Ahmet Türk ilk defa Meclis'i düşündürdü

a
a
Salı, 17 Kasım 2009 - 05:00

Siyasette hep böyledir. Bir sorunun üstünü örtmeye çalışanlar, bunu bir yere kadar götürebilirler. Ne kadar zorlarlarsa zorlasınlar, önünde sonunda bir yerden patlar. Sorun çözmek isteyenler ise, önce bu sorunu tartışmaya açarlar.

Toplum bir konuyu tartışmaya başladı mı, işin yarısı halledilmiş demektir. Zira tartışma sırasında, beğenmediğiniz veya tabu olarak gördüğünüz, kimsenin ağzına dahi almasını istemediğiniz konular da günlük hayatınızın bir parçası olur.

Örneğin, bir zamanlar “Sayın Öcalan” demek suçtu. İnsanlar mahkemelere veriliyordu.

Sonra ne oldu?

Tartışmalar öylesine yaygınlaştı ki, artık önüne gelen sayın diyor ve sayın demek sıradan bir şey oldu.

Geçen hafta TBMM’deki görüşmelerde öylesine sözler duyuldu ki, Kürt Açılımı’nın başını alıp gittiği ortaya çıktı. Bu gidişin artık durdurulamayacağı bir defa daha anlaşıldı. Bu görüşme gerçekten tarihiydi. Hem içeriği, hem de Kürt sorununun ilk defa böylesine geniş şekilde ele alınması açısından bir dönüm noktasıydı.

Bu oturum hakkında yazı yazamadım. Üstünden birkaç gün geçmesine rağmen yine de konuşmaların bir analizini yapmak istedim.

Ahmet Türk, en parlak konuşmalarından birini yaptı

Belki gösterişli değildi, ancak DTP Lideri Ahmet Türk, benim şimdiye kadar izlediğim en sağduyulu, ağırbaşlı, şimdiye kadar hiç duymadığımız gerçeklerle dolu ve sert konuşmasını yaptı. Geçmişimizi yüzümüze vurdu ve Kürt vatandaşlarımıza yaptığımız muameleyi anlatırken, hepimizi utandırdı. Üstelik bunu da abartmadan yaptı. Ölçüsünde bıraktı.

“Kendinizi bizim yerimize koyun” derken, en içten duygularını yansıtıyordu. Bence konuşmasının en önemli açısı, Kürt sorununun aslında bir Türk sorunu olduğunu anlattığı bölümdü. Konuya Türkiye açısından yaklaştı. Kürtler adına değil, tüm Türkler açısından baktı. TBMM çatısı altında ilk defa, PKK’nın eskiden Kürt vatandaşlarımıza yaptığımız kötü muamelenin bir sonucu olduğunu söyledi. Herkesin bildiği ancak görmek istemediği bu gerçeği açıkça ortaya koydu. Ahmet Türk, şu ana kadar atılan adımların cılızlığına da değinmeden edemedi. Yine de kapıyı açık bıraktı ve geriden gelecek olanları beklediğini söylemekle yetindi. İktidarı eleştirdi, ancak köprüleri atmadı. En ağır eleştirisi ise haklı olarak CHP’ye yönelikti. Türk, bu açıdan oturumun yıldızıydı.

Başbakan, kendini sıkı sıkıya bağladı

Başbakan’ın konuşması, Kürt Açılımı’nı ne kadar benimsediğinin işaretleriyle doluydu. Muhalefetin sert eleştirileri karşısında böyle bir tutum takınmak zorunda kalmış olabilir, ancak önemli olan bu süreci sahiplenmesiydi. Konuşmasında kullandığı cümleler, bundan 5-6 yıl önce savcıları harekete geçirecek örneklerdi. Erdoğan, iktidarın bu sürecin arkasında durmaktaki kararlılığını gösterirken, DTP ile işbirliği içinde görünmemeye dikkat ederken, yine de dirsek temasını sürdürmesini bildi. Muhalefet partilerinden sadece Ahmet Türk’ün konuşmasını alkışladı.

TBMM’deki konuşmalar, iktidarın işinin ne kadar zor olduğunu bir defa daha gösterdi. Buna rağmen, AKP grubunun bu konuda ne kadar sağlam durduğunun görünmesi de ilginçti. Doğrusu ben, Başbakan ile AKP grubunun işi bu noktaya kadar götürebileceğini tahmin etmiyordum. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın koordinatör tayin edilmesinin de ne kadar doğru bir seçim olduğu anlaşıldı.

Ancak şu kadarını da söylemeden geçemeyeceğim. “Açılım açılım” diye, diye ortaya atılan paketler, benim gözümde bile cılız çıktı. Eğer doğru dürüst adımlar atılmayacaksa, boş yere uğraşıyoruz demektir.

Baykal, kolaj yapmıştı ancak çok parlaktı...

Artık kesin. Deniz Baykal sadece CHP’nin değil, Türk siyasetinin büyük hatibi. Okumadan, önündeki notlara bakarak, bundan daha müthiş 1 saat konuşma yapılamaz. Aman Allah’ım, kürsüye çıktıktan sonra, öylesine hakim, öylesine kendinden emin ve öylesine pırıltılı ki, ağzınız açık izliyorsunuz. Ne dediği önemli değil. Nitekim konuşmasında, eski en parlak konuşmalarından sanki bir kolaj yapmış gibiydi. Yeni bir yanı yoktu.

Baykal’ın işi çok zor. Zira aslında, Kürt sorununun çözülmesini AKP kadar istiyor. Hatta CHP’nin eski Kürt raporu, AKP’nin bugün attığı adımlardan daha da cesur önerilerle dolu. Ancak, AKP ile birlikte hareket ediyormuş görünmemek için muhalefet ettiği besbelli. Bundan dolayı, MHP gibi işin esasına karşı çıkmadı, AKP’nin kullandığı yönteme, genel yaklaşımına muhalefet etmekle yetindi. Onur Öymen’in bir gün önce Dersim örneğiyle açtığı derin yarayı tamir edecek sözlerle, geçmişte yaşananlara atıfta bulundu ve Kürtlerin gönlünü almaya çalıştı. MHP ile arasına bir mesafe koydu, işbirlikçi gibi görünmeden de AKP’ye anlayışlı bir muhalefet yaptı. CHP günün birinde bu sorunu ya kendi iktidarı sırasında veya günü geldiğinde AKP’ye çözüm için destek vermek zorunda kalacağını biliyor. Böyle bir finalden kurtulmasının imkanı yok.

MHP’nin işi daha kolay

Devlet Bahçeli’nin konuşmasını kim yazdıysa, özellikle ilk başını çok güzel hazırlamış. İnsanı etkileyen cümlelerle süslenmiş, başarılı bir metin dinledik. Daha öncekilerle karşılaştırıldığında, Bahçeli’nin bu defa hiç takılmadan okuduğunu gördük. Anlaşılan önceden çalışmış. Dramatik veya Baykal gibi izlenmesi hoş bir konuşma olmasa dahi, Bahçeli partisinin politikasını çok ayrıntılı şekilde anlattı. Türklüğün her şeyin önünde olmasını istediklerini anlattı. MHP’nin yaklaşımını şöyle özetleyebilirim: “Türkiye Türklerindir... Küresel bir oyun oynanıyor. Amerika ve Avrupa birlikte bizi bölmek istiyor ve AKP de buna çanak tutuyor... AKP bu tutumuyla anayasa suçu işliyor... Biz bu konuda atılacak her adıma karşıyız...”

İşte bu açıdan, MHP’nin çizgisini sürdürmesi çok kolay. İnce politikalar yapmaya hiç ihtiyacı yok. Atılacak her adıma karşı olduğunuzda, dikkatleri daha kolaylıkla çekebiliyorsunuz.

Meclis konuşmasında MHP, milliyetçi oyları kendine bağlamasını bildi. Zaten bu açıdan CHP’nin işi çok zor. Bu nedenle, eğer açılım iyi gitmezse önümüzdeki genel seçimlerde açılım aleyhindeki oyla MHP’ye gidecek demektir.