Arzum Onan: Bana 'ev hanımı' oldu diyenler çalışma hayatını podyumdan mı ibaret sanıyor?

02 Eylül 2018, Pazar 05:49
Bir dönem hem Türkiye hem de Avrupa Güzeli seçilen Arzum Onan, oyuncu Mehmet Aslantuğ ile evlendikten bir süre sonra podyumdan ve oyunculuktan uzaklaştı. 14 yıldan bu yana heykel yapıyor. Şimdilerde tatlı bir telaş içinde. 1 Ekim’de İstanbul Tophane-i Amire’de yıllardır üzerinde çalıştığı ‘kadın’ temalı sergisini açmaya hazırlanıyor.

ALEV GÜRSOY CİMİN

Son röportajınızı dokuz yıl önce vermişsiniz. Sosyal medya da olmasa yüzünüze hasret kalacağız. Nasılsınız, neler yapıyorsunuz?

Kendimi anlatmayı çok sevmiyorum. Söyleyecek bir sözüm olduğunda konuşuyorum. Emek verdiğim çalışmaların sanatseverlerle buluşacağı heyecanlı bir dönemdeyim bu ara. Yoğunluklar, küçük koşuşturmacalar var. Mehmet’in (Aslantuğ) de işleri yoğundu. Bu yazı daha çok İstanbul’da çalışarak geçirdik.



44 yaşındasınız... Zamanla neler değişti?

Güzel yaş aldığımı düşünüyorum. Elbette bunu dış görünüş açısından söylemiyorum. Ben fiziksel özelliklerimi önemsemeyip her zaman heybemi başka değerlerle doldurmaktan yana oldum. Onun için her geçen sene, biriktirdiklerimle, kendimi daha güzel hissediyorum ve bunun için şükrediyorum.

Hep çok güzel bir kadındınız. 1993 Miss Turkey, 1994 Avrupa Güzellik Kraliçesi seçildiniz. Modellik, oyunculuk yaptınız ama sonra yönünüzü değiştirdiniz ve 14 yıldır heykeltıraşsınız...

Plastik sanatlara ilgim her zaman vardı. Yaşım ilerledikçe de okuyan, tartışan, üretmek isteyen, merak eden herkes gibi, kendimi ifade etme biçimini zenginleştirmeye ihtiyaç duydum. 14 yıl önce tabii ki bu kadar net cümlelerle başlamadım heykele ama bugün geldiğim noktada tarif edilemez bir zenginlik yaşıyorum.

Hiç mi özlemiyorsunuz oyunculuğu, parlak spot ışıklarını?

Oyunculuğu yaptığım dönemde elbette severek yaptım. Ama bugün, bunun eksikliğini hiç hissetmiyorum.

MUTLU ROLÜ YAPMAK İÇİN HAYAT ÇOK KISA

6 ay önce Hülya Avşar programında, “Erkek çalışsın, kadın evde çocuklarını kendi büyütsün, yemeğini yapsın, kocasını karşılasın” demişti. Eşiniz Mehmet Aslantuğ da ona şu cevabı vermişti: “Kadının üretime girmesi lazım. Muasır medeniyet seviyesi başka türlü olmuyor. Var ya Ata’nın işaret ettiği...” Sosyal medyadan eleştiriler geldi, “Arzum Hanım da onunla evlenince ‘ev hanımı’ oldu” diye...

O yorumları yapanlar, bizim çalışma hayatımızı sadece podyumdan, televizyon programlarından ibaret sanıyorlar galiba...

Mehmet Aslantuğ’suz bir Arzum Onan mesleki olarak nerede olurdu?

“Mesleki olarak nerde olurdum?” sorusunun cevabını bilemeyiz. Bildiğim tek şey var ki o da Mehmet’in bana çok şey kattığı... Küçük yaştan başlayıp 25 yıl süren bir yoldaşlıkta tersi de mümkün değil zaten. Seçimime gelince, o cıvıltılı hayatın tuzakları var! Popüler işler yaptığınızda söz konusu cıvıltıyı diri tutarsınız zaten. Bu çok kolay. Ama sadece popüler olmak üzere bir varoluşu temsil edersiniz. Ve birgün öyle olmadığınızda kendinizi açıklayacak, tanımlayacak duygularınızı da kaybedersiniz.

Gelelim Mehmet Bey’le olan evliliğinize... Birbirinize verdiğiniz emek, kıymet, sanat camiasında çok da görmediğimiz bir tablo. Sahiden bizim dışarıdan gördüğümüz gibi misiniz?

Sadece dışarıdan böyle görünmek için 25 yıl çok uzun bir süre! Ve inanın böylesi bir rol için de hayat çok kısa!

Hiç mi kavga etmezsiniz?

Etmeyiz desem inanır mısınız? (Gülüyor)

Bir dönem sürekli ha ayrıldılar ha ayrılacaklar haberleri çıktı. Bu haberler sizi yordu mu?

Başlarda aile büyüklerimiz ya da sorumluluk duyduğumuz başka insanlar açısından zor durumda kalıp üzülüyorduk. Sonra bu tür haberlerin ve daha da kötülerinin hep çıkacağını, bunun önüne geçmek için de yaşam biçimimizin seyrini değiştiremeyeceğimiz gerçeğini kabul ettik.

Bir ilişkiyi 25 yıl sürdürmek, hele böyle bir zamanda. Yorucu mu yoksa huzurlu bir yolculuk mu?

Kolay olduğunu söyleyemem. İlişkiyi, diğerlerinden farklı olarak, göz önünde yaşamanın getirdiği birtakım sorumluluklar var. Bu sorumluluğun bilincindeyseniz aynı zamanda özveri yetinizin de gelişmiş olması gerekir. Önceliğimiz birbirimiz ve ailemiz olduğu sürece, ilişkimiz yorgunluktan çok huzuru barındırıyor.

Mehmet Bey’i hangi sözlerle tarif edersiniz ve aşk hâlâ baki mi?

Diğer yarım... Yoldaşım...

Bir buçuk yıl tiroit kanseri tedavisi gördünüz. O günlerden size kalan en büyük tecrübe ne?

Eğer o günlerden mutlaka bir tecrübe edindiysem her şeyin insanlar için olduğunu yeniden anladım diyebilirim. Başıma kötü bir şey geldiğinde “Daha kötüsü olabilir” diyerek her daim şükretmeyi bildim. Aileme sığınmak asıl değerim oldu.

Oğlunuz Can artık 18 yaşında bir genç adam. İletişiminiz nasıl? Büyüdükçe zorlukları da büyüyor mu?

Elbette bazen “Keşke küçüklüğüne gidebilsek, o günlerin daha çok tadını çıkarabilsek” diye düşünüyoruz. Ama büyüdükçe de başka türlü bir ilişki halini aldı aramızdaki iletişim. Küçüklüğünden beri olan duygusallığı, bağlılığı, sinirlense bile asla vazgeçmediği nezaketi, adalet ve hakkaniyet duygusu; 18 yaşında bir genç olmasına rağmen zor olmadığı gibi, müthiş bir lezzet katarak çoğalıyor.EN GÜZEL HEYKELİMİ HENÜZ YAPMADIM

Bazen heykellerinizi Instagram’a koyuyorsunuz, beğeni yağmuruna tutuluyorlar. Nereden geliyor heykele yönelik bu el becerisi?

Heykel, tarih boyunca en zor sanat dalı olarak kabul edilir. Özveri ve kararlılık ister. Hem yaratıcılık süresince fiziksel olarak hem de toplumda karşılığını bulması bakımından epeyce zor olanı seçtiğimi biliyorum. Açık konuşmak gerekirse çözüldüğüm zamanlarım oldu. Ama zorluğuyla mücadele ederken tanıştığım her bir malzemenin huyunu öğrendikçe, duygularımı üç boyuta taşımak bir yaşam biçimi oldu benim için... Yani beceri, sebat göstererek ve çok çalışarak yolunu buluyor.

Mükemmeliyetçi misiniz?

Bilmem. İlk sergimi heykele başladıktan dokuz yıl sonra açtım. Bunun fazla mükemmelliyetçi olmamla bir ilgisi var mıdır acaba? (Gülüyor) Ve hâlâ en güzel heykelimi yapmayı bekliyorum.

Sergi hazırlıkları nasıl gidiyor?

İlk sergimden bugüne, yaklaşık beş sene boyunca zamana fazlasıyla yayarak çalıştım. İşte, mükemmelliyetçi tarafım burada devreye giriyor galiba. 22 çalışma gerçekleştirdim.

Serginin teması ‘kadın’... Kadına dair ne göreceğiz, neyi anlatacak o yaptığınız sanat eserleri?

Sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel bakımdan farklı kadınların, kendi rızaları ya da baskıyla sıkıştığı, üzüldüğü, gözyaşı döktüğü yere kendimce işaret etmek, dokunmak istiyorum. Hatırlamak ve hatırlatmak...
ANA YÜREĞİ GİBİ BİR DEVLET BEKLENTİM VAR

‘Cumartesi Anneleri’ heykeliniz hem çok olumlu tepkiler almıştı hem de tartışılmıştı. Bu sergide benzer bir eseriniz var mı?

Çocuk gelinlere adadığım çalışma var. Düvenlerle yaptığım birkaç iş var. Bronz başları ve ayaklarıyla ya da taşıdıkları yük ve sorumlulukları simgeleyen birtakım dokunuşlarla... Onlar da hem tarımsal üretim yükünü sırtlanmışlar, ırgat gibi çalışıyor, çalıştırılıyorlar. Hem de evin, çocukların, mutfağın yükünü taşıyorlar. Küfesi bol, küfesi ağır kadınlar...

Geçtiğimiz hafta Cumartesi Anneleri’ne polisin müdahalesi olmuştu. Ne hissettiniz?

Ne diyebilirim ki... Çocukları için sadece bir mezar ve adalet isteyen, artık iyice yaşlanmış, sessizce acılarını yaşayan kadınlar vardı orada! Anlamak, içselleştirmek için anne olmaya da, sanatçı olmaya da ihtiyacımız yok. Vicdanı olan herkesi doğrudan ilgilendirir.



Var mıdır politik bir duruşunuz?

Hukuk ve adalete güvenen, insan hak ve özgürlüklerine saygı bekleyen bunun için yasal teminatın sağlanması ve gözetilmesini isteyen, doğanın gelecek kuşaklar adına bize emanet edildiğinin özenini arayan, sosyal ve herkese eşit mesafede duran, korkutmayan, baskı kurmayan, ana yüreği gibi bir devlet beklentimiz ve derdimiz var!

GÜNCEL HABERLER