Kerem Alışık: Babama, 'Günaydın' demeye bile korkardım

27 Ocak 2018, Cumartesi 05:00
Koskoca Sadri Alışık’ın, Çolpan İlhan’ın oğlu, Attila İlhan’ın yeğeni olmak kolay mı? Kerem Alışık benim de çocukluk arkadaşım. ‘Arif V 216’da, babası ile helalleşme sahnesinde beni ağlattı. Hemen gittim yanına. Eski günleri andık. Anamızı, babamızı, sanatı, vefayı konuştuk
Bu bir Behzat UYGUR röportajıdır.
Fotoğraflar: Bahadırhan ERKOÇ
Kostüm: Ferruh KARAKAŞLI



‘Arif V 216’ya Sadri Abi ile olan sahne damga vurdu. “Cem Yılmaz bu kez güldürmedi” dedik. Gerçekten helalleştin mi babanla?
Helalleştim. Babam yoğun bakımdaydı, eli elimde. Annem babamın göğsüne kapanmış “Gitme Sadri” diye bağırıyor. Gözlerime yağmurlar yağıyor açamıyorum. Babam bir an gözünü açtı bir anneme baktı sonra dönüp bana baktı sanki gülümsedi ve sonra gözünü kapadı. Dünya üstümüze kapandı. İşte o an helalleşmiştik. Maalesef ben babamı da, dayım Atilla İlhan’ı da, Ekrem Bora'yı da hep kucağımda helalleşerek kaybettim.

Aslında sadece bizle değil, seyircileriyle de helalleşiyorlar.
Aynen öyle. ‘Sadri Alışık çocukları’ diye bir kavram var. Sadri Alışık artık bir kavram. Filmleri, sembolleşmiş hareketleri, haklının, iyinin yanında durması, kibar olması... Dört ‘S’ var ya; sevgi, saygı, samimiyet, sorumluluk, bunları temsil eden bir tipolojiydi onunki. Bizler o kültürü benimseyen çocuklarız. Mahalle ve sokak kültürünün temsilcisi şimdi erozyona uğrayan bazı değerlerin yılmaz savunucusudur. Sadri alisik kavramı, hafiften huzzama çalan, Hicaz'a meraklı, efkara hüzüne meyilli, hep ofsaytta kalan gol olamayan ama bu yüzden golleri ofsayt olmayan bir kavramın çocuklarıyız biz. Diyor ya Turgut Uyar, "Bir sürü gidenim var içimden bir türlü uğurlayamadığım..." Biz onları uğurlayamadık ama gittiler onlar.

Ne zorlanmışsındır o sahneyi çekerken, tahmin edebiliyorum…
Cok ağır son derece sert ve zor bir sahneydi bizim icin. Gözlerimden akan yaşları kontrol etmeye durdurmaya çalışmak sahneyi çekmekten daha zor oldu benim için.

Cem müdahil oldu mu sahneye?
Cem bıraktı ve seyretti. Tüm set etkilendi, ağlayanlar oldu. Emek verilen bir filmdi. Cem’in ahde vefa duygusu çok fazla. O da Sadri Alışık çocuklarından. Yeşilçam’ın getirdiği o rüzgarı özümsemiş çocuklarız. O dönemin nezaketi, kibarlığı bambaşka.

Tiyatroya gelelim. Şimdi kaç oyun oynuyorsun, sayamadım valla ben.
‘Frankenstein’, ‘Yatak Odası Diyalogları’, ‘Binde Bir Gece Diyalogları’... Sahne Çolpan İlhan’da da ‘Yedi’ var. ‘Mandıra Filozofu Ölüm Koçu’ da çıkıyor.

Şehir tiyatrosu gibisin...
Repertuar tıyatrosu olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Üretimde olan ve sahnede olan cok sayıda oyunumuz bulunuyor, repertuarımız geniş.

Bu herkesin harcı değil. Prodüksiyon yapmak zor iş. Kendinde bu kuvveti ve cesareti nasıl buluyorsun?
Biz elini taşın altına sokmayı seven insanlarız. Sen de aynı şekilde, çünkü bizim göbeklerimiz öyle kesilmiş. Üretmekten, yorulmaktan, yaratmaktan, zahmetten, meşakkatten beslenen, böyle nefes alan insanlarız. İyi şeyler yapmak, çıtayı yükseltmek güdümüzde var.

Sadri Alışık & Çolpan İlhan Tiyatrosu'nda kaç kişi çalışıyor?
Sayısını bilmem ama çok profesyonel bir teknik ekibimiz var. Geniş bir aileyiz. Nefesimizin yettiği yere kadar gidelim diyoruz. Çünkü bizde başka bir iş yapma bilinci yok. Yat kat alalım dertlerimiz yok. Öyle olsa tüccar olurduk. Derdimiz bu döngüyü devam ettirmek. Emaneti taşımak.


Nejat Uygur, Sadri Alışık ile 1976'da Tercüman Gazetesi için röportaj yaparken


Behzat Uygur, Kerem Alışık ile Posta Gazetesi için röportaj yaparken 

Çocukluk arkadaşıyız. Babam Nejat Uygur 42 yıl önce babamla röportaj yapmıştı. Kadere bak şimdi biz karşı karşıyayız... Babalarımız, annelerimiz dost. İnanılmaz keyifli günler yaşadık. Hiç unutamadığımız bir an, İzmir Çamlık’ta babalar yemek yerler sahnede, muhteşem bir kadro yemeği hazırlar. Adile Naşit, Gönül Ülkü, Gazanfer Özcan...

Ah ne günlerdi Behzat. Nejat Abi Çamlık'ta oynuyor, babam Lunapark’ta sahneye çıkıyor. İzmir Fuarı bizim için şölendi. Toprağın suyu beklediği gibi bekliyorduk fuarı. Siz minder dağıtıp, gişede bilet satıyordunuz. Ben de babamın programının bitmesini bekliyordum.

Cibali Karakolu'nun finali Sadri ağabeyin sahneye çıktığı dakikaya denk geliyordu. Açık hava olduğu için fuarda bütün sesler birbirine giriyordu. Babam final alkışını verirken. Seyirciyi durdurdu "Şimdi durun, Sadri ağabey öbür tarafta Sessiz Gemi şiirini okuyacak onu dinleyeceksiniz. Alkışlar Sadri Alışık'a gidecek" dedi. Şimdi beni alkışlayabilirsiniz ama sizden çift para istiyorum çünkü hem Sadri Alışık'ı dinlediniz, hem de beni izlediniz… (Gülüyoruz)

Program bitince oyun oynanan sahnenin üstünde yemek masaları kurulurdu. Sen ben Süheyl iskemleleri kale yapıp orada top oynardık. Bir iki sene önce yine İzmir Fuarı, bu sefer siz de tiyatro olarak oradaydınız biz de. Yine aynı İzmir Efes Oteli havuzunda buluştuk. Gene birbirine yakın mekanlar biz oyun oynarken, sevgili Sertap Erener şarkı söylüyor onun şarkılarını duyuyoruz. Seni uyarmıştım biraz müzik sesi gelebilir diye. (Gülüyoruz)


Sertab'ın sesi geldiğinde tam cenaze sahnesindeydik. Cenaze sahibi çok zengin herhalde Sertab Erener'i getirdi dedim. (Gülüyoruz) Bu hatıralarla beslenmiş, yaşamış bir çocuk olarak senin de başına geliyordur alaylı-mektepli durumu. Senin eğitimin nedir?
Üç konservatuvar bitirdiğimi söyleyebilirim: Sadri Alışık, Çolpan İlhan ve Atilla İlhan. Biz bu insanların içine doğduk. Hem birebir kendilerinden öğrendik, hem onların dost çevrelerinden, ki Nejat Abi de buna dahildir.

Oyunculukta yetenek mi önemli, zeka mı?
Yetenek zekadır. Zekayı taşımak yetmez, kullanmak lazım. Hayattaki mutluluğu da insanın zekasını doğru kullanmasına bağlı görüyorum. Oyunculukta da mesleki anlamda da zekayı kullanarak doğru sentezlere ulaşabilir insan.

Ve sen bu hedefte ne güzel bir şey yaptın, bir okulunuz var...
Evet, dizilerde oynayan bir sürü öğrencilerimiz var.

Sizin okulun güzel tarafı öğrencilerini kendi prodüksiyonlarında oynatabilmen. Çocuklar boşta kalmıyor yani.
“Ben seni yetiştirdim, hadi kanatlan uç bakalım” olmaz. Çocuğun kanatları yüreğinde. Biz onları yüreklendirerek uçmaya teşvik etmeliyiz. Kendi bünyemize alıyoruz, oradan onlara başka bir kapı, pencere açılıyor. Bunlar zor, çabalı işler. Ama bizi besliyorlar.


 

"ARTIK AİLENİN LİMANI BENİM"


Arka arkaya ağır travmalar yaşadın. Anneni kaybettin. Çolpan Abla tatlı sert bir kadındı. Baskın bir karakterdi.
Baskın, oğluna düşkün, üstüne titreyen bir anne... Hasta olsam, “Anne evine atalım kendimizi, bir sıcak çorba içelim” diyemiyorum. Sığınacak limanım yok ve bu çok acı. Ailenin en üstündeki insan olmak da zor bir şey. Artık ailenin limanı benim.

Acı insanı olgunlaştırıyor değil mi?
Evet. Yaşadıkça ve olgunlaştıkça yalnızlığımız artıyor. “Büyüdükçe çocukluk etmişiz” diyor ya Turgut Uyar, aynen öyle. Büyümemek gerekiyordu galiba.

Büyümek dedin de, büyüyorsun ama hiç değişmiyorsun. Nedir bunun sırrı?
Sen de öylesin, hiç tevazu yapma. Her gün spor yapıyorum. İçkiyi ve sigarayı hayatım boyunca ağzıma sürmedim. Genetik yapım da sağlam.

Romantik ve duygusal bir adamsın. Şiirler okuyorsun. Bu romantikliğini ilişkilerinde kullandın mı merak ediyorum. Bir kadının gözünün içine bakarak şiir okudun mu?
Seyircinin gözünün içine bakarak şiir okudum. Yetmez mi?

Vaayy! Seyircim benim sevgililerim diyorsun...
Ben sana içimi dökemem Behzat, ben zaten içimi içime zor sığdırıyorum. Benim bir sürü acım var, yalnızlığım var. Ümit Yaşar demiş ya, “Yalnızlığın kadarsın. Yalnızlığın mis gibi kokmalı.” Ben de yalnızlığımı o kokularla yaşamaya çalışıyorum.
 

"GÜL YAPRAĞINA BİLE ŞİİR YAZABİLİRİM"


Kime yazıyorsun şiirlerini ya da hangi ruh hali içinde yazıyorsun?
Gül ağacından dökülen gül yaprağına bile şiir yazabilirim bazen.

Bir kadını güzel kılan nedir?
Kadın zaten sadece kadın olduğu için güzeldir. Evlerin bir kokusu vardır. O kokuyu kadınlar verir. Evleri yuva yapan kadındır. Benim evim şu anda barınak ama senin evin yuva. Bu çok önemli bir ayrışım. Evleri yuva yapan kokusunu veren kadındır. Onun için kadın güzeldir. Güzel olan kadın değildir, kadın olan güzeldir.
 

"BABAM BENİ UYURKEN SEVERMİŞ"


Sadri Abi ile Çolpan Abla’nın sana verdiği en önemli öğüt neydi?
İnsana insanca davranmanın önemini öğrettiler hep. Bizim öğüdümüz aslında görüklerimizle şekillendi. Önümüzde koskoca bir doğru yaşanıyordu ve biz çocuk olarak zaten rol modelimiz olan anne babalarımızın peşine takılıyorduk.

Sert adamdı Sadri Abi. Espriliydi de, mutlaka komik hikayeleriniz vardır...
Sertliğiyle ilgili hikaye anlat desen yüz tane sayarım da, komik deyince gelmedi şimdi aklıma. (Gülüyoruz) Öyle bir korkuyordum ki babamdan, utancımdan “Günaydın” demedim diye dayak yemiştim.

Neden utandın?
O kadar çekinirdim işte.

E bu komikmiş zaten... (Gülüyoruz)
Kara komedi. “Acaba kızar mı günaydın desem” diye düşünüyordum, “Sen bana niye günaydın demiyorsun” dedi, tık bir tane vurdu. Sonra her gün günaydın demeye başladım. (Gülüyoruz)

Günaydın demeyi böyle öğrendin demek (Gülüyoruz). Peki sen oğlun Sadri’ye karşı nasılsın?
Tam tersi. Yine o baba figürünü, çekingeyi biraz yaratıyorum ama sevgimi gösteriyorum, sarıp sarmalıyorum. Babam beni uyurken severmiş. Erkek çocuğunu kucağına aldığını hiç görmedim babamın.

Çok efendi çocuk Sadri...
Çok memnunum. Kimliği, kişiliği, şahsiyeti, düşüncesi, felsefesi bizim gördüğümüz gibi. Çok doğrucu bir çocuk.
 

"AZ DOSTUM VAR BİRAZ ASOSYALİM" 


Camiadan dostum dediğin, görüştüğün isimler var mı?
Benim asosyal tarafım biraz yüksek. Bu konuda kendimi eleştiriyorum. İşe daha çok vakit ayırıyorum. Ama sektörde çok dostum var dersem doğru olmaz. Çok arkadaşım var ama dostum az.
 

 

GÜNCEL HABERLER