Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Ağca'ya dayanmak için sabır lazım

Salı, 19 Ocak 2010 - 05:00

Ağca, 52 yaşında, mesih olduğuna inanarak hapisten çıktı. Ünlü olmayı istiyordu, artık yeterince ünlü, üstelik özgür. Şimdi bu ününü paraya tahvil etmeye çalışacak. Milliyet güzel başlık atmıştı, “Katil, vicdani retçi oldu!” Askerlik görevinden akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle sıyırtan Ağca’ya bence GATA’daki doktorlar rapor verirken ordunun imajını düşünerek hareket ettiler. Adam saatli bomba gibi. Başına bir şey gelirse asker öldürttü olacak. Yoksa ondan daha deliler yapıyor askerliğini! Şimdi artık Ağca’nın şov zamanı. Allah, Abdi İpekçi’nin eşine, kızına, yakınlarına ve hatta biz meslektaşlarına sabır versin. Bir katil, üstelik, ne için, kim için öldürdüğü de belli olamadan, bir insanı öldürdü, şöhret oldu, hatta mesih oldu, şimdi de yeni yaşamında tadını çıkaracak! Hesap vermesi de ilahi adalete kaldı...

Haiti örneği ürkütüyor!

Haiti’yi yerle bir eden deprem ve ardından yaşanan keşmekeş, tüylerinizi ürpertmiyor mu? Bizim de başımıza gelebilir diye düşünmüyor musunuz hiç? Mine Kırıkkanat’ın yazdığı “Bugün, bu gece” isimli bilimkurgu roman, İstanbul’un olası depremini ve sonrasını anlatır. Ölmek mi sağ kalmak mı zor durumu. Sağ kalanlara havaalanlarına gelen yardımlar ulaştırılamaz, bütün yollar ve altyapı çökmüştür. Yağma başlamış, sokak çeteleri oluşmuştur. Sonunda büyük güçler müdahale eder. Ülkeye artık başkaları el koymuş, onlar yönetmektedir! Haiti’de bugün yaşananları Mine, yıllar önce İstanbul için yazmıştı. Olası İstanbul depremi, 7 şiddetinin altında olmayacak. Evet, belki son yıllarda pek çok yeni konut yapıldı ama depremde yıkılması muhtemel olanlar yıkılmadı. Deprem konteynerlerinin yerinde yeller esiyor. Evlerdeki deprem çantaları da çoktan boşalmıştır. Geriye, deprem olursa kısa yoldan gitmek için dua etmek kalıyor. Görünen o ki, sağ kalan daha çok acı çekiyor!

İstanbul’da kültürlü günler

Acemi hırsız işe çıktığı gece mehtap olurmuş. Günlerdir yaz sıcaklığında giden hava, 16 Ocak gecesi, bir soğudu, yağmur bir bastırdı ve aylardır bu günü sokakta halkla kutlamak için hazırlanan İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olma heyecanını ancak ekran aracılığıyla paylaştı! Başımıza gelecekleri tahmin ederek resmi açılışa gitmedik. Konuşmalar uzamış, mikrofonu kapan susmak bilmemiş. 20.10’da olması ve bütün meydanlara yansıtılması beklenen havaifişek gösterisi, bir saat gecikmeyle yapılabildi. Meydanlarda konserler başlasın diye titreyenleri kimse düşünmedi mi? Üstelik havaifişek gösterisi Haliç yerine Sarayburnu’nda olsaydı, milyonlarca İstanbullu, çok az bir zahmetle bu gösteriyi izleyebilirdi! Soğuk ve yağmur yüzünden konserler de beklenenden az bir katılımla gerçekleşti. Hani kültür diye eleştirenlere de sormalı, o gece müzeler, sergiler gece yarısına kadar açıktı, kaç kişi gitti? Biz Gila ile Tarkan’ı dinleyip sonra Fazıl Say’ın doğum gününe gittik. Müzisyen arkadaşları çaldılar, söylediler. Keyfimizi, aşırı sigara dumanı ve özel bir kutlamaya değil de kendi kendilerine eğlenmeye gelmiş gibi davranan, ya da görünmek için kamera kollayanlar bile kaçırmadı! Şimdi sıra geldi kültür işlerine. Onları da görecek ve yazacağız tabii ki, ama siz de ayağınıza kadar getirilenlere katılın e mi...