçe yönetimi, basketbol takımının coach’u Obradoviç ile ne yapıp edip sözleşme yenilemeli.

Hatta mümkünse bu sözleşme çok uzun soluklu olmalı. Fenerbahçe taraftarlarının maçlarda “Obradoviç’in askerleriyiz” diye bağırması boşuna değil. ‘Final Four’ maçları 15-17 Mayıs tarihleri arasında Madrid’de oynanacak. Bence uçak biletleri ve otellerin fiyatları artmadan yerlerinizi ayırtın. Madrid’i sarı-laciverte boyamak boynumuzun borcudur.