Pazar Postası »

Bir erkeğin sevgilisine manifestosu

Kadınlar erkekleri ‘anlaşılmaz’ buluyor ya, değil aslında. Biz, düz düşünüyoruz, bildiğiniz düz. Yani aç değilsek değiliz, canımız sıkkınsa sıkkın. Ama kadın sürekli ayrıntılar içinde boğulduğundan bir erkeğin söylediği sözün sadece söylediği anlama gelebileceğini düşünemiyor. Bu bir manifestodur. Ayrıntısı falan yoktur, dümdüz bir erkeğin bir kadına seslenişidir. Ayrıca tamamen subjektiftir.

● Evet ben de en az senin kadar kıskancım. Ama tüm günümü, “Acaba şu anda sevgilim ne yapıyor?” diye düşünerek geçirmiyorum. Sevgilimi zırt pırt arayıp kontrol etmiyorum. Çünkü biliyorum ki, insan bir şeyi kafasına koydu mu yapar.

● Sevgilimden önce de bir hayatım vardı. Ve ben o hayatta yaptığım şeyleri sevgilim varken de yapmak istiyorum. Televizyonda maç izlemem, sevgilimi maçtan daha az seviyorum demek değil ki.

● Arada bir erkek arkadaşlarımla dışarıya çıkmamın ne zararı var? Ben sevgilimin kız arkadaşıyla alışverişe gitmesine bir şey diyor muyum? Bu da ona benziyor. Hem bu kadar erkek birlikte dışarıya çıkınca merak etmeyin, hiçbir kadın yanlarına yaklaşmaz.

● İş benim için önemli. Çünkü işimden kazandığım para sayesinde bir yerlere gidebiliyoruz, yiyip içiyoruz. Şimdi soruyorum. Acaba iş sahibi olmayıp tüm zamanını sizinle ilgilenen bir erkeği mi istersiniz, yoksa işinde başarılı olan ve yükselen bir erkeği mi? Maalesef bazen ortası olmuyor.

● Eski sevgililerden konuşmayı sevmiyorum. Onlar geçmişte kaldı. “Beni mi, yoksa eskisini mi daha çok seviyor acaba?” diye sormanın alemi yok. Eskisini seviyor olsaydım, şimdiki sevgilimle beraber olmak yerine yine onu elde etmeye uğraşırdım. Bu arada kıyaslamak da çok kötü bir şeydir.

● Sevgilim beni kızdıracak bir şey yapmışsa bunu direkt olarak söylüyorum. İğnelemiyorum, ima etmiyorum. Kavga edeceksek hemen edelim istiyorum. Sarkmasın, bu gerginlik günlerce sürmesin diye çabalıyorum. “Sürekli benimle tartışıyorsun” diye suçlamak yersiz. Üstelik ben öyle içime atıp, günlerce biriktirip sonra patlamıyorum.

● Bakımlı ve alımlı bir kadının yanında kendimi daha iyi hissediyorum. Kadına da böylesi yakışıyor zaten. Erkek gibi giyinip de “Nasıl olmuşum?” diye sorarak şansınızı zorlamayın lütfen!

● Sadakatle bağlı olduğum bazı eşyalarım vardır. Bunlara kimsenin dokunmasını istemiyorum. “Benden kıymetli mi?” diye sormayın alacağınız cevabı hayatınız boyunca unutamayabilirsiniz...

● Sadece kadınların mı iltifata ihtiyacı var? Tabii ki hayır. Sevgilimin beni şımartacağından korkup arada bir de olsa tek güzel söz bile söylememesi bana çok dokunuyor. Hep duymak olmaz ki, arada bir de söylemek lazım.

● “Duydun mu, bilmem kim, bilmem kimi aldatmış” diye başlayan ve yakın çevremizdekileri anlatan dedikodulardan nefret ediyorum. Bu tür bir dedikoduya cevap vermediğimde, “Sen artık benimle konuşmuyorsun” demek resmen haksızlık!

● Televizyon programları konusunda zevklerimizin farklı olması hiçbir şey paylaşmıyoruz anlamına gelmez ki. Bir sürü sakallı adamın, manken kılıklı bir sürü kızı kendilerine aşık etmesinden oluşan diziler yerine elbette Eurosport izleyeceğim.

● Evim benim kalemdir. Bana haber vermeden gelecek her misafir düşman olarak algılanacak ve geri püskürtme taktikleri uygulanacaktır. Bir telefon edip de, “Bu akşam şunlar gelmek istiyor, gelsinler mi?” demek çok mu zor?

● Ağız tadıma düşkünüm. “Bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer” sözüne yürekten inanıp, yeteneği olmadığı halde yemek yapmakta ısrar edenlere sesleniyorum. Herkes yemek yapsaydı, lokantalar müşteri bulamazdı.

● Sevgilim ailesine ne kadar düşkünse ben de o kadar düşkünüm. Kadının günde 10 kez annesiyle konuşması sorun olmuyor da erkeğin annesine arada bir telefon edip hatırını sorması niye “Ana kuzusu” şeklinde algılanıyor?

Diğer Haberler