Rotterdam’dan iki kült olacak film

01 Şubat 2018, Perşembe 16:09
Kerem Akça, 47. Rotterdam Film Festivali’nde gösterilen iki filmi analiz etti
KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr

47. Rotterdam Film Festivali’nde izlediğim en iyi filmlerden “An Evening with Beverly Luff Linn” ve “Charlie and Hannah’s Grand Night Out”ı değerlendirdim. Elbette her ikisi de kendi kitlelerini yaratıp külte dönüşeceklerdir.

‘AN EVENING WITH BEVERLY LUFF LINN’: 2010’LARIN JOHN WATERS’I SUNAR

Jim Hosking, 2016’da “The Greasy Strangler” ile itici ama kült olma ihtimali garanti bir stilin sözünü vermişti. Komedide ‘iğrençlik’ ve ‘tuvalet mizahı’ genelde çok fazla kullanılmaz. Hollywood’un, stüdyoların sömürüsüne malzeme olabilir. Ama sanki oradaki bedenlerden yüz ifadelerine kadar nefret edilen baba-oğul ilişkisi fazlasıyla John Waters’un ilk yıllarını akla getiriyordu. 

Biraz “Pembe Flamingolar” (“Pink Flamingos”, 1972), biraz “Female Trouble” (1974) akla geliyordu. Bunların modeline biraz daha bütçe katarak, kült ‘istismar filmi’ klasiği “Blood Feast”i (1963) devreye sokma arzusu, ‘camp (bilinçli bayağılık estetiği) bir seri katil komedisi’ni üretti. “An Evening with Beverly Luff Linn” ise fazlasıyla “Mulholland Çıkmazı” (“Mulholland Dr.”, 2001) parodisi gibi ilerliyor. Ama fast food zincirlerini ve bu dükkanlarda çalışanları da ti’ye alıyor. Aubrey Plaza ve Jemaine Celement yönetmenin ‘deadpan komedi’ (poker surat komedisi) arzusu için nokta atışı olmuş.

Emile Hirsch en zayıf halka olsa da Bernie Mac’in genç hali gibi duran Craig Robinson, ‘siyahi büyük adam’ destekli mizahı katmanlı hale getiriyor. Tavizsiz Hosting komedisi ya kült olacak ya da nefret objesi. Ama “The Greasy Strangler”dan sonra bir kez daha karakterlerin saçmalamarına gülüyoruz. Zira giyim tarzından bakışlara kadar ‘80’ler duygusu’ zamansız olarak hissettiriliyor. Clement da Plaza da bu yaşam biçimine çok yakışmış. 



Hosking 2010’ların John Waters’ı olarak isim yapacaktır. Burada ise konuşmaların kontrolden çıktığı anda ‘şan-şöhret dünyası eleştirisi’ biraz Afro-Amerikan olma üzerinden devreye sokuluyor, kahkaha da attırıyor. Herkesi yatağa atma derdindeki erkek karakterler de iğrençlikte “The Greasy Strangler” kadar ezber bozmuyor. Oradaki tanınmamış ama tabuları yıkmaya hayır demeyen oyuncuların (Michael St. Michaels, Sly Elobar) yerine profesyonel isimlerin gelmesiyle seks sahnelerinde bir çeşit ‘otosansür’ devreye girmiş.

Yönetmen, böyle giderse hayranlarını ve nefret edenlerini arttırmayı sürdürecek. İyi yazılmış diyaloglarla mizah yaratılması bu devirde çok zor görülebilecek bir şey. Hosking’in “The Greasy Strangler”dan sonra burada da John Waters’ın “Mulholland Çıkmazı”nı çektiğini düşündürtürken, karşıt kültürü de unutmaması ‘bağımsız komedi’yi anlamlandırıyor.

Film onun kadar akıcı değil. Hatta 90-95 dakikaya indirilme ihtiyacı hissediyor. Ama “An Evening with Beverly Luff Linn”in hınzırlığına, deliliğine kendini bırakan herkes kapılacaktır. Hosking ise enerjik diyalogları, esprileri ve buna uyum sağlayan camp karakterleriyle kısa vadede ‘kült komedi fabrikası’na dönüşecektir.

FİLMİN NOTU: 7


‘CHARLIE AND HANNAH’S GRAND NIGHT OUT’: HEYECAN VERİCİ BİR GERÇEKÜSTÜCÜ VİZYON

Gece dışarıya çıkmak sinemanın formüllerinden biridir. “Charlie and Hannah’s Grand Night Out”ta Bert Scholiers bu algıyı yıkmak için yola çıkmış. Gecenin derinliklerindeki geçen film, eğlenceli bir dost buluşmasından ziyade saykodelik ve eklektik bir zihin yolculuğuna dönüşüyor. Belçikalı bir yönetmenden hiç beklenmeyecek bir film karşımızdaki.

“Aşıklar Şehri” (“La La Land”, 2016) ile “Rüya Bilmecesi”ni (“The Science of Sleep”, 2007) birleştiren, nostalji ile gerçeküstücülüğü aynı potada eriten bir vizyon var. Böyle bir filmin Slamdance Film Festivali’nde geçmesi de bağımsız ruha verilmiş bir mükafat adeta. Bazen önceki yüzyıllardan kostümle, siyah-beyaz, tam ekran ve cızırtılı olarak gelen şato insanlarının, bazen gecenin ilerleyen saatlerindeki kontrolden çıkmış parti sarhoşluğunun, bazen bir ayı üzerinde uçmanın ama fazlasıyla da rüyadan rüyaya atlamanın sineması bu.



Yönetmen, sinematografi için de yetenekli bir ismi tutmuş. Hans Bruch Jr., görüntü yönetimlerindeki vizyonla halen akıldan çıkmayan “Beşinci Mevsim” (“La Cinquieme Saison”, 2012) ve “Lucifer” (2014) ile tanınan bir isim. Gecenin renkleri ağırlıklı olarak kırmızı ile mavi ya da siyah ile beyazı birleştiriyor. Karakterler Linklater’ın kaleminden çıkmış gibi durup, yer yer “Waking Life” (2001) görüntüsü veriyorlar. Ama teknik yaklaşım ve fantastik vizyon açısından öyle bir arzu yok. Arka planda ‘şehri yansıtan karton el çizimi animasyonları’ kilit yerlerde ilginç ve yaratıcı bir live-action animasyon (kurmaca-animasyon kırması) yapıya sebebiyet veriyor. 

Filmin senaryo açısından ton anlamında sıkıntılar çekebildiği, senarist-yönetmenin buna daha çok uğraşması gerektiği de söylenebilir. Evelien Bosmans ve Daphe Wellens ise fantastik dünyaya çok şey katmışlar. Samimiyetleriyle ışıl ışıl parlayıp sanki rüyadan rüyaya uçulan, ‘saykodeli’nin de umutlu bir şekilde kullanıldığı bir kafayı bulma duruşu sergiliyorlar. Bu sebeple Jodorowsky kaynağı belirgin bir esin kaynağına dönüşebildiği gibi, yeni Michel Gondry olma arzusu da dikkat çekiyor. Scholiers, Gondry’den bu yana gerçeküstücü sinemadan çıkan en ufuk açıcı ve heyecan verici yönetmen.

FİLMİN NOTU: 7




KEREM AKÇA’NIN 47. ROTTERDAM FİLM FESTİVALİ’NDE İZLEDİĞİ FİLMLER İÇİN YILDIZ TABLOSU:

LES GARÇONS SAUVAGES: 8.7
MUTAFUKAZ: 7.5
LADY BIRD: 6.9
ANNA’S WAR: 6.8
METEORLAR: 6.8
PITY: 6.7
HUNGRY LION: 6.5
I, TONYA: 6.3
TIME SHARE: 6.2
I HAVE A DATE WITH SPRING: 6
LOOK UP: 5.9
THEIR REMAINING JOURNEY: 5.8
AUGUST AT AKIKO’S: 5.6
NERVOUS TRANSLATION: 5.6
SULTRY: 5.6
INFERNINHO: 5.5
SILENT MIST: 5.5
THE CANNIBAL CLUB: 5.5
INSECT: 5.4
PERMANENT GREEN LIGHT: 5.3
PIN CUSHION: 5
THE WIDOWED WITCH: 4.7
KELEBEKLER: 4.5
PIERCING: 4.5
REPORTS ON SARAH AND SALEEM: 4.5
ZARGOS: 4.5
WIJ: 4.4
BLUE MY MIND: 3.8
BOTTOMLESS BAG: 3.8
NIGHT COMES ON: 3
DRIFT: 2.9
THE NIGHT EATS THE WORLD: 2.9
NEOMANILA: 2.3
 

GÜNCEL HABERLER