Alfa insan

Cumartesi, 04 Haziran 2011 - 05:00

Alfa’ terimi, ‘canlılarda dominantlığa dayalı liderliği’ anlatan bir terim. Aslında sürü halinde yaşayan hayvanlarda görülen ast-üst ve rütbe davranışlarının değerlendirilmesi ile oluşmuş bir tanımlama. Bu yazıda, bu terimi insan davranışları açısından incelerken son zamanlarda ülkemizin fenomen dizisi ‘Behzat Ç’nin senaryosunda bile kendine yer edinebilen ‘yaşam koçluğu ve kişisel gelişim’ seminerlerinden de bahsetmemiz gerekli. Çok değil, daha bir kaç yıl önce, kişiler katmadeğer edinmek ve özgeçmişlerini kuvvetlendirmek için bir kaç kursa yazılıp sertifika programlarına giderdi. Yabancı dil, bilgisayar kursu gibi desteklemeler ile iş arkadaşlarına göre avantajlı konuma geçmeye çalışırlardı.

Maalesef artık bunlar yeterli olmuyor. Daha eğitimli, daha sofistike, daha bilinçli, yabancı dil ve teknoloji konusunda epeyce donanımlı yeni bir nesil iş hayatına girdikçe kariyer farklılaşması için ‘yaşam koçluğu, kişisel gelişim seminerleri, kariyer danışmanları’ gibi uzmanlaşmış meslek gruplarından da yardım almaya başladılar. Artık eğitim ve tecrübenin yanı sıra kişilik özellikleri, liderlik vasıfları, analitik düşünce yetenekleri gibi konular, kariyer yolunda ‘ilerletici etken’ olarak öne çıkıyor. Nitekim, eğitim danışmanlığı veren pek çok firma ‘alfa insan’ seminerlerine başlamış durumda.

Bu noktada ‘Alfa’ terimi yine ‘güç ve akıl’ kullanımının üstünlüğü olarak kullanılsa da bahsedilen, fiziksel güçten çok, çalışma hayatındaki başarı, akılcılık ve liderlikten kaynaklanan güçten alıyor tanımını. Modern dünyanın gerçekleri, ülkemizin gerçeklerinden çok farklı. Yaşam ve eğitim seviyesini arzulanan düzeye getirmiş uluslarda insanlar artık kendilerine ve çocuklarına kişisel yatırımlar yapıyor. Amaç, insanı güdüsel reaksiyonlarından çok, akılcı sentezlerde bulunan, akıl ve eğitim yolu ile farklılaştıran bir standard. Ülkemizin bu konuda şimdiye dek gördüğü en iyi örneklerden biri Erdal İnönü idi. Alfa insan her ülkede çok değerli bir kaynaktır. Kendimizi geliştirerek, düşünce, sentez ve üst düzey eğitim ile ‘Alfa İnsan’ olmak, hem toplum hayatında hem de kariyer yaşamında farklılaşmayı getirir.

Kapı önü sohbetleri

Trafikten kaçmak için herkes bazı arka yollar, kestirmeler keşfetmiştir. Benim de dere tepe aşarak ‘sağdan gir soldan çık’ ile ana caddeye ulaştığım bir yolum var. Daracık, iki yanında sıra sıra gecekondu dizili bir sokak... Özellikle akşamüstleri eve dönerken o daracık yol üstündeki evlerin kapılarında öbek öbek mahallenin hanımlarını görüyorum.

Hep aynı kadınlar, üçlü beşli toplanıp laflıyorlar. İkisi genç. Yazmalarının çevrelediği yüzleri 21-22 var, yok. Eteklerinde, kucaklarında, daha yeni yürüyen bebeleri var. Kadınlardan biri orta yaşlarda. Güneş yanığı, iri kemikli yüzünden yaşını kestirmek zor. Elinde her zaman yarıya dek içilmiş bir sigara görüyorum. Bir diğeri çok utangaç. Hep, gülerken elini ağzının üstüne kapatıyor.

Sanki sokakta güldüğü görülürse kabahat olurmuş gibi hissediyor belli ki. Her akşamüstü aynı saatlerde, aynı kapının önünde, aynı kadınları görüyorum. O kadar alıştım ki onların o zaman diliminde, o noktada bulunmalarına, bir gün birisi eksik olursa, biliyorum ki merak edeceğim. “Ne konuşurlar, ne dertleşirler” diye sorarsanız, “Belli ki sadece ‘kadınlar arasında’ oluşabilecek bir dayanışma ile birbirlerine destek oluyorlar hayata karşı” derim. Onların sohbetine ‘ne dediklerini hiç duymadan’ tanık ola ola, kendimi bu kadınlara yakın hissetmeye başladım. Geçen akşamüstü ‘utangaç’ olanla 1 saniye için göz göze geldik.

Ben gülümseyince, o da bana gülümsedi. Sanki tanışmışız, sanki komşuymuşuz gibi. O günden beri yanlarından geçerken elimi kaldırarak selam veriyorum. Onlar da el sallayarak karşılık veriyorlar. Biliyorum, ben nasıl onları orada görmeye alıştıysam, onlar da benim o saatlerde oradan geçmeme alıştılar. Dün hava güzeldi. ‘Bizimkiler’ daracık sokağa derme çatma bir masa koymuşlar, üstlerinde çay bardakları, bir tane de kek vardı. İnanmayacaksınız ama, ben onlara el sallayınca “Gel gel” diye el ettiler. İlk kez arabayı durdurdum, camı açıp konuştum onlarla. Sanki ‘zaten tanışıyormuşuz’ gibi. Bir dahaki sefere ‘söz’ dedim... “Bir çayınızı içerim...” Haftaya ‘çay içerken’ karşılıklı adlarımızı da öğreneceğiz. Anlatırım size de...

ERGENLiK

Daha dün el kadar bebek olan çocuklarımızın ergenlik dönemine girmesi, hem aile için hem de çocuk için zor kabul edilebilir bir olgudur. Ergenlik çağına giren çocuklarda fiziksel değişikliklerden daha önem verilmesi gereken konu ise, ruhsal ve toplumsal değişikliklerdir. Çocuk ‘bir gece’de büyümez. Görüntüsü erişkine dönen çocukların ruh ve davranışlarının, ergen olgunluğuna erişmesi bir süreç alır. Bu süreç hem aile hem de çocuk için iletişim ve karşılıklı anlayış ile yaşanırsa sağlıklı yetişkinler oluşur.

Toplumumuz muhafazakar yapısı ile, belki de en büyük baskıyı ergenler üzerinde uyguluyor. Kurallar ve yasaklar konusunda oldukça cömert olan toplum alışkanlıkları, iş, iletişim ve problem çözmeye geldiği zaman sanki ‘suyun sığlık kısmında kum kaldıran’ hantal adımlarla ilerliyor. Neden çocuklarımız ile iletişim kurmakta bu kadar başarısız bir toplumuz?

Oysa ki hemen herkesin her konuda konuşma ve laf üretme kabiliyeti var. Futbol, siyaset ve gündem konularında bitmek bilmez tartışmalar, konu çocuk yetiştirmeye gelince, eski kafalı öğüt ve ceza verme yöntemlerinin bir adım önüne geçemiyor. Günümüzde ergenlerin maruz kaldığı uyarıcılar (televizyon, dergi, gazete ve internet) eski nesillerin maruz kaldığı uyarıcılardan çok daha cüretli ve kafa karıştırıcı.

Çocuklar okulda ‘akran baskısı’, evde ‘aile baskısı’, mahallede ‘mahalle baskısı’ arasından sıyrılıp sağlam yargılara ve düşünce sistemine sahip yetişkinler olabilmek için çabalarken sevecen öğütlerinizi, anlayışlı sohbetlerinizi onlardan esirgemeyin. Korkutmadan, yargılamadan, en önemlisi ruhlarını yaralayıcı fevri hareket ve hakaretlerden kaçınarak konuşun onlarla. İnanın, hem aile ilişkileri hem de okuldaki durumları farklılaşacak, gelişecek.

(28.05.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)