Ak isimli şirket sayısı patladı mı?

Salı, 16 Mart 2010 - 05:00

Her dönem kendi girişimcilerini, gruplarını yaratır... Her dönemde bir grup yeni zengin ortaya çıkar, bunlardan bazıları kısa sürede batar, diğerleri yaşamaya devam eder. Bunların bazıları tesadüftür, bazıları kendilerine yakın iktidarın olduğu dönemden motivasyon almışlardır. Bir bölümü ise destek görmüştür. Ancak, şimdiye kadar bu parti isimleriyle kaç şirket kurulduğuna yönelik bir bilgi görmemiştim.

MHP milletvekilinin merakı

Şimdi MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun bir soru önergesiyle bu konuyu da öğrenmiş oldum. Serdaroğlu, TBMM’de verdiği yazılı önergeyle, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’e, ‘AK adlı kaç şirket kurulmuş’ sorusunu yöneltmiş.
İşin doğrusu, Türkiye’de AK kelimesi çok jenerik bir isim... AK adı verilen şirket isminin Türkiye’de olması sürprizle karşılanmamalı... Ancak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın soru önergesine verdiği yanıtta yer alan rakamlar, 2002 sonrasında bir ‘patlama’ olduğunu da ortaya koyuyor. Önce verilere bakalım:

1992-2002 yılları arasında Türkiye’de AK adı ile kurulan şirket sayısı 670 adet.
2003-2009 döneminde, AK Parti’nin iktidar olduğu yıllarda kurulan şirket sayısı ise 472’ye ulaşmış.
Sadece 2009 yılı boyunca kurulan AK isimli şirket sayısı 39’da kalmış.
2002-2009 arasında AK ismini taşıyan ve kapanan şirket sayısı 21 adet olarak gerçekleşmiş.

AK AŞ yaygın değil

Bence buradan şu mesajlara ulaşmak mümkün:

1. AK, Türkiye’de sadece şirketlere değil, her kuruma verilebilecek bir isimdir. Bu ismin yaygınlığını abartmamak lazım.
2. AK parti iktidarı döneminden önce de AK ismi kullanılmış. Hatta 1992-2002 arasında yılda 60’tan fazla şirket kurulmuş.
3. Son 7 yılda kurulan şirket sayısı, böyle bir nitelendirme yapmak için anlamlı değil... Zaten şirket kuranın da bunu AK diye taçlandırmasını beklemek anlamsız olur. Serdaroğlu, bu sorusuyla, akıllılık yapmış ve ‘komplo teorilerini’ de boşa çıkarmış. AK adlı şirket sayısı patlamamış anlayacağınız...

Gerçek lider kimdir?
Geçen hafta içinde Capital ve Johnnie Walker’ın birlikte düzenlediği, ‘Başarıya Yürüyenler’ (40 yaş altı genç genel müdürler) çalışmasının töreni vardı. Gecenin ana konuşmacısı, kendisi de genç yaşında bir dev olan Akbank’ın yönetimini üstlenen Suzan Sabancı Dinçer idi.
Dinçer, konuşmasında ‘gençlere’, liderlik, özellikle de takım yönetimi konusunda önemli mesajlar verdi. En önemlisi de, Türk iş dünyası için efsane bir isim olan, amcası Sakıp Sabancı’nın öğütlerine dayalı mesajlardı. Not tutabildiğim kadarıyla Suzan Sabancı Dinçer, rahmetli Sakıp Bey’in öğretilerinden damıttığı şu mesajları dinleyicilere aktardı:
1. Her grubun bir lidere ihtiyacı vardır. Eğer lider kararlı olmazsa, takım, takım olma özelliğini yitirir.
2. Her liderin takımına görünür olmak gibi bir zorunluluğu vardır. Her grup hedefe doğru yürürken kendi liderine bakarak yön bulur.
3. Liderin bir görevi de ekibini motive etmektir. Uzun bir yürüyüşte yorulanlar, yürüyüşten vazgeçmek isteyenler veya umutsuzluğa kapılanlar olabilir. Liderin güven vermesi, hedefin ulaşılabilir olduğuna herkesi ikna etmesi gerekir.
4. İnsanlar yaptıkları işte kendi katkılarını görmek isterler. Hem büyük resmi hem de kendi katkılarını görebiliyorlarsa, kendilerini değerli hissederler ve anlam bulurlar.
5. Hiçbir lider yürüyüşünü yalnız yapmaz. Bir liderin en önemli görevlerinden biri, yetenekli insanları kendi etrafına toplaması ve onların gelişmesine destek olmasıdır.
6. Başarı da başarısızlık da yaşadığımız hayatın ayrılmaz parçalarıdır.

CEO’lar yaşamı keşfediyor
Sabancı Holding’in eski CEO’larından (icra başkanı) Hazım Kantarcı, emekli olduktan sonra uzun süre ortalıkta görünmedi... Basına çıkmadı, eski günleriyle ilgili konuşmadı. Tam anlamıyla emeklilik hayatının keyfini çıkarmayı tercih etti.
Capital’in mart sayısı için görüştüğümüz Hazım Kantarcı’yı okurken, liderlerin ‘yaşam’ ve ‘emeklilik’ konusu bir daha dikkatimi çekti... Uzun yıllar boyunca, sabahın erken saatlerinden geç saatlere kadar çalışan, bazen haftasonu bile ofise giden, uzun seyahatlere çıkan CEO’lar, ailelerini ve yaşamlarını ‘es’ geçmek zorunda kalıyorlar. Hatta yaşadıkları şehre bile yabancılaşabiliyorlar.
Bakın Hazım Kantarcı, emeklilik sonrasında neleri keşfettiğini, nasıl anlatıyor: “Kendime ve aileme daha çok vakit ayırdım. İş temposundan dolayı onları ihmal etmiştim. Eşimle seyahatlere çıktık. İstanbul’u doğru dürüst tanımıyordum. Bir gün eşimle Piyer Loti’ye gittik, çay içtik. ‘Vay be neler varmış İstanbul’da’ dedik. Çalışıyor olsam gitmem mümkün değildi.”
Hazım Kantarcı, aslında ‘yaşama’ az zaman ayıran bir lider kuşağının son temsilcilerinden... Yeni kuşak, yaşam-iş dengesini daha başarılı yönetiyor. Bu değişimi son yıllardda yakından gözlüyorum. O nedenle de CEO LIFE adlı bir dergi hazırladık ve müthiş ilgi gördü. Artık liderler, iş dışı yaşamla ilgili görünmekten, o anlarını paylaşmaktan kaçınmıyorlar. Bu önemli bir gelişme...