Altının kritik 3 ayı mı?

Cuma, 13 Ağustos 2010 - 05:00

Türk insanı geleneksel olarak altını çok sever, evinin köşesinde, kolunda, boynunda, parmağında altını bulundurur. Bu geleneksel altın tutkusu, son birkaç yıldır dünyadaki trend ile daha da güçlendi. Bankaların altına dayalı fon çıkarmaları ve altındaki hızlı yükseliş, ilgiyi de artırdı. Ben bunu, ‘Daha yükselir mi?’ diye soranların sayısındaki artıştan izliyorum. Bina içinden bir arkadaş var. Son 5 yıldır bütün küçük birikimlerini altına yatırmış, epey kazanç sağlamış. O da her ziyaretinde, ‘Bundan sonrasını’ sorar.

Ona da başkalarına da söyledim. Yatırım enstrümanlarında tahmin ve tavsiye zordur. Zaten bu yazının amacı da o değil, altın ile ilgili son gelişmelere ve eğilimlere dikkat çekmek istiyorum. Önce temel bir konunun altını çizeyim. Ünlü yatırımcı Jim Rogers’ın görüşlerine önem veririm. Son analizinde, “Ortalıkta bu kadar para bolluğu varken, altın yükselir” değerlendirmesini yapmıştı. Belki okumuşsunuzdur, Amerikan Merkez Bankası, dün yeni tahvil alımı yapıp, piyasaya para süreceğini açıkladı. Bu bilgiyi aklımızın bir kenarında tutalım.

En yüksek çıkış eylülde

Ekonomi ‘döngüler’ (Cycle) üzerine kuruludur. Sektörlerin ve piyasaların yıl içinde izledikleri bir trend vardır. Örneğin otomotiv, yılın son iki ayında en yüksek satış rakamına ulaşır. Borsalarda ‘ocak etkisi’ kendini gösterir. Altının fiyatı izlendiğinde, onun da belli aylarda daha iyi prim yaptığını, birkaç ayı ise eksiyle kapattığını görürüz.

Unutmayalım... Bunlar ortalamalardır. Kriz ve çok önemli ekonomik büyüme dönemlerinde bu ortalamaların altı ya da üstü de yaşanabilir. Tabloya bakarsanız, altının, dünya piyasalarında, en yüksek çıkışını eylülde yaptığını görürsünüz. Eylülden sonra aralık ve ocak ayları geliyor.

Önümüzdeki aylara dikkat

Bu yazıyı hazırladığımda vadeli piyasalarda altının 1206 dolardan işlem görüyordu. Çarşambaya göre artış oranı yüzde 0.60 idi.

Altın konusunu iyi izleyen uzmanlar ve raporlarından gördüğüm kadarıyla, önümüzdeki birkaç ay hareketli geçecek. Bunun bir nedeni, ‘para bolluğu’ ve ‘önemli para birimlerine güvensizlik’ olabilir. Bir başka nedeni ise eylül, ekim ve kasım aylarında, 3 önemli dini/geleneksel kutlama dönemine girmemizdir.

Şimdi İslam aleminin en kutsal ayı Ramazan’dayız. Bunu ekim ayında Hindistan’ın evlilik sezonu izleyecek. Ardından kasımda Hindistan’ın Diwali adı verilen en önemli bayramı gelecek. Onu Hiristiyan dünyası için önemli olan Christmas izleyecek. Geçmiş her zaman gelecek için doğru mesajı vermeyebilir. Ama Investor Alert’ın CEO’su (İcra Başkanı) diyor ki “1989’dan bu yanaki 21 Eylül’ün 17’sinde altın yükseldi.”

Bence bu bilgileri kafamızın bir kenarında tutup, ona göre strateji geliştirmeli... 20 yıllık bir bilgi ve piyasanın davranış şeklinden söz ediyoruz. Bazen farklı davranışlar sergileyebilir ki bunun da çok örneklerini gördük.

Yüksek kâr ayıp mı?

20 yıldan uzun süredir iş ve ekonomi gazeteciliği yapıyorum. Büyüme ya da küçülme... Her dönemde iş dünyasından destek talepleri geldiğine, ‘batıyoruz’ şikayetleri yükseldiğine şahit oldum. Ama son birkaç yıldır farklı bir tablo var. Bütün dünyadaki şirketler, hükümetlerden taleplerde bulunuyor. Türkiye’deki şirketlerin böyle bir ortamda şikayet etmeleri, hükümetten destek talep etmeleri anormal değil. Anormal olan, şirketleri ya da bankaları, ‘Kâr etmekten utanır’ hale getirmek...

500’deki kâr patlaması!

2009 yılı boyunca işadamları ve yöneticilerin şikayetlerini okumuştuk ya... İSO500 ve Capital500 gibi listeler açıklanıp, kârlar ortaya çıkınca, hükümet ve destekleyicilerinden sesler yükselmeye başladı: “Sizi gidi sizi... Hani kâr edemiyordunuz, şimdi nereden çıktı bu kadar kâr?” İSO (İstanbul Sanayi Odası) Başkanı Tanıl Küçük de durumdan muzdarip olmuş, Başbakan yardımcısı Ali Babacan’a mektup yazmış, “Kâr ettik ama” diye açıklamada bulunmuş. Hafta içinde konuştuğum bankacıdan, “Adeta çok kâr ettiğimiz için suçlanıyoruz” değerlendirmesini duydum. Şunları da ekledi: “Dikkat et bankacılar yatta, teknede görünmekten kaçınıyorlar. Çok para kazandı, şimdi de keyfini çıkarıyorlar, denmesini istemiyorlar.”

Gerçekten de işi iyi giden, çok kâr edenler, bunun keyfini çıkaramıyor... Bankalar, utana sıkıla bilanço açıklıyor, milyarlık kârlar çıkınca, hemen bazı cephelerden ‘sizi gidi sizi’ eleştirileri geliyor. Oysa banka ve şirketler ne kadar çok kâr ederse, yeni yatırım ve istihdam yaratma şansı o kadar yükseliyor. Bunu gözden kaçırmamakta yarar var.