Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Ana muhalefetin anası ağlarken...

Perşembe, 13 Mayıs 2010 - 05:00

Yine ağaçlara bakmaktan ormanı
görememeye başladık. Kameranın çekim açısı
neydi, Baykal’ın giymeye çalıştığı çorabın
rengi diye detay, detay, detay. Geriye çekilin,
tabloya bakın. Neydi AKP’nin muhalefet
eden, karşı koyanlardan sıkıntısı? Hep
söylüyorduk, eksik söylüyorduk: Yargı ve
Ordu
diyorduk. Yargıyı Anayasa değişiklik
paketiyle halledecekler. Orduyu Ergenekon
soruşturmaları, davaları, tutuklamaları ile
ezdiler, geçtiler.
Geriye ne kaldı?
Unutmuştuk. Önemsememiştik. Oysa
önemliydi. Ana muhalefet! Ana muhalefet
partisi CHP, TBMM’de Anayasa paketi
geçirilirken aslanlar gibi direndi. Sayısal
çoğunluğu değişikliğin geçmesini önleyemedi
ama Anayasa Mahkemesi’ne gideceğini,
referandum sürecinde karşı oy için çalışacağını
açıkladı. Kaset ne zaman çıktı? Müthiş bir
öngörüyle Rıfat Ababay kaset için “Baykal’a
suikast”
başlığını attığında meclis çalışmaları
bitmiş, gerisi gelmek üzereydi. Şimdi
anamuhalefet başına gelene ağlıyor! Kendi
derdine düştü.
Parti, kasetin etkilerinden
tutun da, başına kimin geçeceğine, Baykal’ı
ne yapacaklarına kadar onlarca sorunla içiçe,
yüzyüze. Kaseti çıkan herkes gibi pek
medyatik oldular ama lanetli bir şöhret bu.
Anayasa değişiklik paketinden konuşan
var mı?
Yapısı değiştirilecek olan
HSYK’dan? Anayasa Mahkemesi’nden?
“Hangi çocuklar yaptı” bilemiyoruz ama
yapan, tam zamanında yaptı! Ordu,
Hasdal’da, Silivri’de, Beşiktaş’ta,
GATA’da. Yargı, Erzurum’da demir
parmaklıklar ardında!
Cihaner davasının
birleştirilmesi kararının ardından “Tıpış tıpış
Silivri’ye!”
başlığı atıyorlar gazetelerine!
Bir Anamuhalefet partisi kalmıştı dokunulmadık,
yolu tıkayan, şimdi anası ağlıyor...



Olcay Baykal, eşi Deniz Baykal'a her zaman olduğu gibi desteğini verirken adı anılmayanlardandı

BİR ÖZÜR VE TEŞEKKÜR OLAMAZ MIYDI?
Baykal’ın kendi derdine düştüğü o gün,
istifa konuşmasını dinlerken hep bir cümle
bekledim: Bir isim. Hatta iki isim
bekledim de, erkeklerden o kadar çok şey
beklememek gerektiğini yıllar içinde
öğrendiğin için, içimden bekledim.
Olcay Hanım’a bir selam çakmasını
bekledim ilk önce. Duygusal, edebi,
romantik bir cümle olabilirdi orada:
Bu komplodan ötürü eğer üzdüysem
hayat arkadaşım, yoldaşım,
dayanağım, Olcay’dan da özür
diliyorum
, ya da yanımda durduğu için
teşekkür ediyorum,
gibi bir söz.
Hep arkasında olduğu halde, siyasi ve sosyal
yaşamında, kamunun önünde, yanında
hiç görülmediği
gibi Olcay Hanım,
o konuşmanın içinde de olmadı. Biz kadınlar
oraya bir mim koyduk oysa.
Ve için için
istediğim ama yapmayacağını bildiğim ikinci
jest: İkinci kadına! Bu komploya benimle
beraber kurban edilen, adı karıştırılan
çalışma arkadaşım Nesrin Baytok
Hanım’a da geçmiş olsun
filan denilemez
miydi? Yani bu ahir dünyada tek ve en önemli
sadece kendisi miydi? Hani
şu kadınları anlayamıyoruz, ne istiyorlar,
bilemiyoruz
filan diyor ya erkekler.
Biz kadınlar böyle şeyler istiyoruz işte:
İnsan yerine konmak, kıymet
bilinmek, sevgi ve saygı!
Ki inanın o iki
kadın, en az Baykal kadar yaralanmış,
bundan fazlasını çoktan hakediyorlardı...