Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

'ALTIN PORTAKAL' Antalya'ya yakışıyor

Pazar, 11 Ekim 2009 - 05:00

Antalya’da Altın Portakal Film Festivali’nin açılışına yetişirsin! Eh tabii biraz sabahın beşinde kalkmak, havaalanında dış hattan iç hatta koşuşmak ve fırsat bulduğun her yerde yazı yazıp gazeteye yollamaya çalışmak gerekiyor. Ama gördüğünüz gibi oluyor! Dün itibariyle İstanbul’dan Antalya’ya en az 5 uçak koymuşlardı, hepsi tıka basa dolu. Yabancı uçakları saymıyorum.

Tabii ki yolcuların hepsi festivale gelmiyor. Antalya’da turizm sezonu sürüyor, hatta yazdan daha da güzel, limonata gibi bir hava, ılık bir deniz (tahmin ediyorum!), tam tatil yapılacak zaman. Antalya, her zaman, tıpkı o uçakta önümde oturan küçük çocuk gibi, seve seve, koşa koşa geldiğim bir il. Sinemacılar da seviyor ki bu yıl Altın Portakal ulusal yarışmasına inanılmaz başvuru yoğunluğu var.

12 film uluslararası yarışmada
Tam 46 film; 16’sı finale kaldı. Uluslararasına katılım da fena değil. Büyük, jüri 12 film arasında değerlendirme yapacak. Antalya Film Festivali, bu yıl 46. yaşını kutluyor. Ben bir hafta boyunca kalıp bütün filmleri görme olanağı bulamayacağım. Kış ne güne duruyor, bol bol film seyredecek zaman var.

Ama ‘Altın Portakal’ın açılış ya da kapanışına katılmak, sinemacı dostları görmek, festivalin havasını solumak, sizlere yansıtmak benim için vazgeçilmez oldu.

İSTANBUL, PARİS'TE GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR
Sarkozy, “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” sergisinin açılışı yapmak için üç bakanıyla Paris’e gelen Cumhurbaşkanı Gül’e yeterince ilgi gösterdi mi, göstermedi mi, tartışmalarını bir yana bırakmanın zamanı geldi. Bundan sonra Fransız halkı sergiye yeterli ilgi gösterecek mi sorusunun yanıtını bekleyeceğiz! Biraz gözlerden uzak olmasına sanki özen gösterilmiş

Sarkozy- Gül buluşmasıyla açılan Paris Grand Palais’deki sergiyi önce Türkiye’den gelen heyetler gezdi. Gece ise Türk ve Fransız konuklar sergiyi gezdikten sonra bir davetle ağırlandılar. Şimdi benim sergiyle bozduğumu ve bunun ne önemi olduğunu düşünebilirsiniz. Çünkü toplum olarak bizim pek sergi gezme alışkanlığımız yok! Bütün o muhteşem müzelerimize, yeni açılanların eklenmesine rağmen ne sergi ne müze kapılarında kuyruk muyruk olmaz.

Yavaş yavaş kuyruklar ve yüz binlik rakamlar görülüyorsa bu da Sabancı Müzesi’nin başına geçen İslam Eserleri Müzesi’nin eski Müdürü Nazan Ölçer’in yaptığı sansasyonel Picasso, Dali, Rodin sergileri sayesindedir! Bizans’dan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” Sergisini de hazırlayan zaten yine Nazan Ölçer. Üstelik Fransızlar bizim gibi değil. Onlar sergileri geziyor, kapıda uzun kuyruklar oluşturuyor.

Hele bizim serginin açıldığı Grand Palais, Champs Elysee Bulvarı’nın başında, turistlerin de mutlaka uğramak istediği bir mekan. Burada açılan sergi, sadece Parislilere, Fransızlara değil, bu şehri ziyaret eden milyonlarca turiste de hitap edebilir! İşte o yüzden bu kadar önemli.

Dünya kentleri içinde benim için en güzellerinden biri olmasına rağmen yeterince tanınmayan ve ziyaret edilmeyen İstanbul’un her yoldan tanıtılmasına verilecek katkıyı önemsiyorum. Bu yüzden de İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın Fransa’da ‘Türk Mevsimi’ kapsamında açılan bu sergiye yaklaşık 1 milyon avro katkıda bulunmasına hak veriyorum.

İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olabilecek mi?
Geçelim Paris’teki sergiyi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın çalışmaları nasıl gidiyor ona bakalım. Paris’de Ajansın başkanı Şekip Avdagiç ile de konuşma olanağı buluyoruz. Ajansa proje konusunda öyle bir hücum olmuş ki, hani sanki birileri burada para dağıtılıyor sanıp iki satır çiziktirip ben de bir şeyler yapayım diye başvurmuş, yoksa 1990 proje başvurusu nasıl olur?

Bu projelerden bir kısmı hemen geri çevrilmiş, bir kısmı incelenmiş ve 300’ü kabul edilmiş. Tabii bu arada istifa eden eski yönetimin de en büyük şikayetinin kimi torpilli projelerin yukarılardan ‘hop’ diye kabul edilmesi. ‘Hop’ diye kabul edilen bu projeler için çok büyük paralara imza atıldığı dedikoduları da ayyuka çıkmış durumda. Başkanın anlattıkları arasında beni en çok heyecanlandıran Ayasofya Müzesi’nin içinde neredeyse 10 yıldır duran ve restorasyon yapmaktan çok müzeyi gezilemez hale getiren inşaat iskelenin kalkacak olması.

Tabii bundan ürkmüyor da değilim. Çünkü o iskele o kadar uzun yıllardır orada ki, müzenin bir parçası kabul edip kaldırılmasına karşı çıkan da olabilir!!! İskele ilerledikçe tavanı kaplayan sıvalar sökülüyor ve altından yüzyıllardır saklı kalmış muhteşem figürler çıkıyor! Bir başka heyecan da Orhan Pamuk’un kitabından esinlenerek yapılan Cihangir’deki ‘Masumiyet Müzesi’. Açıkçası ben de sergiler ıvır zıvır etkinliklerden çok, bu parayla kalıcı eserlerin yaratılmasından yanayım.

Tabii yılan hikayesine dönen AKM konusuna hiç girmiyorum! Başkan Şekip Avdagiç’in Fransızların önemli gazetelerinden Le Figaro’da çıkan tam sayfa söyleşisini görünce Fransızların sadece Paris’deki Türkiye etkinliklerine değil, İstanbul’daki etkinliklere de ilgi duyduğunu söylemek mümkün. Kolay olmuyor ama bence fena da gitmiyor, hatta bayağı iyi gidiyor.