Mehmet Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Adam, kadın ve yalnızlık...

Pazar, 10 Ocak 2010 - 05:00

Her zaman kalabalık grupla gitmeye alışkın olduğu meyhaneye o gün yalnız gitmişti. Meyhanenin emektar garsonu onu yalnız görünce şaşkınlıkla, “Abi başka kimse yok mu?” diye sormuş, “Yok, bu akşam yalnızım” cevabını almasına rağmen yine de sağa sola bakınmış, gözleriyle adama eşlik edecek birkaç kişiyi aramıştı. Adam, kalabalıktan uzaktaki küçük masaya oturdu, rakısını, peynirini, kavununu söyledi...

***


Ne çok insan vardı hayatında, ne çok dost... Ve elbette ne çok kadın... Öyleyse niye yalnız hissediyordu kendini? Şimdi telefonunu açsa, bir anda onlarca kişiyi davet edebilir, yine şarkılı türkülü bir eğlenceye dalabilir ve içinde bulunduğu terk edilmişlik duygusunu o kalabalığa gömebilirdi. Ama bugün yapmak istemiyordu bunu. Madem bir süredir kalabalıkların ortasında bile yalnız hissediyordu kendini, öyleyse bununla yüzleşmeliydi.

***


Meyhane tıklım tıklım doluydu. Her masadan kahkahalar yükseliyor, çalgıcılar masa masa dolaşıp, istenilen şarkıları çalıyor, kadehler tokuşturuluyor, garsonlar siparişleri yetiştirmek için koşturuyordu. Adam, çevresine baktığında kendi kabuğuna biraz daha gömülüyordu. Bunca insanın ortasında tek başına olmak korkutmuştu onu. Bugüne kadar hep kendine güveni tam olan, hata yapmayan, yardıma koşan, liderlik yapan biri olarak göstermişti kendini. İçinde kopan fırtınaları kimseye hissettirmemiş, kendi sorunlarını kendi halletmeye çalışmış, zayıflıkları, hataları bilinmesin istemişti. Çevresindeki insan sayısını sürekli artırmış, yenileri geldikçe eskilerini ihmal etmiş ama hep birileriyle, bir yerlerde olmuştu. Kadınlar konusunda en küçük bir sıkıntısı bile yoktu. İstediği herkesi elde etmişti.

***


Elde etmiş miydi gerçekten? Bir kadının kendisine gösterdiği ilgiye bir türlü kayıtsız kalamıyordu. Belki de o kadınları değil, kadınlar onu elde ediyordu. Belki de kolay bir erkekti. Hiç kimsenin ilgisini karşılıksız bırakmadığı için bazen içinden çıkılmayacak girdaplara giriyor, yine de bir şekilde bunlardan sıyrılıyordu. Kendini mi önemsemiyordu yoksa kadınları mı? Bu sorunun yanıtını bulamıyordu. Rakısından bir yudum aldı, kendisine karşı ilk kez bu kadar cesurdu, sorularını sormuş yanıtını vermeye hazırlanıyordu ki, uzaktaki masalardan birinde kendisi gibi yalnız oturan bir kadının ona baktığını fark etti. Göz ucuyla baktı, hayır tanımıyordu. İlgisini dağıtmaya çalıştı, başını masaya eğdi ve art arda birkaç yudum çekti rakısından.

***


Başını tekrar kaldırdığında kadınla göz göze geldi. Bu kez çekmedi gözlerini. Kadın da çekmedi. Dudağına belli belirsiz bir gülümseme yayıldı. Kadın buna hemen karşılık verdi. Bir süre sonra masada artık üç kişiydiler. Adam, kadın ve yalnızlık... Yüzleşme yarım kalmıştı. Bir kez daha başaramamıştı. “Yarın” dedi, “Yarın yine yüzleşeceğim kendimle...” Bir sonraki gece yine aynı sözü vereceğini bile bile hem de..