Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Açlık grevlerine basit bir şov olarak bakamayız...

Cuma, 02 Kasım 2012 - 05:00

Başbakan’ın açlık grevleri konusundaki tutumunu çözmeye çalışıyorum ancak başaramıyorum. Durumun nazikliğini mutlaka biliyordur. Bu eylemin Kürt kökenli vatandaşların hiç değilse bir bölümü üzerinde ne kadar olumsuz bir hava oluşturduğunun farkındadır. Kendi bakanı 683 kişinin açlık grevine katıldığını açıklıyor.

Başbakan ise sadece bir kişinin ölüm orucunda olduğunu söylüyor. Açlık greviyle ölüm orucunu ayırıyor, açlık grevlerinin basit birer şov olduğunu söyleyebiliyor. Başbakan’ın dediği gibi ikisi arasında biyolojik olarak fark olsa da insani açıdan bir fark gözetmemek gerekiyor. Bu arada da günler geçiyor. Her geçen gün de bu insanlar biraz daha ölüme yaklaşıyorlar. Hele 52’nci günün aşılması demek, dönülmez noktaya gelindiğinin işaretidir. İnsani açıdan bu yaklaşımın kabul edilebilir yanı yok. Yarın hapishanelerden ölüler çıkmaya başladığında toplum olarak hepimiz acı çekeceğiz. Daha önce yaşadığımız grevleri düşünün...

[[HAFTAYA]]

O grevlerde hayatını kaybedenleri, kurtarıldıktan sonra hasta kalanları düşünün... Olayların daha büyüyeceğini hatırlayın... Her gün yeni ölümleri, yeni çatışmaları hesaplayın ve kararınızı verin. Eğer gerçekten bu grevler durdurulmak, ölümler önlenmek isteniyorsa, bu yaklaşımla bir yere varamayacağımızı da bilmeliyiz. Toplum olarak hepimiz bu durumun ciddiyetini görmeliyiz.

Başbakan Kürt sorunu ve PKK terörü konularında tutumunu giderek sertleştiriyor. Söylemini katılaştırıyor. Militan Kürtler de tepkilerini sertleştiriyorlar. Tırmanma sürdükçe sürüyor. Daha da önemlisi bu tırmanma giderek tehlikeli bir noktaya doğru ilerliyor. Peki ne yapmak gerekiyor? İktidara düşen görev, bu insanların ne istediklerini anlamak ve içinde makul olanların karşılanmasıdır. Madalyonun bir de öbür yüzü var. O da grevcilerin kalkıp hiçbir siyasi iktidarın altından kalkamayacağı siyasi, ulaşılması son derece güç şartlar öne sürmemelerinin gerekliliğidir. Hep birlikte orta yolu bulmaktan başka çare yok.

10 BDP’liyi Meclis’ten atacak mıyız?

Başbakan’ın tutumunu sertleştirdiğini anlatmaya artık gerek yok. Bunun en belirgin işaretlerinden biri, PKK’lılarla kucaklaşan BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusundaki yaklaşımı. Başbakan, böyle bir durumun yaratacağı gerilimi en iyi bilen kişilerden biri. Daha önceki örneği bizzat eleştirmiş ve milletvekillerinin tutulup Meclis’ten atılmasının yarardan çok zarar getirdiğine inanan bir siyasetçidir. Buna rağmen, bu defa BDP’lilerin cezalandırılmalarını özellikle istiyor.

O kadar üstüne gitmese, fezlekeler gelir ve rafa kaldırılır, dönem sonuna kadar da işleme konulmazdı. Ancak bu defa durum farklı. Başbakan o kadar ısrarlı ki, AK Parti’nin farklı davranması artık imkansız gibi. Fezlekeler komisyona gelecek ve partililerin oylarıyla BDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılacak gibi. Manzarayı düşünebiliyor musunuz? Açlık grevlerinin kontrolden çıkması halinde ortaya çıkacak duruma bir de Kürt kökenli milletvekillerinin Meclis’ten atılmasının getireceği gerilimi ekleyin... Zaten PKK’nın da istediği ve beklediği bunlar. Veryansın edecekler. “Görüyor musunuz bu Türkler bize nasıl eziyet ediyor...” diye ortaya çıkacak ve sokakları yine ateşe verecekler. Bu tırmanma bize ne getirecek ne götürecek?

Başbakan ne yapmak istiyor? İşte bu soruların tatmin edici yanıtları yok. Acaba 2014 cumhurbaşkanlığı seçimine kadar karşılıklı cepheleşmeyi garantiye almak mı istiyor? Eğer böyleyse, bu taktik çok tehlikeli değil mi? İşte bütün bu gelişmelere, bu yaklaşımlara baktıkça ürküyorum. Bu şekilde devam edildiği takdirde işlerin ileride -Allah korusunbir Kürt-Türk çatışmasına dönüşmesinden korkuyorum. Bundan dolayı, bunları çok tehlikeli gelişmeler olarak görüyorum. Ne dersiniz? Siz korkmuyor musunuz?