Kerem Akça

TÜM YAZILARI

‘Başlat: Ready Player One’: Bilimkurgu filmlerinin ‘Kırmızı Değirmen’i

30 Mart 2018, Cuma 13:04

Görsel efektleriyle sersemleten “Başlat: Ready Player One”, sanal gerçeklik bilimkurgularının “Kırmızı Değirmen”i olmaya soyunuyor. Sürpriz yumurta peşine düşen bir OASIS oyuncusunun maceralarını, 7’den 70’e herkese hitap eden, görsel, sözlü ve işitsel göndermelerle coşkusuna eşlik edilecek leziz bir popüler kültür fetişizmine malzeme ediyor. Spielberg bu kez devrim peşinde.

 

Tema parkı yarışları, sahne canlandırmaları ve film trivia’ları

Steven Spielberg’in bilimkurgu sinemasında gerçek anlamda ‘çığır açma’ vazifesi gördüğü söylenemez. Daha ziyade uzaylı istilası filminde ‘ötekiler’i ‘insani’ hale getirmesiyle (bkz. “E.T.”, “Tehlikeli İlişkiler”) Hollywood’un bu alandaki geleneklerini değiştirmişti. Siberpunk bilimkurgu örneği “Azınlık Raporu” (“Minority Report”, 2002), düzgün ama formül bir işti. “Yapay Zeka” (“A.I.”, 2001) ise tonunun tutmamasıyla amiyane tabirle ‘robotlu çocuk melodramı’na kaymıştı.
 
Ama burada egolarından arınarak, “TRON”da (1982) Steven Lisberger’in yarattığı devrime karşı gelmeden yola çıkan bir yönetmen var. Yani sinema tarihinin ilk sanal gerçeklik bilimkurgusunu ve onun 2010’da gelen devam filminin referanslarını da kullanıyor. Hatta finalde ‘Pac-Man/Space Invaders’vari bir oyuna yönelen Parzival’in eski devirlere gittiği, 80’leri andığı söylenebilir.
 
“Başlat: Ready Player One” (“Ready Player One”, 2018), isminden itibaren video oyunu kültürünün lehçesini arkasına alıyor. Bu konuda geri adım da atmıyor üstelik. Aksine başlangıçta ‘Central Park’a yolculuk’ için Ohio’daki evden belirlenen koordinatları takiben içinden ‘King Kong’ geçen bir ‘tema parkı yarışı’ izliyoruz sanki. Filmin ana gidişatı da bu yapıda ilerliyor: Çekişen oyuncular, peşine düşülen ‘sürpriz yumurta’ ve etrafa kurulu ultra-dijital bir evren.
 
Sanal gerçeklik bilimkurgularından gidersek; “Brainstrom” (1983) ve “Tuhaf Günler” (“Strange Days”, 1995) başa takılan cihazlarla başlayan ve ana karakteri oyun dünyasına sokan video kayıtlarıyla yol alıyorlardı. Onların arkasından ise “Matrix” (“The Matrix”, 1999) gerçeği geldi. Orada ‘Matrix gerçeğin ta kendisi’ denerek aradaki ayrım ortadan kalkıyordu. Yani “TRON”daki gibi iki dünyayı ayırmadan, artık bütün olayları tek bir çizgi üzerinden anlatarak gerçekliği altüst etme taktiği aktifti.
 
Spielberg onun da farkında burada. ‘OASIS’ adlı bir oyunun çevresinde geçiyor her şey. Bu doğrultuda yol alırken, yıl ayrımı yapmaksızın paralel evrenlere yolculuk serbest. Zira bir anda “Cinnet”in (“The Shining”, 1980) içinden geçen bir ‘aşama’ devreye girebiliyor. Oradaki eğlence de ayrı bir kafa! Veya OASIS’i ele geçirmeye çalışan IOI’nin başındaki kötü adamın adının Christopher Nolan’a referans verilen ‘Nolan Sorrento’ olması manidar. Onun da ortaya bir ‘John Hughes trivia’sı’ atması oyunları çeşitlendirebiliyor.
 
Esas mesele ise sanki ‘Mortal Kombat’ın Goro karakterinin göbeğinden Alien çıkması, Iron Giant ile dövüşürken ‘Çocuk Oyunu’nun (‘Child’s Play’) Chucky’sinin oyunculara musallat olması, “Yurttaş Kane”den (1942) sıçrayan meşhur MacGuffin Rosebud’ın gençlerin dünyasına girebilmesi gibi pastiş (kopyala-yapıştır sanatı) bir evren yaratılmasında kopuyor. Steven Spielberg bu kez geleneksel tabularının dışına çıkmış. Bütün kuşaklar için postmodern bir bilimkurgu filmine imza atmış. İzleyici bir taraftan Duran Duran, Michael Jackson, Bruce Springsteen; bir diğer taraftan ‘Mechagodzilla’, ‘Akira’, ‘Street Fighter’, ‘Geleceğe Dönüş’, ‘Yüzüklerin Efendisi’, ‘Elm Sokağı Kabusu’, ‘Harry Potter’ yoluyla referans yağmuruna tutulurken, bunlar ‘kopyala-yapıştır’ arzusunun kıvraklığıyla çok leziz duruyor.

‘Ucuz Roman’dan bu yana en ikonik dans sahnesi olabilir
 

Filmin içine girip OASIS’i ‘başlat’ınca sunulan eğlenceden kopmak istemeyeceksiniz! Sözgelimi yerçekiminin yok olduğu uzun disko sekansı, dans filmi klasiği “Cumartesi Gecesi Ateşi”ni (“Saturday Night Fever”, 1977) günümüzün gençlerinin arasına transfer ediyor. Parzival (Tye Sheridan) ile Art3mis’in (Olivia Cooke) eski şarkılarla bezeli dansı, John Travolta-Uma Thurman ikilisinin “Ucuz Roman”daki (“Pulp Fiction”, 1994) retro dans sahnesinden bu yana en ikonik ve heyecan verici dans sahnesini duyuruyor. Uçarak böylesi bir elektronik ve interaktif cümbüşe adapte olmak zor iş, ama koreografi Spielberg’e rağmen dinamik kokuyor, sersemletiyor.
 
Finalde de aslında OASIS’in ölen sahibi James Halliday (Mark Rylance) ile Wade’in ilişkisi; ‘Geleceğe Dönüş’ün (‘Back to the Future’) ‘Emmett Brown-Marty McFly (Christopher Lloyd-Michael J. Fox) ikilisi’ kadar samimi, çarpıcı bir çift bırakıyor sinemaya. Bu ikilinin monitörden oyunu izlemeleri bile nostaljik ve katmanlı bir his.
 
Film, çoğunlukla bir Universal Studios tema parkı gibi. Bunun keyfini çıkarırken ‘Karayip Korsanları’ (‘Pirates of the Caribbean’) kadar formül gitmiyor. Aksine popüler kültür fetişizmi başka bir boyuta uzanıyor. Belki de Baz Luhrmann’ın postmodern başyapıt “Kırmızı Değirmen”le (“Moulin Rouge!”, 2001) müzikallere getirdiği heyecanı, ‘sanal gerçeklik bilimkurguları’na bu filmiyle aşılıyor. Açıkçası farklı dönemlerden şarkıların birbirinin içine geçtiği, bu sayede postmodern arka planın da kalkındırıldığı net! Depeche Mode, Van Halen, Tom Sawyer, Prince, Bee Gees, Twisted Sister ve Bruce Springsteen’in popüler şarkıları, 2045’i 80’lerin oyun alanına çeviriyor.
 

‘Matrix’in hemen arkasından üremesi daha iyi olurmuş

 
Ama bu durum “Matrix”in birkaç sene sonrasında daha devrimci olabilirdi. Belki atari oyunlarının meta-komedisi gibi duran dahiyane animasyon “Oyunbozan Ralph” (“Wreck-it Ralph”, 2012) veya atari oyunu estetiği devrimi “Scott Pilgrim Dünyaya Karşı” (“Scott Pilgrim vs. the World”, 2010) gibi bir başyapıt yok burada. Spielberg, referanslarda yer yer biraz ‘eski kafalı’ hareket ederek kendine uygun bir ‘popüler kültür potpurisi’ planlamış. Misal “Cinnet”in yanına bir başka klasik film canlandırması eklenebilirdi.
 
Yönetmen, eskiden B tipini, A tipine dönüştürürdü. Şimdi bütün jenerasyonları içine katan dinamik ve coşkulu bir ‘sanal gerçeklik bilimkurgusu’na imza atmış. Geçmişle günümüzün, ses ve görüntü anlamında birbiriyle yüzleştiği ‘oyun oynama alışkanlığı’na giriş keyifli. İçine girmek de, dans etmek de, referans potpurisine eşlik etmek de kafa yapıyor. Bir yerinden ‘Yüzüklerin Efendisi’, bir yerinden ‘Iron Giant’, bir yerinden ‘Mechagodzilla’ çıkan epik final sekansı ise ömürlük!
 
FİLMİN NOTU: 7
 
Künye:
 
Başlat: Ready Player One (Ready Player One)
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Tye Sheridan, Olivia Cooke, Ben Mendelsohn, Mark Rylance, Simon Pegg
Süre: 140 dk.
Yapım yılı: 2018
 

‘12 SAVAŞÇI’: BRUCKHEIMER MARKA EGZOTİK ‘ATLI ASKERLER’

Amerikan sinemasından 11 Eylül sonrasında alışık olduğumuz, Ortadoğu cephesinde geçen militarist ve şovenist savaş filmlerinin bir yenisi “12 Savaşçı”. Chris Hemsworth’ten Michael Pena’ya bütün oyuncular aynı makineden çıkmış ‘kirli sakal’la tasvir edilirken, Türk asıllı Alman oyuncu Numan Acar’ın Taliban üyesi olarak filmde rol alması en ilginç detay.

 

‘Atlı askerler’ timi nasıl yansıtılmış?
 

Kabul etmeliyiz ki, 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan’a giren ilk timin hikayesinin duygusallığı Amerikan halkını etkileyebilir. “12 Savaşçı” (“12 Strong”, 2018), Doug Stanton’ın ‘Atlı Askerler’ (Horse Soldiers) romanından yola çıkarak bu gerçek olayın üzerine gidiyor. Fakat buna ‘nabza göre şerbet’ niyetine Putin de ilave ediyor. Esasen ‘at askerleri’ olarak adı geçen özel bir timin etrafındaki heyecan verici ölüm-kalım mücadelesi merkezde. Açıkçası prodüksiyon olarak bakınca, ses, müzik ve sanat yönetiminin katmanlı olması, 35 milyon dolarlık bütçeye karşın stüdyo dokunuşunu hissettiriyor.
 
Ama bir hikayenin ve filmin zamanı geçince ayakları üzerinde durması da zorlaşabilir. Burada Nicolai Fuglsig bilinen bir yönetmen değil. Yapımcı Bruckheimer, ismi öne çıksın diye onu istemiş olabilir. Sinemaya Dagur Kari’nin “Buzdan Hayaller”i (“Noi Albinoi”, 2003) ile giren Danimarkalı görüntü yönetmeni, İzlanda doğasından Irak çöllerine getirilmiş. Bu tercih ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ dedirtiyor.
 

Bir oraya bir buraya bakmakla kalan oyuncular

 
Açıkçası film, “Ölümcül Tuzak” (“The Hurt Locker”, 2008) sonrası artan ‘gerilla usulü çekilmiş savaş filmleri’nin bir yenisi. Bunlar genelde militarist ve şovenist söylemden çekerken, gereksiz duygusallaşarak ‘hamaset’i abartırlar. Elbette tek tük başarılar var (bkz. “Görev Uğruna”, “Yeşil Bölge”). En önemli fark elbette olayın henüz Irak Savaşı başlamadan Afgan topraklarında geçmesi. Ama bu da kurtarıcı değil. ‘Üzüm üzüme baka baka kararır’ misali milliyetçi furyaya ayak uydurmuş “12 Savaşçı”.
 
Ses tasarımı ve kurgusu iyi olabilir. Fakat burada oyuncularla görsellik arasındaki dengeyi tutturacak, 130 dakikayı kaldıracak bir rejisör olmayınca Chris Hemsworth, öylesine yapıştırılmış kirli sakallarıyla bir oraya bir buraya bakmakla kalıyor. ‘Kahramanlık destanı’nın ortasında Thor’dan farksız bir prototiple yalnızları oynuyor. Filmin David Lean klasiği “Arabistanlı Lawrence” (“Lawrence of Arabia”, 1962) misali bir çöl kullanımıyla ‘atlı Amerikalılar ile tankları yüzleştirme’ anlamında ilginç ama fazlasıyla egzotik bir dokusu var. Bu da ‘western-savaş filmi’ kırması melez bir tür damarı getiriyor.
 
Ama bu iddiayı kalkındıracak ne bir oyuncu kadrosu, ne de bir yönetmen görebiliyoruz. Shannon da, Pena da, Fichtner de senaryonun boyutsuzluğuna engel olamamış. Kapkaranlık bir gölge gibi çizilen ultra kötü Afgan ve Taliban tiplere ise hiç girmeyelim! Üstelik bunlardan biri Hollywood’da terörist rollerine iyiden iyiye alışan Numan Acar.
 
FİLMİN NOTU: 3
 
Künye:
 
12 Savaşı (12 Strong)
Yönetmen: Nicolai Fuslsig
Oyuncular: Chris Hemsworth, Michael Pena, Michael Shannon, William Fichtner, Numan Acar
Süre: 130 dk.
Yapım yılı: 2018
 

‘THELMA’: ‘CARRIE’NİN NORVEÇ’TEN LEZBİYEN ARDILI

Joachim Trier’nin dördüncü filmi “Thelma”, meşhur “Carrie”nin İskandinavya’dan lezbiyen ardılını duyuruyor. Mesafeli/dingin sinematografisiyle etkisi altına alabilen iyi çekilmiş bir telekinetik korku filmi.

 

Telekinetik korku filmleri özellikle Hollywood’un tarihinde fazlaca karşımıza çıktı. Büyü filminin alt-alt türü olarak da görüldü. Hatta ‘Village of the Damned’ ve ‘Carrie’ gibilerinin fenomene dönüşüp yeniden çevrimlerle de son 20 yıla sıçradığını biliyoruz. “Thelma”da (2017) Joachim Trier, bu alana girmiş. Ana karakterinin dindar ailesinden çektiği bir Norveç doğasında, cinsel kimlik arayışını mercek altına alıyor.
 
Bu açıdan ilgi çekici bir film “Thelma”. Yönetmen, fazlasıyla dingin bir tür filmine imza atmış. Kameranın zoom hareketiyle genel plandan alınan açılar mest ediyor, çerçevelerin içi dolu. Bu durum filme 70’ler atmosferi katıyor. Synthesiser müziğin desteğiyle açılımları olan ‘gençlik yolculuğu’ içimize işleyebiliyor. Ama günümüzde ‘korku’ ile melezlik ilişkisi kuran ‘gençlik’ ve ‘büyüme’ hikayesi çok gördük (bkz. “Ginger Snaps”, “Twilight”).
 
Bunların çıkış noktası Brian De Palma başyapıtı “Carrie”dir (1976). Trier burada en iyi ihtimalle onun Norveçli ve lezbiyen ardılını ya da kardeşini yaratıyor. “Thelma”, orada da gördüğümüz dini dayatmalara karşı çıkan birey temsilini kullanıyor. İşin içine cinsel kimlik arayışını sokmasıyla alt-alt tür örneği olarak fark yaratıyor. Dengeli, iyi çekilmiş ve sabırlı bir çalışma. “Ginger Snaps”in (2000) Danimarka şubesi, gençlik-kurt adam filmi “Hayvan Düşü”nden (“Når Dyrene Drømmer”, 2014) daha iyi.
 
Ancak nihayetinde türünde çok müthiş bir yere yerleşmiyor. Hollywood dışından Güney Kore’nin biçimci olduğu için es geçilen yönetmeni Yim Pil-Sung’un plastik ve masalsı “Hansel ve Gretel”i (“Henjel Gwa Geuretel”, 2007) çok daha yaratıcı bir denemeydi.
 
FİLMİN NOTU: 6.3
 
Künye:
 
Thelma
Yönetmen: Joachim Trier
Oyuncu: Eilie Harboe, Kaya Wilkins, Henrik Rafaelsen, Ellen Dorrit Petersen
Süre: 116 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘ZOR BİR KARAR’: KÜRT BİR KADININ İNSANİ DERTLERİ
 

Hakkari’de bir kilim fabrikasında çalışan Kürt bir kadının ‘estetik ameliyat’ olmak için verdiği insani mücadelenin filmi “Zor Bir Karar”. Kürt sinemasının ‘politika yeter, film çekmeye gerek yok!’ görüşünü elinin tersiyle iterken, Ercan Yılmaz’ın da katkısıyla görsel açıdan iyi planlanmış incelikli bir feminist haykırışı duyuruyor.

 

Tencereye bakan bir kadının ‘fıçılama izlenimi bırakan’ yansımasıyla açılır perde. Aslında dışlanan Kürt toplumu için fazlasıyla işlevsel bir girizgahtır bu. Ama meselenin özü bu karakteri ‘karikatür’ etkileri de taşıyan gerçekçi bir tiplemeye çevirmektir. Zira Şükran Akti’nin canlandırdığı Eylem, devreye ‘burun ameliyatı olmalı mıyım, olmamalı mıyım?’ sorusunu sokar.
 
“Zor Bir Karar” (2017) aslında bu irade öyküsünün izinde ilerleyen ‘insani, toplumsal ve feminist bir mücadele’yi tasvir eder. Sinemada Kürt halkının içinden kadın hikayelerine alışık değiliz. Bu filmde; Gırgır, Leman gibi dergilerdeki karikatürleriyle bilinen, 15 yıl süren ‘Orası Öyküleri’ dizisinin mimarı, Hakkarili çizer Ender Özkahraman böyle bir senaryo kaleme almış. Onun babası ve ağabeyiyle ilişkisini de devreye sokarak aslında ‘kilim atölyesi çalışanı’nın sosyal gerçekçi yaşayışına, ‘siyasi çatışmalar’ı da hesaba katarak farklı bir dokunuşta bulunmuş.
 
Özkahraman, sinemaya sadece senaryosunu yazdığı “Hayatın Tuzu” (2009) ile girmişti. Bitlis’te geçen, ritmi tutmamış ve çakma mimimalizm mağduru o esere göre sınıf atlamış burada. Filmin başı ile sonu arasındaki uyumla birlikte aslında bir tutarlılığın da sözü veriliyor.
 
Kürt sinemasında genelde “Mavi Ring” (2013), “Press” (2010) gibi ‘bastır politikayı, sinemaya gerek yok!’ filmleri gördüğümüzden “Zor Bir Karar” sınıfı geçiyor. Deneyimli görüntü yönetmeni Ercan Yılmaz’ın dar odağı ve geniş açıyı zekice kullanan sinematografisi bir yana, özenli sanat yönetiminden de beslenen ‘Doğu Anadolu tasviri’yle dikkat çekiyor. Yabancılaştırılan bir kadının mantıklı haykırışı, inandırıcı karelerle resmedilince anlam kazanıyor ve etkiliyor.
 
FİLMİN NOTU: 5.3
 
Künye:
 
Zor Bir Karar
Yönetmen: Ender Özkahraman
Oyuncular: Şükran Aktı, Kemal Seven, Feyyaz Duman, Berivan Bial
Süre: 85 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘KELEBEKLER’: İMECE VE GERİLLA USULÜ HALİ HİSSEDİLİYOR
 

“Kelebekler”i Rotterdam’da Avrupa prömiyerinde izleyip kaleme almıştım. O yazı için:
 
FİLMİN NOTU: 4.5
 
Künye:
 
Kelebekler
Yönetmen: Tolga Karaçelik
Oyuncular: Tuğçe Altuğ, Bartu Küçükçağlayan, Tolga Tekin, Serkan Keskin, Ercan Kesal
Süre: 117 dk.
Yapım yılı: 2018
 
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
 
LOVING VINCENT: 8.8
PHANTOM THREAD: 7.7
SEVGİLİZ (NELYUBOV): 7.5
SUYUN SESİ (THE SHAPE OF WATER): 7.5
THE POST: 7.1
UĞUR BÖCEĞİ (LADY BIRD): 6.9
ÜÇ BİLLBOARD EBBİNG ÇIKIŞI, MISSOURI: 6.7
SOFRA SIRLARI: 6.5
BEN, TONYA (I, TONYA): 6.4
EN KARANLIK SAAT (DARKEST HOUR): 6.1
GERÇEK KESİT: MANYAK: 6
MEKANLAR VE YÜZLER (VISAGES, VILLAGES): 6
KAYBEDENLER KULÜBÜ: YOLDA: 5.9
BENİ ADINLA ÇAĞIR (CALL ME BY YOUR NAME): 5.8
ENTEBBE’DE 7 GÜN (7 DAYS IN ENTEBBE): 5.7
FLORİDA PROJECT: 5.5
MARTI: 5.5
ARİF V 216: 5.4
KAR: 5.4
DÜĞÜM SALONU: 5.2
SAVAŞTAN SONRA (MUDBOUND): 5.1
COCO: 5
DÜNYANIN BÜTÜN PARASI (ALL THE MONEY IN THE WORLD): 5
VELAYET: 5
SESSİZLİĞİN KARDEŞLERİ: 4.7
ÖZGÜRLÜĞÜN ELLİ TONU (FİFTY SHADES FREED): 4.6
KIZIL SERÇE (RED SPARROW): 4.5
GÖREVİMİZ TATİL: 4
ÇOCUKLAR SANA EMANET: 3.5
STALİN’İN ÖLÜMÜ (THE DEATH OF STALIN): 3.8
GRINGO: 3.5
AİLECEK ŞAŞKINIZ: 3.5
LOCMAN: 3.2
ALEM-İ CİN: 3.1
ÖLÜMLÜ DÜNYA: 3
ZİYARETÇİLER: GECE AVI: 3
ÖLDÜRME ARZUSU (DEATH WISH): 2.9
DİRENİŞ: KARATAY: 2.8
HADİ BE OĞLUM: 2.8
MELEZ: 2.6
PASİFİK SAVAŞI: İSYAN: 2.6
TOMB RAIDER: 2.5
KAYHAN: 2.4
MAHALLE: 2.4
BORDO BERELİLER 2: AFRİN: 1.5
TUT YÜREĞİMDEN ANNE: 1.2