Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Altın Portakal'ın tadı biraz farklı

Salı, 13 Ekim 2009 - 05:00

Bu kez açılışına gittiğim festivalin açılışını izleyip geldim. Ve yoruldum ama değdi dedim. Festivalden medyaya yansıyan bir tek Nurgül, Cem Özer çiftinin protestosu, oysa ne Antalyalıların haberi var bundan, ne bizim. Tamam önemli ama koca festival sadece bu mu? İşte benim izlenimlerim:
Meğer Antalyalılar geçtiğimiz yıllardaki Altın Portakal festivallerinde kendilerini gerçekten biraz dışlanmış hissediyorlarmış; hem yeniden başlatılan kortejde sanatçıları bağırlarına bastılar, hem de film gösterilerinden sonra sanatçılarla yapılan söyleşilerde neredeyse basını içeri sokmadılar!
“Onlar buraya bizim için geliyor” diye bağırıyordu seyircilerden birisi, “Siz onları nasıl olsa İstanbul’da görüyorsunuz, bırakın da burada biz görelim!” Bu biraz da magazin gazetecilerinin demiyelim ama paparazzilerin sanatçıları zor durumlara düşürmesine gösterilen tepki olsa gerek, hepimize kızıyorlar sonunda.
Koştur koştur yetiştiğim festivalin açılış gecesinden çok da mutlu olmadım. Uluslararası festival açılışı deyince benim beklediğim, bir eskilere saygı gecesi değildi doğrusu, nostaljinin de bir dozajı var. Sinema, daha çok gençlere hitap eden bir sanat. Hele bizimki gibi ülkenin yarısı gençlerden oluşuyorsa bütün bir festival açılışını da sadece eskilere saygı bağlamında başlayıp bitiremezsin.
4 yıl sonra festivalin 50. yılı kutlanacak diye hazırlanan konsepte göre bu yıl 60’lı yılların sinemasına ağırlık verilmiş.
O yılların filmlerinden sahneler izledik, sinema tarihi dersini andırır uzunlukta bir metin dinledik. Ve tüm geceye egemen olan Meliha Gülses’in konseri. Sanatçıya hiçbir itirazım yok. Ama buraya bir konser dinlemeye gelmedik ki, üç dört şarkıya eyvallah da bütün geceye hayır!

‘BAŞKA DİLDE AŞK’ SÜRPRİZİ
İkinci güne harika bir filmle başlayıp keyiflendim: Ulusal yarışma filmlerinden İlksen Başarır’ın “Başka dilde aşk”ı çok başarılı. Yönetmen ve başrol oyuncularından Mert Fırat’ın ortak senaryosu 30’lu yaş kuşağının iş, aşk, şiddet, ana, baba sorunlarını anlatan, ayakları yere basan, aksamayan bir öykü. Mert Fırat sağır dilsiz aşık rolünde, hele o öfke nöbetlerinde çok inandırıcı.
Çıkışta herkes “en iyi erkek oyuncu” ödülüne aday gösteriyordu. Bir yenilik daha, işitme engellilerin rahat izleyebilmesi için Türkçe alt yazılı olarak gösterilecekmiş.

KORTEJE İLGİ BÜYÜK
Pazar günü bütün Antalya’nın beklediği korteji izledik. İzlenimlerimiz daha canlı olsun diye sanatçı araçlarının arasına girince hayatımda ilk kez korteje katılmış oluyorum! Aman Allahım, ünlü olmak ne zormuş! Kortej, bütün şehir merkezini dolaşıyor, Antalyalılar sokaklara dökülmüş, sevdikleri sanatçıları görmek için bekliyor.
Üstü açık arabalarda geçenler ise büyük çoğunlukla 60’lı yılların sinemacıları, üstelik içlerinde öyle Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit de yok yani. Eskinin jönleriyle karakter oyuncuları diyelim. İlle de ünlü göreceğiz diye arandıkça bizim arabanın içine bile “bunlar hangi dizide oynuyordu?” diye bakmıyorlar mı, arabanın içine yatacağım neredeyse! Ne ki sanatçıların şikayetçi olduğu söylenemez. Onlar bayılıyor, alkışa, ilgiye!

KADİR ABİ’YE ÖZÜR
Pazar gecesi Adam and Eve Oteli’nde onur konukları Kadir İnanır ve yine 60’lı yılların sanatçıları olan bir gala gecesi var. Kadir İnanır, yıllar önce Altın Portakal’a küsmüş ve bir daha katılmamış. Bu yıl, festivalin Genel Sanat Yönetmeni Vecdi Sayar’a destek veriyor ve Antalya’nın yeni Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın da davetiyle 40. sanat yılını Altın Portakal’da kutluyor. Kadir Abi, ağır abi. Altın Portakal’ın eski haline dönmüş portakal tutan Venüs heykelini alırken “Benim itibarımın iadesi söz konusu değil. Benim en büyük ödülüm, seyircilerimin sevgisi” diyor, bitiriyor işi.
Gecede korteje katılan sanatçılara da birer plaket veriliyor, hepsi mutlu, bir de önceden haberleri olsaydı! Masamızda Nilüfer Aydan, Devlet Devrim, Parla Şenol, Süleyman Turan var. Devlet Devrim, Ege mavisi gözleriyle hâlâ çok güzel. Babası Mısırlı olduğu için soyadı Muhsin’miş. Turgut Demirağ, “bu soyadı sinemaya gitmez, Brigitte Bardot’nun BB’si gibi senin adın da DD olsun, Devlet Devrim olsun” demiş. Ondan sonra da hem devlet, hem devrimli adıyla kadıncağızın başına gelmeyen kalmamış!
Festivalin başladığı gece sinemanın büyük ustalarından Halit Refiğ’in ölüm haberinin gelmesi acı bir rastlantı. Anısı önünde herkes saygıyla eğiliyor. Büyük heyecan 17 Ekim gecesi son bulacak ve ödüller dağıtılacak. Bu yıl festivalden çok güzel filmler geçecek, en iyiler kazansın diyorum!