Ağca'ya oda vermeyen otelleri kutluyorum

Perşembe, 21 Ocak 2010 - 05:00

Arkasındaki karanlık ve kirli mirasa bakmadan kahraman olmak üzere kolları sıvayan Mehmet Ali Ağca’nın planı geri tepti. Cezaevinden çıktığı ilk gün Ağca’nın arkasına muhabir ve kameraman ordusu takan medya kuruluşları yaptıkları hatayı çok şükür ki hemen fark etti. Dün neredeyse hiçbir gazetenin birinci sayfasında Mehmet Ali Ağca haberleri yoktu. Posta Gazetesi dün bundan böyle Ağca haberlerine yer vermeyeceğini ilan etti. Bu kararından ötürü Rıfat Ababay’ı kutluyorum. Habertürk Gazetesi de benzer bir karar aldı. Umarım diğer yayın organları da bu katilin peşini bırakır. İngilizlerin “Eğer birini cezalandırmak istiyorsanız, onu yok sayacaksınız” diye güzel bir sözü vardır. Türk basınının efsanelerinden Abdi İpekçi’yi katleden, Katoliklerin dini önderi Papa Jean Paul’ü öldürmeye teşebbüs eden Ağca hayatının geriye kalan bölümünü ilgisiz, sevgisiz ve yalnız başına geçirmeye mahkum olmalıdır. Ayrıca Ağca’ya oda vermeyen İstanbul’daki otelleri kutluyorum. Keşke Ankara’dakiler de aynı şeyi yapabilseydi.

***

Haiti çağımızın en büyük deprem felaketlerinden birine tanık oldu. Ülkede kelimelerle anlatılamayacak bir insanlık dramı yaşanıyor. Kamu binalarının tamamı yıkıldığı için otoriteden de söz etmek mümkün değil. Düzenin sağlanmasına yardımcı olmak üzere ülkeye gönderilen Amerikan ve Çin birliklerinin uzun yıllar buradan çıkmayarak bir tür “yumuşak işgal” gerçekleştirecekleri konuşuluyor. Ünlü deprem araştırmacılarından Prof. Dr. Celal Şengör, olası bir Marmara depreminde benzer bir durumun İstanbul için de geçerli olabileceğini iddia etmişti. Ben Şengör’ün söylediklerini ciddiye alıyorum. Şengör’ün aktardığı bu kabus senaryosunu 1990’lı yılların başında gazetedeki yazılarımda gündeme getirmiştim. İstanbul gibi Türkiye’nin atardamarı konumundaki bir şehrin yıkılması Türkiye’nin tükenmesi anlamına gelir. Felaketin büyüklüğü karşısında neler olabileceğini kestirmek çok güç. İstanbul’un zenginlikleri düşünülecek olursa talan ve yağma daha büyük boyutlara varabilir. Umarım Türk Silahlı Kuvvetleri ve devletin ilgili birimleri bu konuda alternatif planlar üzerinde çalışıyordur.

***

Kilyos’ta karaya oturan Moldova bandıralı kuru yük gemisinden sızan mazot İstanbul’un en güzel koylarından birini mahvetti. Temizleme çalışmalarının aylar sürmesi bekleniyor. Ancak uzmanlara göre denizde oluşan biyolojik kirlilik 10 hatta 20 yıllık bir etki bırakacak. Kaza, Kilyos’a yakın Demirciköy’deki en iyi balık lokantalarından biri olan Uzunya’nın tam önündeki koyda gerçekleşti. Buraya giden İstanbullular bu korkunç kirliliğin izlerine yıllarca tanık olacak. Buradaki güzelim plaj da muhtemelen uzun süre kullanılamayacak. Bu felaket İstanbul’un ne kadar korunmasız olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

***

Funda Arar, popüler Türk müziğinde en sevdiğim sanatçılardan biridir. Hem zarif bir insan olarak hem de sanatçı kimliğiyle çok özeldir. Arar’ın şarkılarının çoğunda müzisyen ve besteci Febyo Taşel’in imzası var. Funda Arar’ın “Zamanın Eli” isimli son albümünde yer alan şarkılardan “Yak Gel” de onun bestesi. Aynı zamanda Funda Arar’ın eşi olan Febyo Taşel, bugüne kadar Yonca Lodi, Ziynet Sali gibi isimlere de şarkılar vermişti. Bu kez enstrümantal eserlerden oluşan kendi albümünü çıkardı. Febyo Taşel’in “Melez Miras” adını taşıyan albümünü ve müzik çalışmalarını pazar günü saat 11.00’den itibaren Kanal 24’teki televizyon programımda konuşacağız.

***

Hayattaki en büyük acılardan biri ana- babanın kaybıdır. Habertürk Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı babasını kaybetmenin acısını yaşıyor. Kendisine ve ailesine başsağlığı diliyorum. Uzun süreli sağlık sorununu atlatıp yeniden yazılarına başlayan Akşam Gazetesi televizyon eleştirmeni Burhan Ayeri ağabeyimize de “Aramıza tekrar hoş geldin” demek istiyorum.