Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Acıyla başa çıkmak

Pazar, 28 Mart 2010 - 05:00

Mantıklı düşündüğümüz zaman ölümü ve beraberinde gelen acıyı anlayabileceğimizi ve başa çıkabileceğimizi sanıyoruz ama başa geldiğinde öyle kolay olmadığını ne yazık ki her gün içimizden birileri test ediyor... Ölüm her an yanıbaşımızda. Ya geride gözü yaşlı, kalbi paramparça kalanlar. Onların işi zor, çok zor. Ben de şimdiye kadar bu konuda hiç kafa yormamayı seçenlerdenim. 3 sene önce çok sevdiğim, birlikte büyüdüğüm kuzenimin yakalandığı hastalık ölümün soğuk nefesiyle yüzleşmeme neden oluncaya kadar... Bu melek yüzlü, melek ruhlu genç kadın 3 sene boyunca o narin ruhundan ve vücudundan beklenmeyecek bir güçle savaştı, hepimizin korkulu rüyası haline gelen hastalıkla... Ama yapamadı, yenik düştü... Arkasında kendisini dünyada her şeyden çok seven ailesini ve bizleri bırakarak...
Hayat böyle büyük kayıplardan sonra eskisi gibi olmuyor. Bir şeyler değişiyor. İz bırakıyor çekilen acı. Ama sonunda hem acı ve kayıpla başa çıkmanın, hem de kaybettiğimiz değerli varlığı sonsuza dek yanıbaşımızda tutmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Uzman psikologlar “Bir süre uyuşuk yaşamak, öfke göstermek, şiddetli acı çekmek, suçluluk duymak, kafası karmakarışık olmak, dikkat toplayamamak, hep büyük kayıplar sonunda tecrübe ettiğimiz doğal şeyler” diyor. Bunların normal olduğunu ve herkesin başına geldiğini bilmek atmamız gereken adımların ilki. Kaybettiğiniz kişiyi ne kadar çok sevdiyseniz kayıp acısının o kadar dayanılmaz olacağını bilmek de ikinci adım. Uzmanlar kayıp sonrası içinde bulunduğumuz yoğun üzüntünün iyileşebilmesi için bir süreçten geçmesi gerektiğini söylüyor.
Bu süreç;
1. Şok ve inanamama,
2. Şiddetli üzüntü,
3. Dengenin bozulması ve hayatın karmakarışık hale gelmesi,
4. Kabullenme ve yeniden hayatı organize etmeye başlayış olarak farklı bölümlere ayrılıyor.

Zaman içinde duyguların yoğunluğu azalıyor, vücut 10 iyileşmeye başlıyor ve acı çeken hayatta yeniden mana ve mutluluk bulmaya başlıyor. Terapist William Worden ölümle gelen acıyı belirli etaplardan geçmesi gereken aktif bir işlem olarak tanımlıyor. Ve “Acı çeken kişiye 4 temel görev düşüyor” diyor:

1. Kabullenin ve kaybettiğiniz varlığı onore edin
Kaybınızın hemen arkasından aile, akraba ve arkadaşlarınızdan yardım alın. İnanç ve kültürünüze uygun töreni hazırlarken, cenaze işlerini tek başınıza halletmeye kalkmayın. İyileşmeye giden uzun yol burada başlıyor. Kaybettiğiniz kişiye özel bir köşe yapabilirsiniz mesela. Bu bahçenize dikeceğiniz bir ağaç fidesi olabilir. Altına kaybettiğiniz kişinin resimlerini koyup tamamen ona ait bir mekan haline getirebilirsiniz.

2. Acınızla başa çıkmanın yaratıcı yollarını keşfedin
Her ne kadar zor olsa da acısıyla sağlıklı şekilde başa çıkabilenlerimiz, duygularını içlerine atmak yerine, ifade etme yollarını arayıp buluyor. Kimileri dua ediyor, kimileri günlük tutuyor, veya hiçbir zaman okuyamayacağını bilse bile kaybedilen kişiye mektup yolluyor, ve kimileri de el uğraşlarına dalıyor.

3. Yeni ortama uyum sağlayın
Bu çoğu zaman, çaba ve cesaret isteyen bir dönem. Canı yanan acının bir an önce dinmesini beklemez mi? Bu dönemde de aynen öyle oluyor. Acı çekenin acıdan hemen kurtulmak istemesi çok normal. Özellikle erkeklerin acıdan olabildiğince çabuk kurtulup normal hayatlarına dönmek istediklerini gösteriyor araştırmalar. Bu arada acının aylar değil yıllar alabileceğini unutmamak gerekiyor. Bu dönemde en zor şeylerden biri hiçbir şey yapmadan boş oturmak. Fakat hayat değiştirici büyük kararlar almak da bir o kadar yanlış. Ev satmak, almak, yaşadığınız ülkeyi terk etmek, yeni ilişkilere girmek gibi büyük kararlar, bu dönemde yaşanan duygusal travmanın baskısı sürerken uzak durulması gereken şeyler.

4. Dünyanızda, kaybettiğiniz kişiye yeni bir yer bulun
Hayatın devam etmek zorunda olduğunu unutmayın! Bu son etabı tamamlayabilmek için kaybettiğiniz değerli varlığı unutmanız gerekmiyor. Tam tersine, onu günlük hayatınıza dahil edebilmenin yeni bir yolunu bulmanız gerekiyor. Ölüm yaşamın sonu ama ilişkilerin sonu değil. Önemli günlerde aile bir araya geldiğinde kaybettiğiniz kişi hakkında konuşun. Ona çok yakın olmuş başka bir iki kişiyle bir rutin belirleyin ve onun çok sevdiği bir şeyi yapmayı adet haline getirin. Örneğin çok sevdiği bir restorana veya parka gitmek olabilir bu.
En son olarak da kaybettiğiniz kişinin sizi kendini bırakmış bir halde görse ne kadar üzüleceğini düşünün. Ve kendinize yaralı bir hayvana bakarmışcasına özen gösterin. İyi beslenmek, beyninizde serotonin düzeyini arttırmak için spor yapın, bol bol dinlenin ve bir arada bulunmanın size mutluluk ve huzur verdigi insanlarla görüşün.
İşinize geri dönün, rutinler sizi dengede tutmaya çok yardımcı olacaktır. Çoğumuz bu tip acılardan geçerken iç dünyamızda varlığından haberdar olmadığımız güçleri keşfediyoruz. Alabileceğimiz yardımlara kapı açarak bunları daha etkili hale getirmek mümkün. Size yardım elini uzatanlara hayır demeyin. Ayrıca bu acı tecrübeden daha güçlü, hayata karşı daha anlamlı bir bakış açısıyla ve daha iyi bir insan olarak çıkmamız mümkün...