Açlık, lanet ve Wagner

Haruki Murakami’nin ‘Fırın Saldırısı’ adlı kitabında öyle tuhaf bir şey oluyor ki, yaşanan olay ortasından yarılıp iki ayrı şeye dönüşüyor. Onları bir arada tutansa müzik dehası Wagner oluyor
 

Açlık, lanet ve Wagner
Tolga MERİÇ
 
Dünya çapındaki son edebi şöhretlerden Haruki Murakami, okuruna yazınsal bir yerçekimine kapılmaktan ziyade, uzaysı bir boşluğa yuvarlanma hissi yaşatmayı seviyor. Bunu bazen kendi edebi evrenine has sembollerle, bazen açtığı paralel evrenlerle, bazen de göndermede bulunduğu kitaplarla, yazarlarla ve müzikle yapıyor. Murakami’nin yeni yayımlanan “Fırın Saldırısı” adlı uzun öyküsünde bu görevi adeta bir solucan deliği etkisiyle üstlenen isim, müzik dehalarından Wagner.

Öyküde öyle tuhaf bir şey yaşanıyor ki, yaşanan olay kendi içinde adeta ortasından yarılıp iki ayrı şeye dönüşüyor. Bu olay, öykünün anlatıcısıyla genç arkadaşının geçmişte kalkıştıkları bir fırın saldırısı. Anlattığına göre, bu saldırıya karar verdikleri sırada öyle bir açlık çekiyorlar ki, sanki uzay boşluğunu yutmuş gibiler. Hemen ardından şunları da ekliyor: “Tanrı, Marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. Aç karnımız değildi bize suça götüren, suçun kendisi açlık olarak dayatıyordu kendini. Ne olduğunu tam anlamıyordum; varoluşsal bir şeydi.”
 
‘Ama biz suç işleyecektik’
 
Fakat Wagner dinleyen komünist fırıncının kapalı çarşıdaki dükkânına bıçakla saldırmak için girdiklerinde o suçu işleyemiyorlar. Çünkü fırıncı, karınları açsa istedikleri kadar ekmek yiyebileceklerini söylüyor. “Ama biz suç işleyecektik,” diye şaşırıyorlar fırıncının bu tepkisi karşısında. Başkalarının iyi niyetine ihtiyaçlarının olmadığını söylüyorlar. Durumu anladığını belirten fırıncı da, “O halde şöyle yapalım mı? Siz istediğiniz kadar ekmek yiyin. Karşılığında ben de sizi lanetleyeyim,” diye karşılık veriyor.


Lanetlemekle neyi kastettiğini sorduklarında da “Lanet belirsiz bir şeydir,” diyerek yanıtlıyor onları. Bu teklifi kabul edilmeyince fırıncı başka öneride bulunuyor: Wagner dinlemek! Eğer dükkânda oturup Wagner dinlerlerse karşılığında istedikleri kadar ekmek alabileceklerini söylüyor.

İşte, yarılma da burada başlıyor. Hırsızlık bile değil, düpedüz saldırı olarak planlanmış bir olay, eldeki bıçağa ve niyete rağmen, Wagner dinleyip karşılığında ekmek almaya dönüşüyor. Yani niyetlenilmiş halinden kopup başka bir şeye evrilmiş bir olay meydana geliyor. Ve ilk önerdiğinde reddettiklerini sanmalarına rağmen, aslında lanetleniş de bu yarılmadan doğuyor.         
 
Evlilikle gele lanet!
 
Anlatıcı, geçmişteki bu tuhaf olayı, içinde bir lanet olduğunu sezdiğini de ekleyerek on yıl kadar sonra karısına aktarırken, yine tarifsiz bir açlıkla karşılaşıyoruz. Yeni evli çift, gecenin bir yarısı, duvarları kemirtecek bir açlıkla baş başadır. Karısı için açlığın böylesi hayatında bir ilktir ve lanetin evlilik yoluyla kendisine de bulaştığını fark eder. Ona göre lanetten kurtulmanın tek bir yolu vardır, o da ikinci bir fırın saldırısıdır. Hem de hemen o gece! Hiç vakit kaybetmeden!..

Devamını anlatmak öykünün tadını kaçırmaya girer artık. Ama şu kadarını söyleyebiliriz: O gün fırıncının dinlettiği Wagner eserlerinden birinin adı “Uçan Hollandalı”dır ve hem açlık hissinin hem de lanetin bileşenlerinden biri bu eserde saklıdır.

Fırın Saldırısı
Haruki Murakami
Çeviri: Ali Volkan Erdemir
Doğan Kitap
79 sayfa

 
Yandex.Metrica