Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ak Parti, ilk defa bilgi verme zahmetine girdi...

Cuma, 26 Mart 2010 - 05:00

AK Parti’nin genelde en büyük şikayeti medyadır. Ne zaman ki eleştiriler artar, hemen medyayı suçlarlar. Kendilerinde eksiklik aramazlar. “Acaba biz gerektiği gibi bilgi verdik mi?” diye sormazlar. Genel yaklaşımları şöyledir:
Herhangi bir konuda politika saptamış veya bir yasa tasarısı hazırlamışlarsa, bunu kamuoyuna pek fazla anlatmak zahmetine girmezler. Yapılan bir genel basın toplantısından sonra, Başbakan’ın grup toplantılarındaki, kimi zaman azar, kimi zaman eleştiri dolu konuşmaları ve bazı bakanların lütfen söyleşilere çıkıp bilgi vermeleriyle yetinilir. Muhalefetin tepkileri artıp, genel bilgisizliğin de katkısıyla medyada da eleştiriler yükselince, medyaya suçlama kampanyası açılır. Suç daima medyadadır.
Hiçbir zaman iğneyi kendilerine batırmazlar.
İlk defa bu durumun değiştiğini fark ettim.
Galiba, gereken duyarlılığı göstermedikleri taktirde eleştirilerin altında kalabileceklerini ve daha da önemlisi, artık kesinleşmiş gibi görünen referandumda büyük bir yara alabileceklerini görmüş olacaklar ki, son derece ince hesaplanmış bir kampanya hazırlanmış.

Bilgilendirdikçe eleştiri tonu düşüyor

Yapılan tüm değişiklikler, özellikle de Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki değişiklikler için çok ayrıntılı broşürler hazırlanmış. Bugünkü uygulamaların, değişiklik sonrası nasıl olacağı anlatılıyor. Ayrıca, tüm eleştirilere ayrı ayrı yanıt veriliyor. Avrupa Birliği’ndeki uygulamalarla karşılaştırılıyor.
Bir de, ilgili tüm bakanların katıldıkları bilgilendirme toplantıları yapılıyor. Ayrıca, yine her bakan isteyen her TV programına katılıp görüş veriyor. Hangi kanalı açsanız, karşınızda Sadullah Ergin, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik veya Bekir Bozdağ’ı bulabiliyorsunuz. Eskisi gibi nazlanan yok. Sonuçta, ben kendi hesabıma söyleyeyim, kamuoyunda sorulan soruların önemli bir bölümüne yanıt veriliyor. Daima eleştirilecek bir nokta bulunabilir tabii. Hele Ak Parti’nin bu ülkeyi bir din devletine dönüştüreceğine inanıyorsanız, Ak Parti’liler ağızlarıyla kuş tutsalar dahi, yine de sizi ikna edemezler. Ancak bu kampanya sayesinde, değişikliği içine sindiremeyenlerin sayısında önemli bir azalma yaratabileceklerdir.
Demek ki, olabiliyormuş. Bu işler Hüseyin Çelik’in yeni göreve gelmesinden sonra değişmeye başladı. Bakalım, böyle sürecek mi?
Ak Parti’ye kuşkuyla bakanların bu kampanyadan etkilenip fikir değiştireceklerini sanmayalım. Ancak kararsızların bu bilgilendirme sonucunda oylarını değiştirebileceklerini söyleyebilirim.
Son bir not; çok büyük bir olasılıkla haziran ayında referandum için sandığa gideceğiz.
Ak Parti’nin, genel seçimlere 1 yıl kala böylesine büyük bir riski neden aldığını ise anlayabilmiş değilim...

Tuncay Özkan’dan mektup var...
Görüşlerini paylaşmam, karşılıklı da sevişmeyiz, ancak hakkını savunurum. Geçenlerde bana çok kızgın bir mektup yolladı. İçindeki beddua ve hakaretleri bir yana bırakayım, haklı olarak isyan ettiği bölümü sizle paylaşayım: “Ben tutuklanalı 1 yıl 7 ay oldu. Burada günler hâlâ 24 saat, ne zor geçiyor bilsen. Ama bakıyorsun aylar gitmiş. Ergenekon’da gelinen noktayı iletmek istedim. Dava çıkmaz sokak. Yargılamalarda Mustafa Balbay ve benim gazeteciliğimiz, hayatımız sorgulandı. Mesleğimizi içimiz acıyarak savunduk. Yaşamımızın öyküsünü anlattık. Anayasal ve yasal haklarımızı kullandığımız için suçluyuz. Niye sivil toplumda yer almışız, niye siyaset, ben niye cumhuriyet mitingi yapmışım, muhalif olmuşum, AKP karşıtlığı yapmışım. Evimde çıkan “Bursa Nutku” terör üyeliği delili. Olabilir mi? Oldu. Oysa biz yargılanmak istiyoruz. Balbay da, ben de. Ama:
1. Adil
2. Hızlı
3. Tutuksuz yargılanmak istiyoruz.
Soruyorum: “Suçum ne? Deliller ne?”
Yanıt: “Suçunun söylenmemesine!”
Sen biliyor musun, söyler misin, bütün muhaliflerime soruyorum, savcıların söylemediği, delil göstermediği suçum ne? Ben iki kez ağırlaştırılmış hapis cezasıyla yargılanıyorum. Niye? Muhalifsin o yüzden derlerse, tamam diyeceğim ve bir daha sormayacağım.”