Cem Kerpiççiler

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170745.cem_kerpiççiler_17.png

Alex'i böyle gönderemezsiniz!

Salı, 10 Ağustos 2010 - 05:00

Ayrılığı erken öğrendi

14 Eylül 1977’de Brezilya’nın 26 eyaletinden biri olan Parana’nın başkenti Curitaba’da dünyaya geldi. Yoksul bir ailenin çocuğuydu Alex de Souza. Anne ve babası çalışmak zorundaydı. Anneannesinin kucağından hiç inmedi. Annesine işe gitmeyip kendisiyle kalması için yalvaran Alex’in gözyaşlarını anneannesi siliyordu. Anneannesini öpücükle kandırıp sabahtan akşama kadar sokakta meşin yuvarlağın peşinde koşuyordu. 9 yaşında mahalledeki en iyi arkadaşı Silvio'nun tavsiyesi ile Coritiba'nın altyapısında futbola başladı.

Beyaz Pele Zico olacaktı

Beyaz Pele Zico olma hayaliyle çıktığı yeşil sahada antrenör Miro’nun teklifiyle salon futbolu oynamaya başlamıştı. 1995 yılında bir karar vermesi gerekti. Salon futbolundan sahaya geçerken pek de tereddüt etmedi. Heybesinde dar alanda paslaşmalarla kazandığı müthiş tekniği taşıyordu. Coritiba’da 2 sene oynadıktan sonra 1997 yılında Palmeiras'a geçti. 2001-2002 sezonunda İtalya macerasına çıkan Alex, Parma’da yalnızca 5 maç oynayabilmişti. İlk gurbete çıkışta başarılı olamayan Alex memleketine dönmüş ve Flamengo’da kısa süren bir başarısızlığa imza atıp rotasını Copa Amerika (Güney Amerika Futbol Şampiyonası) için Milli Takım’a seçilip kupayı kaldıracağı Cruzeiro’ya çevirmişti.

Saha dışında da “özel”

2004 yazında Copa Amerika’yı kazanan kaptan olarak Avrupa’dan gelen birçok teklifi geri çevirip Fenerbahçe’yi tercih etti. Geldiği ilk sezonda şampiyonluk yaşayan sambacı, taraftarın sevgilisi haline geldi. Şık çalımları, enfes frikik golleri, şaşkına çeviren gol paslarıyla Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı, “I Love You Alex” tezahüratlarıyla inlemeye başlamıştı. Sahadaki muhteşem performansına hayatındaki sakin, mütevazı ve asil duruşunu da ekleyince uzun zamandır stadın kapısından geçmeyenleri bile tribünlere döndürmüştü.

Takmadığı yıldız kalmadı

2005-2006 sezonunda asist kralı olan sevimli sambacı sanki Türkiye’de kırılmadık rekor bırakmamaya yemin etmişti. 2006-2007 sezonunda sarı lacivertlilerin 100. yıl kadrosunda şampiyonluğa imza atanların başında gelmiş ve Turkcell Süper Lig Gol Kralı olarak tribünleri selamlamıştı. Fenerbahçe’nin “Lig tarihinde gol kralı olan ilk yabancı futbolcu” olma unvanını alarak ilk yıldızını omzuna takan Alex, 2007-2008 sezonunda kaptanlık pazubantını koluna takıp takımın vazgeçilmezi olma yolunda hızla ilerliyordu. 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe'nin tarihinde ilk kez UEFA Şampiyonlar Ligi’nde Çeyrek Final oynama başarısını gösteren takımın başında sahaya çıkan Alex’e taraftar adeta tapmaya başlamıştı. Her golden sonra Migros tribünü ile Maraton tribünün kesiştiği köşeye koşuyor taraftar da önünde saygıyla eğiliyordu.

Böyle ayrılık olmaz!

2010'da Fenerbahçe'nin tarihinde “En çok forma giyen yabancı futbolcu” olma özelliğini de yaşayan Alex; Nicolas Anelka’dan Ariel Ortega’ya Mateja Kezman’dan Roberto Carlos’a kadar birçok yıldızın gelip geçtiği Fenerbahçe’de silinmez bir iz bırakıyordu. 6 sezon boyunca bir kez olsun Fenerbahçelileri mahcup edecek bir olaya karışmayan kaptan şimdi hiç de hak etmediği bir muameleyle karşı karşıya. Devrim yapmaya gelmiş bir teknik direktörle yeni bir başlangıç yapmayı beklerken kendini dışlanmış ve her an kapının önüne konulacakmış gibi hissediyor. Sistemi değiştirmek isteyen Aykut Kocaman’a belki de en büyük yardımı yapacak general Alex’e devrimin önünde duran en büyük engel gözüyle bakılıyor.

Devrimi kendi çocuklarınızı yiyerek yapamazsınız!

Alex’e böyle davranamazsınız. Eğer ayrılmak istiyorsanız bunu da “adam gibi” raconuna uygun ve size yakışan bir şekilde yapmalısınız. Fenerbahçe tarihine adını altın harflerle yazdırmış Alex’e hiç kimsenin hak etmediği şekilde veda edemezsiniz. Onunla yolları ayırmak yerine tecrübelerinden faydalanmayı denemeyi düşünmekle ilk adımı atabilirsiniz. Eğer bir devrim peşindeyseniz en önemli silahınızı bu şekilde harcayarak ilk kalkışmada kanla bastırılan başarısız bir denemeden öteye gidemezsiniz. Şunu da bilmeniz gerekir ki hiç kimse önce kendi çocuklarını yiyen devrim soslu girişimlerden hoşlanmaz Sayın Aykut Kocaman!