Afrika için “tam zamanı”

11 Haziran'da Güney Afrika'da başlayacak 'Dünya Kupası' için hükümetin icraatları ülkeye uzun dönemli fayda sağlayarak müreffeh bir halk yaratmaktan ziyade, kısa vadede uluslararası kamuoyunda imaj ve güven tazeleme amacını taşıyor

Afrika için “tam zamanı”

Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın 10 Mayıs 1994’te devlet başkanı olmasının ardından yapılan ilk kutlamalar arasında, Güney Afrika ile Zambiya arasında düzenlenen bir futbol maçı da vardı. İlk yarısı golsüz biten bu dostluk maçının devre arasında futbolcular soyunma odalarına çekilirken, Başkan Mandela’yı taşıyan helikopter sahanın ortasına indi.

Ellias Park Stadyumu’nu dolduran 50 bin futbolsever, ırkçı rejimi mağlup eden devlet başkanlarını büyük bir coşkuyla selamladı. Bu kısa ama görkemli gösterinin ardından ikinci yarı başlar başlamaz Güney Afrika’nın ayağına mahir çocukları peşi sıra attıkları iki golle konuk takım Zambiya’yı 2-1 yenmeyi başardı.

Bu olaydan 10 yıl sonra, 2004 Mayıs’ında Zürih’te toplanan FIFA, 2010 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapma hakkını Güney Afrika’nın kazandığını açıkladı. Toplantıya katılan Mandela sevinç gözyaşlarını gizleyemezken, Güney Afrika halkı sokaklara dökülerek, sanki Dünya Kupası’nın kendisini kazanmışçasına bu haberi kutladı. Aradan bir altı yıl daha geçti ve 2010 Dünya Kupası kapımıza dayandı.

Oynayan dünya güzeldir

Gerek Afrika topraklarında ilk defa bir Dünya Kupası’nın gerçekleştirilecek olması, gerekse bu dev organizasyonun küresel dünyaya eklemlenme gayretindeki Güney Afrika’nın uluslararası kamuoyundaki imajı için büyük bir fırsat olarak görülmesi nedeniyle kıta çapında 2010 Dünya Kupası’na yüklenen anlam büyük.

Organizasyonda sadece Güney Afrika’nın değil tüm Afrika kıtasının temsil edileceği, resmi olarak açıklandı. Güney Afrikalı yetkililer, turnuvanın Afrika’ya yakışır biçimde “renkli” geçeceğini, kıtanın çok kültürlü yapısını ve geleneklerini yansıtan bir festivale dönüşeceğini iddia ediyor.

Eski devlet başkanı Thabo Mbeki’ye göre, “Dünya Kupası ‘Afrika Rönesansı’na karşı konulmaz bir ivme kazandıracak”. Küresel vitrinde gelişmiş ve modern bir ülke olarak boy göstermesi, Güney Afrika’nın ve daha genelde kıtanın uluslararası yatırımcıları çekebilmesi ve turistler için cazip bir seçenek haline gelebilmesi için oldukça önemli görülüyor.

Ötesinde, tüm dünyanın dört gözle beklediği futbol karnavalına ev sahipliği yaparak geçici de olsa “dünyanın merkezi”ne dönüşecek olması, Afrika kıtasının yitirdiği insanlık onurunu yeniden kazanması noktasında Dünya Kupası’na ulvi bir anlam daha kazandırıyor.

Organizasyonun başlamasına sayılı günler kaldı. Geri sayım futbol müptelalarının iptilasını körüklerken, geçen seneki derin resesyonun ardından Dünya Kupası’na daha büyük bir umutla tutunan Güney Afrika hükümeti de konuyla ilgili çalışmalarını hızlandırdı. Hükümetin söz konusu icraatları ne yazık ki ülkeye uzun dönemli fayda sağlayarak müreffeh bir halk yaratmaktan ziyade, kısa vadede uluslararası kamuoyunda imaj ve güven tazeleme amacını taşıyor.

Ülkede, kamu fonları mega-projeler için harcanırken, altyapı hizmetlerinden sadece elit azınlık faydalanabiliyor. 2006’dan bu yana kara, hava ve demiryolu ıslahı gibi altyapı hizmetleri için harcanan 400 milyar randın (yaklaşık 54 milyar dolar) yoksul halkın kullandığı toplu taşıma sistemi yerine zengin azınlığa yarayacak prestij projelerine yatırılması ciddi biçimde eleştiriliyor.

İktidara geldikten sonra evsizlere yönelik vaatlerini unutan hükümetin, 450 bin yeni eve karşılık gelen bir meblağı stadyum inşaatlarına tahsis etmesi, Dünya Kupası’na duyulan toplumsal tepkiyi artırıyor.

Kupa’dan mustarip olanlar, yalnız evsizler değil elbette... Ülkede Afrikalı göçmen ve mültecilere uygulanan politikalar da Dünya Kupası’nın “Afrika insancıllığı”na ilişkin sloganıyla tam bir tezat oluşturuyor. Hükümet, turnuva öncesinde ülkeyi, potansiyel tehlike olarak gördüğü göçmenlerden temizlemeye çalışıyor. Polisler, göçmenlerin kâh kimliklerine kâh elbiselerine varıncaya kadar tüm eşyalarına el koyarak, tutuklayarak onları ülkeden dışarı çıkmaya zorluyor.

Güney Afrika’nın yerli halkının ise “kişisel fedakârlıklar” yaparak, Dünya Kupası’na hazırlık sürecinde hükümete destek olması bekleniyor. Geçimini topraktan sağlayan Matsafeni kabilesinin hikâyesi bunlardan biri. Nelspruit’teki 1 milyar randlık Mbombela Stadyumu’nun yapımı için kabile üyeleri topraklarının önemli bir bölümünü sadece 1 rand karşılığında kendilerini tehdit eden Mpumalanga belediyesine verdi.

Yine aynı bölgede, stadyum alanının yakınında bulunan ve yerine dev bir otopark yapılması planlanan iki okul yıkıldı, okulsuz kalan bin öğrenci de Dünya Kupası’nı protesto yürüyüşü düzenledi.

Genelde, Dünya Kupası’nın ülkede altyapı hizmetlerini geliştireceğine, yeni istihdam alanları yaratacağına ve toplumsal eşitsizlik konusunda yeni çözüm olanakları sunacağına dair inanç kaybolmuş durumda. Bu inançsızlığın eşliğinde, Kupa’nın ne kadar “Afrikalı” olacağı ise bir başka tartışma konusu.

İşsizlik oranının yüzde 27 ile yüzde 40 arasında seyrettiği ve nüfusun büyük kısmının 150 dolardan az bir maaşla çalıştığı ülkede, turnuvadaki en ucuz maç biletinin 19 dolar olduğu gözönüne alındığında, Afrika’nın tutkulu taraftarlarının statlardaki yerlerini alıp alamayacakları konusu akıllarda soru işareti bırakıyor.

Öte taraftan organizasyonun Afrika’da gerçekleşecek olması, FIFA kriterlerinin uygulanmayacağı anlamına gelmiyor. Afrika futbolunun, kendi ifadeleriyle “gürültülü ve gururlu” (loud&proud) çalgısı “vuvuzela”nın Dünya Kupası’nda yasaklanması gündeme gelmiş, fakat gelen tepkiler bu yasağı engellemişti.

FIFA’nın stat çevresindeki satıcılara ilişkin yasağı ise maçları yerinde izlemek için ülkeye gidecek olan futbolseverlerin, Afrika futbol kültürünün ayrılmaz parçası olan etli hamurlardan, patates pürelerinden yiyemeyeceği anlamına geliyor. Kadın satıcıların sattığı bu yiyeceklerin yerini FIFA’nın ticari partneri olan McDonalds’ın ürünleri almış durumda. Futbol coşkusu Afrika’da yaşanıyor, ama deneyim tamamen “Batılı”...

Son söz yerine: Yukarıda anlatılanlar, Kupa’nın diğer yüzünü (de) görmek isteyenlere... Yoksa kimsenin futbol coşkusunu yarım bırakmak amacını taşımıyor. Bu satırların yazarı da pek çok futbolsever gibi, 11 Haziran’da ev sahibi “Bafana Bafana”nın Meksika ile yapacağı maçla başlayan “futbolun ramazanı” için geri sayıyor.

Sevecen Tunç / Radikal





3
Yandex.Metrica