'Aktar da, doktor da, ilaç markası da rant peşinde'

“Gereksiz ve bilinçsiz ilaç kullananların, hayat boyu ilaca mahkum edilenlerin, derdine derman bulamayanların ne çektiğini iyi biliyorum...

10 Ağustos 2013, Cumartesi 05:00
A A

Oysa çok basit ve ucuz önlemlerle ilaçsız yaşamak mümkün.” Böyle söyleyen, Fitoterapi ve Akupunktur Uzmanı Dr. Ümit Aktaş (42). İlaç sektörüne, doktorlara, aktarlara veryansın eden Dr. Ümit Aktaş ile sağlıktaki rant kavgasını, bitkilerin gücünü, ilaçsız yaşamayı konuştuk...

Röportaj: Ömer Gören

ogoren.aktuel@gmail.com

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1970 Kırıkkale doğumluyum, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akupunktur, Eczacılık Fakültesi’nde de fitoterapi eğitimi aldım.

Bu alanda yüksek lisans ve mastır yapan ilk Türk hekimlerinden biriyim. Doktora çalışmalarım sürüyor. Şu anda kliniğimde akupunktur ve fitoterapi uzmanı olarak hizmet veriyorum.

Sizi fitoterapi ve akupunktur alanına iten nedenler neydi?

Hastaları tedavi ediyor ama sonuç alamıyordum. Sebebini merak edip farklı yayınları okumaya başladım. Gördüm ki bilmediğim başka bir dünya daha var. Tıp, bize öğretildiği gibi, at gözlüğüyle baktığımız kavanozdan ibaret değil.

O zaman bir yol çizdim kendime. Çünkü bir doktorun temel amacı hastasını iyileştirmektir. Önce akupunktur uzmanı oldum. Dünyada akupunkturun bitkilerle birlikte yapıldığını gördüm.

Fitoterapiye ilgi duymam ise Rus kökenli arkadaşım Dr. Berna Akay’ın, rüyasında karaciğerimi hasta olarak görmesini söylemesiydi. Gerçekten de doğuştan gelen bir karaciğer rahatsızlığım vardı.

Bana önerdiği bitkisel ilacı araştırdım, dünyada karaciğer tedavisinde kullanılan en iyi madde olduğunu anladım. O anda bu işin eğitimini almaya karar verdim.

Akupunkturu biliyoruz; iğneler belirli bölgelere saplanarak ilgili noktaları uyarıyor. Peki fitoterapi ne?

Fitoterapi, bitkisel tedavi demek. Taze ya da kurutulmuş bitkilerin ve onların doğal ekstresinin hasta tedavisinde kullanılması. Ama ‘aktara gideceksin, bu bitkiyi alacaksın, şu otu kaynatacaksın’ gibi bir şey değil bu.

“Sağlığımızla oynuyorlar”

Türkiye’de pek bilinmiyor bu bilim dalı.

Tıp fakültelerinde bu bilim dalı yokmuş gibi davranılıyor. Bunun ceremesini de halkımız çekiyor, çünkü bu boşluktan yararlanmak isteyenler para kazanmak için insanların sağlığıyla oynuyor.

Aktarları mı kastediyorsunuz?

Sadece onlar değil. Bu konuda eğitim almadığı halde doktorlar da ‘bitkisel ürün’ adı altında içeriğini bilmedikleri şeyleri pazarlıyorlar.

Sağlık Bakanlığı ise fitoterapiyi reddediyor ve rant sağlamak isteyenler karşısında önlem almıyor. Zaten mevzuat da yok, meseleyi denetleyemiyorlar. Bu yüzden fitoterapi suistimale açık.

Peki doktorlar ve ilaç sektörü nasıl bakıyor bitkisel tedaviye?

Bitkisel ilaçlarla ilgili, dünyada yayımlanmış binlerce yayın ve yüzlerce delil var. Ama kimyasal ilaç sektörü, bitkisel tedavi uygulamasını kabul etmez. Çünkü ilaç sektöründe müthiş bir rant yatıyor.

Mesela dünyada yapılan kanser araştırmalarının yüzde 90’ını ilaç firmaları finanse eder. Bu da demektir ki konuyla ilgili çalışma yapan doktorların yüzde 90’ını ilaç firmaları finanse ediyor. Bugün ilaç firmaları tıp eğitimini bile kontrol ediyor.

“Su bile insanı öldürebilir”

Bu durumda ne yapmalı?

Bakanlığın bu konuda yaptırımları olması lazım. Hükümetlerin kim olduğu değil, devletin devamlılığı söz konusu olmalı.

Bakanlığa düşen, bu dalın bilimsel eğitimlerini düzenlemek, tüm doktorların bu eğitimi almalarını sağlamak ve bitkisel tedavilerin doğru kullanılmasını organize etmek. O zaman sorun kalmaz.

En masum görünen kimyasal ilaç bile zararlı. Peki bitkisel ilaçlar masum mu?

Dünyada zararsız madde yoktur. Su bile insanı zehirleyip öldürebilir. Tabii ki bitkisel ilaçlar da zararsız değil. Doğru dozlarda ve doktor kontrolünde kullanılması gerekir.

En çok hangi hastalıklardan yakınanlar geliyor size?

Sigarayı bırakmak isteyenler, ağrılı romatizmal rahatsızlıkları olanlar, migren, şeker, cinsel sorunlar, bebeği olmayanlar, çaresiz kanser hastaları...

Onlara bitkisel ilaçlar ve akupunktur destekli tedaviler uyguluyorum. Her hasta farklı tedavi metotlarıyla iyileşebilir, bu yüzden kimyasal ilaçlara karşı değilim elbette. Gerekirse kimyasal ilaç da veriyorum.

‘SAFRAN CİNSEL GÜCÜ ARTIRIR’

 Sağlıklı beslenmeyle ilgili ne gibi önerileriniz var?

-Tek taraflı beslenmeyin. Dengeli gıda tüketin.

-Fast food gıdaları hayatınızdan çıkartın.

-Kimyasal ilaç kullanılmayan ve organik üretilen besinlerden tercih yapın.

-Sebze-meyveyi mevsiminde tüketin.

-Geleneksel gıda hazırlama yöntemlerini terk etmeyin.

-İçinde Omega-3 bulunan besinler tüketin.

-Şeker, şekerli tatlılar ve asitli içeceklerden uzak kalın.  

-Glikoz ve früktoz içeren gıdalar almayın.

-Beyaz un, margarin ve kızartmanın yanına bile yaklaşmayın.

Mesela cinsel gücünü artırmak ve bebek sahibi olmak isteyenlere hangi bitkileri öneriyorsunuz?

Safranbolu’da yetişen hakiki ‘safran’ı ve daha çok Amerika’da bulunan ‘palmetto’ adlı bitkiyi öneriyorum. İkisi de çok güçlü ama altın kadar da pahalıdır. Safranın iyisini anlamak, uzmanlık gerektirir.

Anne olmak isteyenlere de rahim duvar kalınlığını artırdığı ve bebeğin tutunmasını kolaylaştırdığı için akupunktur ile hayt otunu öneriyorum.

Ecza dolabımıza hangi bitkisel ilaçları koymalıyız?

Adaçayı, zencefil, meyankökü, papatya (Mayıs papatyası), melisa, propolis, rezene, anason, ekinezya, tarçın, tıbbi nane, kimyon, ıhlamur, ısırgan, şerbetçiotu, biberiye, karanfil, ahududu, alıç, ananas, arı sütü, arı poleni, bal, bamyaçiçeği (hibiscus), çemenotu, kekik, kişniş, yeşil çay, zeytin yaprağı, mandalina kabuğu (kurutulmuş) ve lavanta.

Bu bitkileri cam kavanozlarda, ağzı sıkıca kapalı olarak saklamalısınız. Bu kavanozlar da kuru ve ışık almayan bir yerde muhafaza edilmeli.

Bitkisel ilaçları nasıl öneriyorsunuz insanlara?

Avrupalı bitkisel ilaç firmaları tarafından özel bitkilerden hazırlanan ve hastanın durumuna göre dozajı ayarlanmış haplar için reçete yazıyorum. Ancak temel kuralım, hastanın ilaçsız bir yaşam sürdürmesi. ‘İlaçsız Yaşam’ adlı kitabımda da bunu yazdım. Kitapta ‘sağlıklı yaşamın 10 altın kuralı’nı da anlattım.

Neymiş bu kurallar?

1- Sigara içmeyin, içilen ortamlardan uzak durun.

2- Stresten uzak, mutlu bir hayat yaşayın.

3- Günde en az 3 porsiyon yeşil sebze tüketin.

4- Günde en az 1 porsiyon probiyotik yoğurt yiyin.

5- Günde en az 2 litre su için. Mutlaka Omega -3 alın.

6- Gecede en az 7 saat uyuyun.

7- Öğün atlamayın.

8- Fazla kiloları verin. Obezite bağışıklık sistemini zayıflatır.

9- Haftada en az 3 gün, günde 1 saat egzersiz yapın. Hareketli yaşayın.

10- Yalnız kalmayın, sevdiklerinizi arayıp hatır sorun. Sizin kadar şanslı olmayanlara yardım edin.

Omega-3 sahteciliği!

Hangi besinlerden Omega-3 alabiliriz?

Mutlaka almamızı istiyorsunuz çünkü. Piyasada Omega 3 diye satılan ürünlerin yüzde 90’ı sahte. Omega-3 bağışıklık sistemini destekler. Hayvansal değil, bitkisel yağdır.

Balıklarda Omega-3 olmaz. Sadece soğuk deniz balıklarında bulunur. Çok kıymetli bir proteindir. Çiftlik balıkları almayın, doğal balıktan şaşmayın. Kışın keten tohumu, badem ve ceviz, yazın da bol çiğ semizotu yiyin. Her akşam 3 cevizi bir bardak suya atın, sabah suyunu için.

Ya ‘probiyotik’ ne demek?

Vücudumuzun bağışıklık sisteminin vazgeçilmez ordusudur. Miniciktir ama bizi miktoplara karşı korur. Ne yazık ki çok para kazanmak için üretilen kimyasal gıdalar yüzünden 21. yüzyıl, probiyotik hastalıklar yüzyılı olacak. Yani bağışıklık sistemimiz tehlikede.

(03.08.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.