Savaş Ay'ın kızı Sanem Dolunay: Babamın öldüğü gün hayatım ortadan ikiye ayrıldı

01 Eylül 2018, Cumartesi 05:00
Son Güncelleme:01 Eylül 2018, Cumartesi 07:11
Usta gazeteci Savaş Ay‘ın 21 yaşındaki kızı Sanem Dolun Ay, 2013’te babasını kaybettikten sonra yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla ilk kez POSTA’ya anlattı

Işıl Cinmen
isil.cinmen@posta.com.trFotoğraflar: Bahadırhan Erkoç

Savaş Ay… Usta gazeteci, bir zamanların efsanesi. 9 Kasım 2013’te tedavi gördüğü hastanede 59 yaşındayken onu kaybettik. Sonra kötü olaylar birbirini izledi. Sanem Dolun Ay ve Ulaş Can Ay adında iki çocuğu olan Savaş Ay, ölümünden 12 yıl önce hazırlattığı vasiyetinde kızından bahsetmemişti; her şeyi oğluna bırakmıştı. Mahkeme, vasiyeti iptal etti ama süreç devam ediyor. Kızı Sanem onu kaybettiğinde 16 yaşındaydı, şimdiye kadar hiç konuşmadı. Şimdi karşımda 21 yaşında bir genç kadın var. O kadar çok şey yaşamış, öyle olayların arasında kalmış ki yaşından çok daha olgun bakıyor gözleri… Diyor ki: Yokmuşum gibi davranılan bir dünyada, var olduğumu kanıtlama savaşının verdiği yorgunluğu hissediyorum. Konuşmak zorunda kaldım çünkü babam olanları görse çok utanırdı, mahvolurdu. O, çocuklarına haksızlık yapacak, kızını incitecek biri değildi. Kimsenin aklında böyle kalmamalı, hatırasının kirlenmesini istemiyorum. Onun doğru şekilde hatırlanmasını istiyorum.



Savaş Ay’ın ölümünden itibaren birçok habere konu olmana, vasiyet davasına, hatta gözaltına alınmana rağmen hiç konuşmadın. Neden şimdi konuşmaya karar verdin?


Çünkü sustuğum için iyice yok sayıldım ve başkaları benim adıma bir algı yarattı. Sanki Savaş Ay’ın meşru tek bir çocuğu var, o da Ulaş. Kızı yok gibi… Varsa da ancak son yıllarında “Benim bir de kızım var” diye hatırladığı, kıymet vermediği biri gibi… Ama ben doğduğumdan beri babam vardı, yanımdaydı ve beni seviyordu. Yaşanmış her anıma, geçmişime inanılmaz saygısızca, nefret ve öfkeyle zift sürmeye çalışan insanlar var. Buna karşı biraz olsun benim ve babamın gerçekte nasıl olduğumuzu, ne yaşandığını kendi tarafımdan anlatmak istedim. Bende kalan babamı sizin de bilmenizi istedim…

O zaman en başından başlayalım. Savaş Ay nasıl bir babaydı?

Ben babamın programının en gündemde olduğu, en çok reyting aldığı zamanlarda doğdum. Yıl 1997. Babam o dönem telsizle uyurmuş. Hatta mümkün olduğunca az uyurmuş ki hiçbir şeyi kaçırmasın. Öyle bir ortamda doğdum.

BABAM KENDİMİ VE DÜNYAYI FARK ETMEYE
BAŞLADIĞIMDAN BERİ İDOLÜM OLDU


Annen Türkan Demir ile ikinci birliktelikleri sırasında doğmuşsun sen değil mi?


Evet, 1985’te tanışmışlar, o zaman annem 20, babam 31 yaşındaymış. Aşık olmuşlar, dört yıl sürmüş. Ayrılmışlar fakat arkadaş kalmışlar. Sonra 1997’de tekrar birlikte olmaya başlamışlar ve ben olmuşum. Annem ve babam hiç evlenmemiş ama tüm hayata yayılan bir ilişkileri olmuş. Babam ben doğduğumda beni hemen nüfusuna kaydettirmiş.

Savaş Ay’ın bir oğlu da var, Ulaş Can Ay.

Evet. Babam, Ulaş Can Ay’ın annesi Nurgün Güner ile annem ile tanışmadan çok önce evlenmiş ve 1983’te boşanmışlar. Ben doğduğumda Ulaş 20 yaşındaydı.

Hayatına dair ilk anılarını düşününce ne buluyorsun hafızanda?

Hatırladığım ilk anı; üç yaşındayım, onun Cihangir’deki evindeyim. Oraya gitmeye bayılıyordum, çok güzel bir evdi ve babam beni eğlendirecek bir şeyler hep bulurdu. Sokağa çıkmaya başladığımızda beş yaşlarındaydım. Yolda hep birileri onu durdurup fotoğraf çekmek isterdi. Bazen “Hadi kızımla birlikte çekilelim” derdi, pek anlamasam da hoşuma giderdi. İlkokul yıllarına geldiğimizde ben de ortamın farkına varmıştım, görüyordum babamın nasıl sevildiğini. Çok etkileniyordum, onunla gurur duyuyordum. Babam kendimi ve dünyayı fark etmeye başladığım andan itibaren benim idolüm oldu.

Sık vakit geçirebiliyor muydunuz?

Bazen dayanamayıp “Babamı özledim” diye ağladığım olurdu. Ama “Ben neden babamı sık göremiyorum?” sorusunun cevabını anlamaya başlamıştım artık. Pek çok insanın hayatına dokunduğunu gördükçe “Benim babam bu dünya için iyi şeyler yapıyor” derdim. O işine aitti.

Onunla ilgili aklına gelen en mutlu hatırayı anlatır mısın?

Yedi sekiz yaşlarındayım. Annemle tatile çıkmıştık, bir tatil köyündeydik. Bir gece “Babamı özledim” diye ağlayarak uyandım. Annem de aramıştı onu, “Yakında görüşeceğiz, şimdi çok uzaktayım” demişti. Sonraki gün güneşlenirken bir bando takımı geldi. Bir baktım bandonun başında babam var. Davula vura vura geliyor. Diyarbakır’dan sadece bana sürpriz olsun diye gelmişti. O zaman dedim ki, “Evet, işini seviyor ama beni de seviyor.”



ROBERT KOLEJİ'Nİ KAZANDIĞIM GÜNKÜ MUTLULUĞUNU HATIRLIYORUM

Seni de gazeteci yapmak için uğraştı mı?

Dokuz yaşında elime kamera verdi. “Gazetecilik nasıl heyecanlıdır, nasıl güzeldir... Sen de olabilirsin” derdi. 11 yaşına geldiğimde babam bana sahip çıkma konusunda daha güvende hissettiği için yurt dışına çıktık. Yunanistan’a gittik. Bir sürü macera yaşadık. Orada çektiğim bir fotoğrafı programında kullanmış, altına Sanem Dolun Ay yazmıştı. Çok mutlu olmuştum. 12 yaşındayken birlikte Türkiye’yi gezmeye başladık. Çok uzun sürdü Türkiye’yi gezmemiz. Yardım kampanyaları düzenledik. Babam kamerasını boynuma asardı. “Bu çocuğu eğiteceğim. Benim fotoğrafçım, muhabirim olacak” diyordu. Eğitim konusunda son derece takıntılıydı.

Sen de Robert Kolej’i bitirdin zaten değil mi?

Evet, dereceyle kazandım ve babamın mutluluğunu hatırlıyorum. Gelip okulu gezmiş, film kulübünü, multimedya odasını, kameraları falan görünce tamamen okula tav olmuştu. Açılış gününe gelmişti annemle beraber. İstemeden tüm okul birden benden bahsetmeye başladı, ‘Savaş Ay’ın kızı’ diye… Hem ‘”İşte benim babam” diye gurur duyuyordum hem de herkes benden söz ettiği için utanıyordum.

Başarı konusunda takıntılı mıydı?

Başarının babam için önemi şüphesiz. Ama başarının şekli konusunda takıntılı değildi. “Müzik aletini iyi çalsın, dans etsin, yabancı dil bilsin. Bu üçü olduktan sonra zaten sırtı yere gelmez” derdi. Piyano çalmam konusunda çok takıntılıydı. Modern dans, halk oyunları oynayayım diye baya bir ısrarcı oldu. Sahneye çıkmaktan çekinirdim. “Birine yardım edebileceğin zaman ve bir şeyi iyi yaptığında göstermekten asla çekinme” derdi. Hâlâ o sözleri kulağıma küpedir. Ne zaman birilerine katkım olacağını hissetsem ama sesimi duyurmaktan çekinsem hatırlarım, babam beni hâlâ ittiriyor gibi düşünürüm.

Babanı kaybettiğimiz zamanı konuşmadan önce o hayattayken abin Ulaş Can Ay ve babanın yakınındaki diğer kişilerle ilişkin nasıldı, onu biraz anlat istersen…

Babam ölene kadar sorunsuzdu. Abim çok uzun yıllar yurt dışında kaldı, İngiliz vatandaşı olduğu için. İspanyolca ve Fransızca da bildiği için hep Latin ülkelerinde kendi müzik tarzına uygun yerlerde gitar eğitimi aldı. Çok uzun süre ayda yılda bir gördüm.

Savaş Ay, Türkan Demir ve kızları Sanem Dolun Ay ile birlikte.

ÖYLE KANDIRILMIŞ ÖYLE APTAL GİBİ HİSSEDİYORUM Kİ

Abinle ilk karşılaştığında kaç yaşındaydın?

Henüz iki aylıkmışım. Zaten adımı o koymuş, babam öyle diyordu yani. O, çoğu zaman yurt dışında olurdu ama ben büyüdükçe ilişkimiz gelişti. 11 yaşındayken iki hafta kadar birlikte kalmıştık Torba’daki yazlıkta. Hani sonradan içeri girdiğim için beni gözaltına aldırdıkları yazlıkta… Orada gitar çalışırdık, bestelerini çalardı, fikirlerimi sorardı. Epey iyi gitar çalıyor, sesi de güzeldir. Babam ne zaman “Ulaş çalacak akşam” derse hazırlanıp çıkardık. Ben heyecanlanırdım abim sahneye çıkacak diye. İnsanlar eğlenirdi, çok alkışlarlardı. “Ne güzel bir ailem var” diye bir kez daha gurur duyardım. Ben ne zaman Torba’ya gitsem Ulaş da geldi yıllarca. Şimdi düşündükçe kendimi öyle kandırılmış öyle aptal gibi hissediyorum ki (Ağlıyor).

Ulaş’ın annesinin sana negatif bir tutumu var mıydı?

Hayır, hayır. Evlerine çok girip çıktım, muhabbetimiz vardı. Onu da hep iyi bir figür olarak aklımda bıraktım. Yani en son bıraktığımda herkesle aram iyi, anılarım hep tatlı ve güzeldi.

O dönem ne zaman?

15 yaşındayım. Babamın vefatından önce.

Baban bir süre hastanede yattı. O dönem baba kız ilişkiniz açısından nasıl geçti?

İki ay hastanede kaldı, haftada iki gün yanına gidebiliyordum. O iki günü de dolu dolu geçiriyorduk. Ben geldiğimde birlikte odadan kaçıyorduk. Oysa hareket etmemeli, ağır yemek yememeliymiş. Biz yandaki ocakbaşına gider, kebap yerdik. Sonradan anladım dışarı çıkmaması gerektiğini. Bana hep iyiymiş gibi gösterdiği için hastalığının boyutunu hiç anlayamadım.

Ölümü seni nasıl etkiledi?

16 yaşındaydım. Ebeveyn kaybı için kötü bir yaş. Çok küçüktü yaşım. Babamla ne kadar güzel şeyler yapabileceğimi daha yeni yeni anlıyordum. Yarım kaldığımı hissediyorum. Beklemem gerekirdi belki ama beklemiyordum, büyük bir şok. İçimdeki en büyük sızı ise öğrenme şeklim oldu. O sırada Almanca kursundaydım. “Sanem başın sağ olsun. Baban çok kıymetli biriydi” diye bir mesaj geldi. Internete girdim ve...

Her çocuk için babasını kaybetmek zordur ama Savaş Ay’ın ölümü senin tüm hayatını bir savaş meydanına çevirdi anladığım kadarıyla…

9 Kasım 2013, hayatımın ortadan ikiye ayrıldığı gün. O günden önce bir halam, bir abim, babamın eski eşi, kuzenlerimin olduğu, bence gayet iyi ilişkilere sahip güzel bir aileydik. O günden sonra ailem yalnızca annem oldu. Geri kalan ‘ailemi’ artık sadece mahkemede görecektim.

Babanın ölümüyle vasiyeti ortaya çıktı. 2001’de, ölmeden 12 yıl önce yaptırdığı vasiyette senin adın dahi geçmiyor ve tüm miras Ulaş Can Ay’a bırakılmış. Bunu öğrenince ne hissettin?

Ben dağılmış vaziyetteydim ve vasiyet düşünecek halim yoktu uzun süre. Sonra bir gün okuldan eve döndüm, annem “Konuşalım” dedi. “Babanın vasiyeti açıklandı. Sana hiçbir şey bırakmamış. Her şeyi Ulaş’a bırakmış” dedi. İlk başta anlamadım bunun ne manaya gelebileceğini, hayatımı nasıl etkileyeceğini. Babamın bir düşüncesi vardır, olay çözülecek diye düşündüm. “Ne olabilir ki yani?” dedim.

16 yaşında bir çocuk için çok ağır bir bilgi bu. Nedeni hakkında ne düşündün?

Babamın gerçekten abime güvendiğini ve “Sanem 18 yaşına girince mirası paylaşır zaten” diye düşündüğüne inanıyorum. Beni yok saydığı için böyle bir şey yapmadığını biliyorum. Babam eğitim masrafları konusu ne zaman gündeme gelse “Benim şöyle bir mal varlığım var, şu şekilde bölünecek” derdi. Hatta peçetelerle göstermişti bir keresinde. “Şu ev senin, şunlar Ulaş’ın” diye.
Seni en kötü etkileyen ne oldu?

Hayat olabilecek her kötü şeyleri tek tek gösterdi ama kötü hislerin tümü ‘yok sayılma’da birleşiyor. Babam öldükten hemen sonra abim ve annesi açıkça biz yokmuşuz gibi bir tavır içine girdi. Okul paramın ödendiği hesap dahi babam öldüğü gün bloke edilmiş. Robert Kolej’e tahsis edilmiş hesap… Banka, “Okul parası buradan ödeniyor” demiş ama bloke edildi sonra… Kısa süre sonra okul bizi “Ne oluyor?” diye aramaya başladı.

"Yaşanmış her anıma, geçmişime, saygısızca, nefret ve öfkeyle zift sürmeye çalışan insanlar var. Buna karşı biraz olsun benim ve babamın gerçekte nasıl olduğunu, ne yaşandığını anlatmak istedim. Bende kalan babamı sizin de bilmenizi istedim…"

BABAM BEN DOĞDUKTAN SONRA ANNEME 'ÇALIŞMA' DEMİŞ

Siz ne yaptınız?

Annem ben doğmadan önce muhabirlik yapıyordu. Babam ben doğunca çalışmasını istememiş. “Ben zaten çok çalışıyorum. Çocuk hem annesiz hem babasız mı kalsın? Sen çalışma” demiş. Bu yüzden fazla paramız yoktu. Ne yapmak istiyorlar? Okuldan atılayım ve biz sokakta mı kalalım istiyorlar diye korkuya kapıldım. O zamana kadar hiç endişem yoktu. Babam oğlunu seviyor, kızını yok sayıyor gibi bir düşüncem hiç olmadı. Ben babam için önemsiz, sevmediği biri miydim gibi şeyler yoktu aklımda. O yüzden babama karşı öfke ve kırgınlık hissetmedim. Sadece, babamın akıl sır erdirilemeyen işlerinden biridir diye düşündüm. Babama da neden böyle yaptın diye soramam ki artık...

Sonra neler oldu?

Her şey hızla çirkinleşti. Ortaköy’deki eve bilirkişiyle birlikte girmek üzere bir gün belirledik, mahkemeden bir temsilciyle gittik. Ben o eve dokunulmadı diye biliyordum. Babam vefat etmeden önce o evdeydik. Eve girdik, ne bilgisayar ne telefon ne kamera hiçbir şey yok. Buzdolabında bozulan yemeklere falan hiç dokunulmamış ama evde bir temizlik yapılmış. Biz babamı kaybettik derken neler yaşanmış, kafama o an dank etti.

VASİYET İPTAL EDİLİNCE ONLARIN
CİĞERİNİ SÖKÜYORUZ GİBİ DAVRANDILAR

Seni okulsuz ve sokakta bırakmak istemediler herhalde, değil mi?

O zamandan sonra annem, Nurgün Hanım (Güner), babamın yakın bir arkadaşı ve avukatlar toplandılar. Şunu istediklerini orada öğrendim: Ulaş, Sanem’i okutacak, gelin edecek, her zaman ona bakacak. Sanem pay almasın. Gereği yok, abisi ona bakar. Bunu istemişler.

Senin tepkin ne oldu?

Ulaş, abim evet, ama Ulaş benim annem ya da babam değil. Aramızda 20 yaş var. Ulaş kim oluyor da, kimin parasıyla kime iyilik yapıyor? Birinin insafına kalmak ne demek? Elle tutulur hiçbir açıklaması yok. “Her şey iki kardeş arasında nasıl paylaşılması gerekiyorsa öyle paylaşılmalı” dedik.

Mahkeme vasiyeti iptal etti. Ama karşı taraf ‘karar düzeltme’ için başvurdu. Şimdi sonuç bekleniyor...

İptal edildi çünkü gereği gibi düzenlenmemiş. Muhtemelen babamın bir sinirle, ani bir kararla hazırlattığı bir vasiyet. Bunu iptal edilmiş olmasından da anlıyoruz. Babamın en yakın arkadaşı, muhasebecisi, A Takımı’ndan takım arkadaşı Gamze Baltaş, “Savaş bu vasiyetnamenin geçersiz olduğunu düşünüyordu” dedi kaç defa. “Ben böyle bir vasiyetname yaptım, ne olacak?” diye sormuş avukatlara. Avukatlar da, “Türkiye’de böyle bir sistem yok, her şey eşit bölünecek” demiş. Babam da mantıklı bulmuş bunu.

İptal kararına ne tepki verdiler?

Vasiyet iptal edilince karşı taraf iyice düşmanlaştı, eşit olmayı kabul edemediler. Onların ciğerini söküyoruz gibi davrandılar. “Sanem okuldan atılır. Yaşayamazsınız. 3. sayfa haberi olursunuz” gibi tehditler sıraladılar. Saçma sapan haberler çıkararak bizi yıpratmaya çalıştılar.

Bodrum Torba’daki mühürlenmesi gereken evde diğer ailenin yaşadığını anladığınız için eve girdiğinizi ve gözaltına alındığınızı söylüyorsun...

Babam, Bodrum Torba’daki evin benim olacağı konusunda çok fazla ısrar ediyordu. “Sen bu evde romanlarını yazacaksın, çizdiklerin sergilenecek” diyordu. Bir keresinde “Kendi evim olunca ben de boncuklu cibinliklerden alacağım” demiştim. Babam sinirlendi, “Burası senin evin değil mi? Ne biçim konuşuyorsun?” diye azarladı beni. Ben de “Kızma, artık bu ev üstünden kurarım hayallerimi” demiştim. O evde gözaltına alındım.

Gözaltına alınma hikayenizi anlatır mısın?

Mahkeme sürecinde kullanılmayan evlerin mühürlenmesi gerekiyordu. Torba’daki evin mühürlenmiş olması gerektiği halde kullanıldığını öğrendik. Doğrulamak için Bodrum’a gittik. Pencerenin sürgüsü açıktı, içeri girdik. Babamın eşyaları atılmış, benim özel eşyalarım ortalıkta yok. Terasa bir çıktım, hepsi çöp poşetine tıkıştırılmış, babamla çizdiğimiz resimler, günlüklerim, fotoğraflarım… Hızlıca çıktık. Bir baktık Ulaş, Facebook sayfasında “Torba’daki evime hırsız girmiş” yazmış. Sonra bu evle ilgili bir şikayette bulundu.

BABAMIN EVİNE GİRDİĞİM İÇİN GÖZALTINA ALINDIM

Aslında evin dava bitene kadar mühürlü olması gerekiyordu, bu kesin değil mi?

Evet. Daha sonra avukatla evin duruşmasına giderken bahsettiğimiz ev neresidir diye göstermek için gittik. Hâlâ içeride yaşıyorlardı. Ulaş’ın kız arkadaşıyla karşılaştık ve orayı terk ettik. Akşam yemeğindeyken saat 22:30 civarında bir telefon geldi. “Bodrum emniyetten arıyoruz. Hakkınızda gözaltı kararı var” dediler. Ben telefonu anneme verdim, o da avukata verdi. Gerçekten bir suç mu işledik diye düşündüm. Ben sadece babamın mühürlü olması gereken evinde oturan insanlara bakmıştım, çocukluğumu geçirdiğim eve!

Sonucu ne oldu?

Sonuçta babamın evine girdiğim için suçlu gibi sağdan soldan fotoğraflarım çekildi, sağlık kontrolüne girdim, arandım ve nezarete atıldım. Ciddi ciddi üzerimize demir parmaklığı kapattılar. Sabah da duruşmaya yetişmememiz için ellerinden geleni yaptılar. Duruşma salonuna geldiğimizde gördüm Ulaş’ı... Sadece baktım… Bu insanlar kim? Dertleri ne? Ne yapmaya çalışıyorlar? Bunları yapmaya ne itiyor onları? Onları son bıraktığım an geldi aklıma ve şu anki halimiz… Mideme kramp girdi.

Başından beri yaşadıkların sana ne öğretti?

Büyük bir utanç. Yokmuşum gibi davranılan bir dünyada var olduğumu kanıtlama savaşının verdiği yorgunluk… Ben ailemi normal bir aile olarak görüyordum. Bir duvara çarpmış gibi oldum. Daha sonra iş basına yansıyınca… Arkadaşlarım, öğretmenlerim bunları okuyor. “Bu kızın ne biçim ailesi varmış, nasıl yetişmiş, nasıl bir ortamda doğmuş, büyümüş?” diyecekler diye çok üzüldüm. Sanki insanları kandırıyormuşum ve ben de kandırılıyormuşum gibi hissettim. Bildiğimi düşündüğüm dünya yıkılmış oldu.
ANNEM HAKSIZLIĞIN BAŞARIYA ULAŞMASINA İZİN VERMEYECEK
Nasıl dayanıyorsun tüm bu yaşadıklarına?

Neyse ki annem çok güçlü bir figür. Annem bu haksızlığın başarıya ulaşmasına asla izin vermeyecek, biliyorum. Babamın kaybından sonra sadece hüzün, geçmiş günlere olan özlem kalsın isterdim. Şimdi tüm bu yıllarda karşı tarafın sadece ve sadece benimle eşit haklara sahip olmamak için kendini ve ailemizi düşürdüğü duruma bakıp utanç ve hayal kırıklığı hissediyorum.

Ne istiyorsun?

Gerçeği istediğiniz kadar tahrip edin, gerçek değişmez. Keşke adalet yerini bulsa... Bu kadar düşmanlık, kötülük, sevgisizlik, saygısızlık kimsenin yanına kalmamalı. Şu anda insanlar “Savaş Ay’ın çocuklarının miras kavgası” ve “Çocukları birbirine girdi” diyor. Babam bunları görse çok utanırdı, mahvolurdu. Babamın onuru ve gururu için de konuşmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü babam iyi bir insandı, çocuklarına ve işine çok değer verirdi. Çocuklarına haksızlık yapacak, kızını incitecek bir insan değildi. Kimsenin aklında böyle kalmamalı, onun hatırasının kirlenmesini istemiyorum, onun doğru şekilde hatırlanmasını istiyorum.

GÜNCEL HABERLER