Amerika'dan Türkiye'ye umut köprüsü kurdu

Kendi imkanlarıyla Amerika'da okudu. New York'ta müvekkilleri arasında yönetmen Emir Kusturica'nın da bulunduğu ünlü bir avukat oldu. 53 yaşındaki Çiğdem Acar imkansızı imkanlı yapanlardan...

Pazar, 07 Şubat 2010 - 05:00

Amerika'dan Türkiye'ye umut köprüsü kurdu

Hayatınızın hikayesi nasıl başlıyor?

Hayatımın yarısının hikayesi Türkiye’de geçiyor. İstanbul’da bugünkü adıyla Pierre Loti, o zamanki adıyla Papillon’da Fransız eğitimi gördüm. O zaman Türk talebelerin girmesi yasaktı ama annem yalvar yakar beni sokmuştu okula. 14-15 yaşındaydım, annem babamdan boşandı ve bir Amerikalı ile evlendi. Ben de daha sonra kolay greencard alacağım için Amerika’ya gittim.

Amerikalı üvey baba kimdi, annenizle nasıl tanışmıştı?

Üvey babam Heath W. Lowry, 20-21 yaşlarındayken barış gönüllüleriyle birlikte Türkiye’ye gelip Balıkesir’in Bereketli Köyü’nde iki yıl kalıyor. Amerika’ya döndüğü zaman Osmanlı tarihi okuyor ve Osmanlı tarihçisi oluyor. Şu an Amerika’nın en önemli üniversitelerinden Princeton’da ders veriyor.
Osmanlı tarihi üzerine kitapları da var. Şimdi Atatürk hakkında bir kitap hazırlıyor. Annemle tanışmaları ise üvey babamın American Research Institute in Turkey’e direktör olmasıyla gerçekleşiyor. Annem de orada çalışıyor o sıralarda.

Amerika’da hayatınız nasıl oldu?

Kafam biraz karışıktı, ne okuyacağımı bilmiyordum; önce New York Üniversitesi’nde ekonomi okudum. 6 ay doktor olan dayımın şehir dışındaki evinde yaşadım, sonra oradan kaçıp şehre geldim. Kendi evim olsun, kendi kiramı vereyim, kendi çek defterim olsun istiyordum. Bunlar için de tabii çalıştım.

Ne işler yaptınız?

Kitapçıda çalıştım, garsonluk yaptım, benzin istasyonlarında pompacılık yaptım. Çok zor yıllardı. Kiramı ödeyemediğim zamanlar oldu, elektriğim kesildi, yan komşudan kablo çektim. Üniversiteden sonra Marksist eğitim veren bir okulda sosyoloji mastırı yaptım. O okulda Türk arkadaş grubum oluştu.
Arkadaşlarım arasında Osman Kavala, Sevan Nişanyan da vardı. Osman Kavala’ya babası rahmetli olunca; “Hadi oğlum aile imparatorluğunun başına geç” dediler, apar topar buraya döndü. Nazi Almanyası’ndan kaçan bir sürü profesör, bilimadamı o okulda hiçbir yerde okutulmayan dersleri veriyordu. İlginç bir sosyoloji eğitimi aldım. Ama sonra iş bulmakta çok zorlandım. Bu eğitimi aldım da ne iş bulacağım?

Ne iş buldunuz?

Birleşmiş Milletler’e bağlı bir Amerikan derneğinde Rus-Amerikan ilişkilerinde uzman olan bir hanımın yanına asistan olarak girdim. Sosyoloji okumuşum, orada birinin sekreterliğini yapıyorum; dandik bir iş yani.
Derneğin bütçesinde sarsıntı olunca bana yol göründü. Ben de işsizlik sigortasıyla geçinip Birleşmiş Milletler’in başka bir departmanında gönüllü çalıştım.

Avukat olmaya nasıl karar verdiniz?

İş ararken tesadüfen bir avukatlık bürosunda asistanlık işi buldum. Büro göçmenlik hukuku konusunda çalışıyordu. 1984’ten itibaren 14 yıl boyunca çok ters, hatta ‘faşist’ diyebileceğim bir patronla çalıştım. Herkesi birbirine kırdıran, ezen, küçük düşüren, öz güvenini sarsan o patron sonradan beni hasta etti.
Bize atılan fırçalara, çöplere nasıl cevap vereceğimiz bizi hakikaten hasta ediyor! Geçen sene ikinci kez kanser oldum ve bunun tedavisiyle geçti. Hastalıkları yaşama şeklimiz getiriyor.
Ama o zamanki bu tecrübe iş seyrimi değiştirdi. 1988 yılında karar verdim, “Madem ben burada hukukla ilgili her şeyi yapıyorum, hukuk okuyayım o zaman” dedim. Üstelik evliydim...

Eşiniz kimdi?

Eşim Türkiye’de yapılan tekstil ürünleri Amerika’ya satan bir acentanın sahibiydi. 11 senelik evliydik, hukuk okumamı hiç istemedi, karşı çıktı. “Biz ne zaman çocuk yapacağız” falan diye... Annem de “Yapamazsın” diye karşı çıktı ama karar verdim, yaptım.
Tam gün işte çalıştım, akşam fakülteye gittim, sonra gelip eve ders çalıştım. Cumartesi pazarlar ders çalışmakla geçti. O 4 sene korkunçtu!

Peki eşiniz ne diyordu?

Her gece içki içti. Eve gelirim, hep sarhoş, neler yaşamadımki! Kırar döker, söverdi...

Sonra?

Boşandık! 97’de bir takım kararlar alıyordum, 3 paket sigara içerken sigarayı da bıraktım. 98’de çalışmakta olduğum avukatlık bürosundan da ayrılıp kendi büromu kurdum.

Özel hayat nasıl gidiyordu bu arada?

Bir sevgilim oldu, Boşnak’tı. Uzun süren bir beraberlikti. Büromu açarken çok yardım etti, güzel bir destek verdi. Sonra benim ittirmemle Saraybosna’ya tekrar yerleşti.

Amerika’da avukatlar çok kazanır diye biliriz. Jüri üyeli mahkeme filmlerine bayılırız... Gerçekler öyle mi?

Benzeri şeyler tabii. Mahkemeye çıkan avukatlar biraz tiyatrocu karakterli. Kavgayı da seviyorlar. Ama ben öyle değilim, daha çok uzlaşmacıyım. Benim konum göçmenlik hukuku çerçevesinde olduğu için biz devlete çalışıyoruz. Müvekkilimizin elinden tutup kavgayı devletle veriyoruz.

Neden o alanı seçtiniz?

İlginç insanlarla tanıştığım bir alan olduğu için. Meşhur sanatçı, meşhur yazar, meşhur bilim adamı...

Müvekkilleriniz arasında ilginç kişiler var mı?

Mesela ünlü yönetmen Emir Kusturica benim müvekkilimdi. Bir ara Amerika’da yaşamaya karar vermişlerdi. Onun, karısının ve çocuklarının greencard’ını ben aldım. Sonra Amerika’da yaşamaktan vazgeçtiler, çünkü orada yapamadılar. Amerika’da yaşamayı sevmediler, Avrupa’ya gittiler ve Fransa’ya yerleştiler.

Emir Kusturica Amerika’ya yerleştiği zaman Arizona Dream (Amerikan Rüyası) diye bir film yapmıştı ve filmden de anlaşılıyordu onun Amerikan rüyasının bir kabus olduğu! O filmin içinde bir şarkı vardır; “Money money money” (Para, para, para) diye. Benim patronun gönderdiği faturalar yüzünden mi ‘Money money money’ şarkısını filme koydu diye hep düşünürüm. Çünkü benim patronum öyle birisiydi, ‘money money money!”

Türklerden kimler var müvekkilleriniz arasında?

Türk tarafından çok sevdiğim saydığım müvekkillerimin arasında çizer Kutlukhan Perker ve eşi Aslı var. Üstün yetenekli kişi olarak hem çalışma iznini çıkarttık, hem de greencard başvurusunu yaptık. Üç dört ay gibi kısa bir süre içinde de hop New York Times kaptı onu! Korkunç yetenekli çünkü. Türkan Şoray’ın kızı Yağmur’un da eğitimi sırasında oturma iznini aldım. Ve Türkan Şoray’la tanışma şansım oldu.

Tanık olduğunuz komik ya da acıklı bir greencard hikayesi var mı?

Hani filmlerde olur ya; greencard alamamış ve ayrılmak zorunda kalmış insanlara tanık oldunuz mu? Başka bir meslektaşımdan duyduğum hem komik hem acıklı bir hikaye var: Sadece greencard almak amacıyla evlilik yapmış bir erkek vatandaşımız, evlendiği kadını yemek pişirmediği, ev işleri ile ilgilenmediği, doğru dürüst eşlik yapmadığı için dövmüş ve eşi tarafından polise sikayet edilmiş! Yani demek ki Türk erkeği evlendi mi tam evlenir! Bu işin lamı cimi yoktur. Yalancısı falan olmaz.

Bu tür yalancı evliliklere çok tanık oldunuz mu?

Bu tür başvurular kanuna uygun olmadığı için genellikle evlilik dosyalarını kabul etmeden evvel, eşleri bir güzel ince eler sık dokuruz. Zaten bizim meslekte boşanma işleri kadar evlilik işleri de baş ağrıtıcı işlerdir. Gerçek hayatta olduğu gibi...

Kimler greencard alabilir?

Aile bağları başvurularında eşleri, anne, babaları ABD vatandaşı olanlar hızlı, kardeşler uzun sürede greencard alanlar oluyor. İş teklifi nedeniyle başvuranlar, o bölgedeki yerel iş piyasasında o işi yapabilecek nitelikte Amerikan vatandaşı veya greencard sahibi kişilerin olmaması halinde alabilir.
ABD’de bulunan kardeş şirketin üst düzey yönetici kadrosu için greencard başvurusu daha hızlı süreçte tamamlanır. Üstün yetenekli kişiler, Amerika’nın çıkarlarına faydalı olabileceğini kanıtlayanlar kişisel başvuruda bulunabilir. Son seçenek ise greencard piyango çekilişi. Kurada çıkan mutlu kişi greencard sahibi olur.

New York’ta lüks bir yaşam içinde misiniz?

Günlük ve gecelik yaşamım New York’a geldiğimden beri yani neredeyse 35 yıldır çalışmakla geçiyor. Üç tane yüksek okul bitirdim, buradaki toplam 10 yılım eğitimle geçti. Bugünkü hayatımda lüks diyebileceğim tek şey ise evimle işimin 10 dakika mesafede olması.

Şen şakrak bir haliniz var...

Bu hafif meşrep şen şakrak halim, vurdumduymaz bir tabiatım olduğunu düşündürse de, aslında tam tersi. İçten bir tabiata sahibim ve bunun dışa yansımasıdır o halim. Hep düşünürüm bu kadar içtenlikle ben nasıl başarılı oldum diye. Benim UHU gibi yapıştırıcı özelliğim de vardır. Etrafımdakileri tanıştırmaya, bir araya getirmeye bayılırım.
Evde davetler veririm, yemekler hazırlarım.. New York’tan Türkiye’ye bir umut köprüsü kurdunuz. Bridges Of Hope Project adlı bu proje nasıl doğdu? 2005 yılıydı, benim evimde bir brunch yaptık. Büyük, kraliyet kahvaltısı gibi bir masa hazırladım. Bir daha da öyle güzel kahvaltı yapılmadı bizim evde. Müvekkilim, dostum 10-15 kişiyi davet ettim, bir araya geldik, eğitim konulu bir yardım çalışması yapalım diye konuştuk. Adını ne koyalım derken o gün orada ‘Bridges Of Hope Project’ adını koyduk.
The Marmara Manhattan’da bir etkinlik yaptık, bakalım kimler bize destek verecek diye. Çok ilgi gördük. Vakti zamanında Park Avenue Bank’ın başkanlığını yapan Hüseyin Ünver de oradaydı, yapacaklarımız karşısında ağladı ve bizim saymanımız oldu. Amerikan vergi dairesine vakıf olmak üzere başvurduk. 2005’te kurulduk, 2006’da da vakıf olduk.
New York gibi bir yerde insanların nefes almaya vakti yokken, bir amaçla bir araya gelmeleri imkansızken, bu proje o günden beri insanları birarada tutuyor.

Vakıf olarak Türkiye’de neler yaptınız?

Burada eğitim konusunda çalışan vakıfları araştırdık ve bize başvurmalarını istedik. Üçü başvurdu ve bunlardan biri de İLKYAR’dı (İlköğretim Okullarına Yardım Vakfı). Biz de İLKYAR’la çalışmaya karar verdik. Kendini pek tanıtmayan ama çok faydalı şeyler yapan bir dernek. Üniversite öğrencisi gönüllüler otobüslere biniyor, gidip yardım edilmesi gereken yerleri tespit ediyor, oralarda etkinlikler yapıyorlar.

Bugüne kadar onların tespit ettiği 40 yatılı bölge ilköğretim okulunda kitaplıklar kurduk, 500-600 kitap koyduk. O çocuklar ailelerinden uzak yatılı okuyor. Hiçbir şeyleri yok. Ben kitabı çok severim, her şeyimi veririm kitaplarımı vermem. Çocukken annem bir kitabımı yaş gününde kuzenime hediye etmemi istemişti, ben de ağlayarak o kitabı vermiştim.
Şimdi hayatlarında kitap okuma fırsatı olmamış çocuklara kütüphane kurmakla meşgulüm. Çocuklara umut aşılamak istiyoruz. Onlara zeka oyunları, eğitim malzemeleri de gönderiyoruz. Bu bizim ilk pilot projemizdi. Köprüyü kurduk, şimdi bu köprüden Amerika tarafından geçişler oluyor, ileride Türkiye’den bu tarafa geçişler olacak.

Nasıl olacak?

Yatılı bölge okullarında başarılı olmuş öğrencilere, liseyi okutma imkanı sağlayacağız ve başarılı olanlara Amerika’da üniversite okumaları için burs vereceğiz. Aralarında sanata yatkın olanlar varsa onlara da Amerika’da burs imkanı sağlayacağız. Çocuklara, ‘Bütün kapıların okumaları sayesinde önlerinde açılacağı’ fikrini aşılıyoruz. Amaç zaten bu.

Bunu karşılıklı görüşerek mi aşılıyorsunuz? Siz de çocuklarla görüştünüz mü?

Tabii, ben de Edirne ve Kırklareli’ye gidip oradaki çocuklarla görüştüm, yatakhanelerinde kaldım. Çocuklar pırıl pırıl, insanın içi cız ediyor. Herkes onlara yardım etmeli. İkinci kuşak Türk-Amerikalılar’ı Türkiye’ye kazandırmaya ve Türkiye’de gönüllü çalışmalarını sağlamaya ön ayak olacağız. New York’tan Türkiye’ye birkaç umut köprüsü daha kurmak istiyoruz.

Sizinle bağlantıya geçmek isteyenler nasıl ulaşabilir?

404 Park Avenue South, 16th FI. New York, NY 10016 adresinden ve www.bridgesofhopeproject.org sitesinden bize ulaşabilirler.

Röportaj: Seral Cumalı
scumali@posta.com.tr

5