Altın hızlı yürüyordu, şimdi koşmaya başladı

Cuma, 04 Aralık 2009 - 05:00

Altın son 1 yıldır kritik bütün kademeleri koşar adım çıkıyor. Hız o kadar büyük ki 1100 dolardan sonra 1200 doları geçmesi sadece 22 gün sürdü. Oysa 1100 düzeyini geçmesi 602 gün, 900 doları aşması ise tam 10 bin 224 günde gerçekleşmiş.

Oluşan büyük ‘boğa piyasası’ artık kritik düzeylerin aşılma sürelerini de çok aşağıya çekiyor. 1200’den sonra gözler 1300 düzeyinde... Ama altının gidişiyle ilgili ilginç senaryolar çiziliyor. Geçen haftaki yazımda sert yükselişlerin, sert düşüşleri beraberinde getireceğine dikkat çekmiştim. Aynı görüşümü hatırlatıp, altındaki bu görüşleri paylaşmak istiyorum. Çünkü, bu görüşler, altının daha gidecek yolunun olduğunu ileri sürüyor.

Birkaç binli rakam mümkün mü?

Örneğin, dünyanın en önemli yatırımcılarından biri olan Jim Rogers... Milyarlarca dolara yön veren Rogers, “Gelecek ay ya da yıl için kesin bir şey söyleyemem. Ama gelecek 10 yılda altını birkaç bin dolarlık düzeylerde göreceğiz” diyor. Rogers’ı bu düşünceye iten ana etkenler ise şöyle:

1. Dünyada kağıt paraya inanç kalmadı. Her ülke çok fazla para basıyor.

2. Dünyada açıklar hızlı büyüyor. Tarih gösteriyor ki para basıldığında, para birimleri zayıflıyor, hisse ve hammadde fiyatları artıyor.

3. Geçmişte merkez bankaları satıcı durumdaydılar, şimdi alıcı duruma geçtiler. Bu bir talep hikayesidir.

4. Aslında merkez bankalarının alacağı başka değerli metaller de var. Ancak, onların beyni bunu almıyor, kalabalığı izliyor.

5. Ben herkes alırken almayı sevmem. Ama şu anda satıcı durumda olduğumu da söyleyemem. Yakında altında bir düzeltme bekliyorum. Çünkü, piyasadaki boğa sayısı çok arttı.

Gerçek değer 6 bin mi?

Bazı uzmanlar ise hızlı yükselişine rağmen, altının çok ucuz olduğuna dikkat çekiyorlar. Fransız Societe General Bank’ın uzmanlarından Albert Edwars, gerçek değerini 6300 dolar olarak hesaplıyor.

Başka uzmanlar da var aynı görüşü savunan... Onlara şunu sormak lazım: ‘Madem ucuzdu, şimdiye kadar neden aklınıza gelmedi?’ İşin doğrusu Jim Rogers’ın görüşleri daha makul geliyor. Ortalık kağıt para doldu. Üstelik onlara güven de kalmadı. Üstüne üstelik faiz oranları yerlerde sürünüyor, bütçe açıkları ise dağ gibi... Böyle olunca, başı boş kalan para, yeni ‘balonlar’ yaratıyor. Altın da bunlardan biri gibi görünüyor...

İlaçta indirim Türkiye’ye özgü değil

Bugün Türkiye’deki 30 bin eczane, son dakika değişikliği olmadığı takdirde, sınırlı sayıdaki nöbetçiler dışında eylemde olacaklar... Kendilerine göre haklı gerekçeleri de var. Hükümetin ilaç fiyatlarında talep ettiği yüzde 70’e varan indirimin nihai faturası onlara çıkacağı, kârları elden gideceği, hatta kapanma aşamasına gelecekleri için isyan ediyorlar. Fakat bu işin kazanan tarafı ise hükümet ile vatandaş olacak. Böyle bakınca, çok da eleştirmek mümkün görünmüyor.

Fatura gerçekten büyük

Bütçe açıklarıyla uğraşan Türkiye sağlık giderlerine büyük kaynak ayırıyor. 2008’de 25 milyar lira harcanmıştı. 2009 tahmini 30 milyar lirayı bulacak.

Hükümet, 15.5 milyar lirası ilaçtan kaynaklanan bu gideri kısmak için şirketlerle masaya oturmuştu. Hükümetin talebi şöyle oldu: 2007’de ilaç harcamaları 13.5 milyar liraydı. 2009 yılında da bu kadar harcama bütçem var. 13.5 milyar liraya inin ve 2009’da bunun üstünde yapılan harcamayı da iade edin.

Yani şirketler aynı miktarda ilaç satıp, yüzde 24 az para alacaklar. Bunun ilaç şirketlerine yansıması yüzde 30-50 arası kâr düşüşü şeklinde olacak...

İlaç depoları ile eczanelere ise iki şekilde yansıyacak. Bir, ellerindeki stoku düşük fiyattan satıp zarar edecekler. İki, düşen fiyatlar nedeniyle ciro gerileyecek ve dolayısıyla kâr da düşecek. Hükümet, ilaç şirketlerinin yüzde 1.5 oranında destek vereceğini açıklasa bile, bu eczaneleri mutlu etmişe benzemiyor.

İndirimden kaçış yok

Yazdıklarıma kızanlar olacaktır. Ama ilaçta indirim isteyen tek ülke Türkiye değil. Başka gelişmekte olan ülkeler de aynı stratejiyi izliyor. Hatta Filipinler, Türkiye’den önce bu indirimi almış bile... Üstelik dev ilaç şirketleri, indirim fikrine alışıyorlar. Onlar da ‘gelişmişle’, ‘yoksula’, aynı ilacın, aynı fiyattan satılamayacağını kabul ediyorlar. Financial Times gazetesinde Glaxo Smith Kline’nın İngiltere’deki yöneticilerinden Abbas Hüssain’in açıklaması vardı. “En çok satan 100 ilacın fiyatını gelişmekte olan ülkelerde indireceklerini, böylece daha çok kâr edebileceklerini” söylüyordu. Sektöre danışmanlık verenler de bu stratejinin yayılacağını, çünkü gelişmekte olan ülkelerin ‘muhteşem’ pazar olarak öne çıktığının altını çiziyorlar. Sektör, ABD, Avrupa ve Japonya tarafından domine edilse bile, büyümenin Türkiye gibi ülkelerde olduğunu kabul ediyorlar.

Şirketler, her yıl ortalama yüzde 3 büyüyen ve daha fazla potansiyel barındıran bu ülkelere asılıp, gelişmelerini sürdürmek istiyorlar. Listenin başındaki ülkeleri de tabloda görüyorsunuz. Zaten üreticilerin pek sesi çıkmıyor, kârdan olsalar bile, pazarın geleceğine yönelik güvenlerini sürdürüyorlar.