Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ağca'nın gözü bizde değil, Avrupa pazarında...

Çarşamba, 20 Ocak 2010 - 05:00

Mehmet Ali Ağca’nın hapishaneden çıkışı, girişi kadar gürültülü oldu. Aslına bakacak olursanız, bu adamın öylesine müthiş bir cazibesi yok.

Ancak elinde iki önemli hikaye var.

Biri, Papa’yı vurma olayının arkasında, Rus-Bulgar komplosunun bulunup bulunmadığıydı. Ancak komünizmin çökmesinden sonra, bu konudaki Amerikan- Avrupa ilgisi, tamamen bitmedi ama azaldı. Şimdi, para eden ve daha fazla ilgi yaratan olay Katolik dünyasıyla ilgili.

Ağca, kendinin, tanrı tarafından seçilmiş, dünyaya yollanmış bir mesajcı olduğunu “dünyanın sonunun yaklaştığını” söylüyor. Dikkatleri çekebilmek için de, Papa’yı bu ilahi güçlerin vurdurttuğunu ileri sürüyor. Dünya üzerinde tanrının mesajlarını taşıdığını iddia eden çok kişi var, ancak hiçbiri Ağca kadar ilgi çekmedi. Nedeni de, önce Papa’yı vurması, ardından da aynı Papa’nın 1983’te hapishaneye gidip onunla konuşması, ardından da “Ağca yükseklerden direktifle hareket etti” demesi.

Bütün bu olaylar, komplo teorilerine inanan, koyu Katoliklerin merakını coşturdu. Ağca birden bire, bu insanların gözünde bambaşka bir varlık oluverdi. Büyük sırlar taşıyan ve geleceği bilen bir mesajcı...

Ağca, Avrupa’daki bu ilgiyi çok iyi gördü.

Şimdi de bundan yararlanmak istiyor. Herkes de bu oyundan hoşlanıyor. Eğer yarın öbür gün Dan Brown gibi bir kitap yazmaya kalkarsa, emin olun epey para kazanır.

Hıristiyan dünyasında özellikle din konularındaki komplolu her hikayeden hoşlanan bir kesim oldukça, Ağca malını pazarlama imkanı bulacaktır. Ancak Ağca, hiçbir zaman bizler tarafından affedilmeyecektir. Abdi İpekçi’nin katilidir ve sonsuza kadar da öyle kalacaktır.

Devlet, Hrant suçundan kurtulamayacaktır

Hrant Dink öldürüleli 3 yıl oldu ama suikastın ardındaki gerçek hâlâ tam anlamıyla ortaya çıkabilmiş değil. Ancak bugüne kadar ortaya dökülen istihbarat bilgilerine bakıldığında, Hrant bile bile ölüme terk edildi. Oysa devlet o istihbaratın gereğini yapsaydı Hrant öldürülmeyecekti.

Türk kamuoyunun önemli bir bölümünün gözünde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ihmal ederek veya bilerek Hrant’ın ölümüne göz yummuştur.

Türkiye bu durumdan kendini mutlaka kurtarmalıdır. Bu sabıkayla yaşayamaz.

Ortada dolaşan belgeler korkunç. Hrant’ın öldürüleceği, resmen uzun süredir biliniyordu. Polisiyle jandarmasıyla herkes cinayetin kimden ve nereden geleceğini biliyordu, ancak harekete geçmediler. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir suçlamayla yaşayamaz, yaşamamalı...

Linç edebiyatı ile ne yapmak istiyoruz?

Dün gazeteleri tararken, Ali Bayramoğlu’nun yazısı dikkatimi çekti. Bir gece önce TV NET’teki programında Taner Akçam’ın “Ertuğrul Özkök yargılanmalıdır” şeklindeki sözlerine değiniyor ve 6 Şubat 2004 tarihli Agos gazetesindeki “Sabiha Gökçen Ermeni asıllıymış” başlıklı bir yazının iki hafta sonra Hürriyet’te yayınlanması üzerine, Genelkurmay’ın sert tepkisine yol açtığı ve bunun ardından da Hrant’ın öldürülmesi için düğmeye basıldığı belirtiliyor.

Bayramoğlu da, Özkök’ün bu olayda dolaylı kışkırtmada bulunduğunu öne sürüyor. İnsaf arkadaşlar... Giderek yaygınlaşan bu linç mantığı ile bir yere varamayız.

Daha kısa bir süre öncesine kadar 301’den şikayet ederken, şimdi elimizde fener başkalarını linç etmeye çalışıyoruz.

Özkök’ü bu şekilde hedef gösteriyoruz.

Bunun sorumluluğunu kimse taşıyamaz. Andıçlanmış biri olarak, bunun ne kadar korkunç bir his olduğunu ben bilirim. Şimdi aynı muameleyi, görüşlerini paylaşmadığımız insanlara uygularsak, bu suçun altından kalkamayız.

Sözü geçen haberi yazan Hrant’ın en yakınıdır ve Ermeni cemaatinin çok sevdiği bir kişidir. Haberi yayınlayan da Agos’tur. Şimdi kalkıp Özkök’ü suçlamak tek kelimeyle ayıptır.

Bayramoğlu da, Taner de saygı duyduğum, görüşlerinin büyük bölümünü paylaştığım iki isim. Ancak bugünkü suçlamalarını kabul edemem.