'Anadolu'nun Kayıp Şarkıları'

a
a
Cumartesi, 27 Kasım 2010 - 05:00

Bu güzel ülkenin türküleri, destanları, ağıtları, gazelleri, bozlakları, zeybekleri, dervişleri... Davullar, zurnalar, tulumlar, bağlamalar, sipsiler, cümbüşler, bendirler, kemaniler... Eşrefoğlu’nun ‘Al Haberi’ türküsü, ne güzel demiş: “Biz de Mevla’nın kuluyuz/ Yetmiş iki dil bizdedir...” Nezih Ünen bir müzisyen, bir akademisyen, bir fotoğrafçı olmasının yanısıra belli ki Anadolu aşığı bir hümanist, bir idealist.

5 sene Anadolu’yu il il, bucak bucak, ova yayla dolanıp, 350 saat çekim yapıp, dişsiz nineleri, saçı, beti benzi kül rengi dengbejleri, rembetiko okuyan Rum muhacirleri, soprano Ermeni bacıları, Romanları, atışan aşıkları, rakseden maşukları ve daha nicelerini kendi gönlünden, kamerasının gözünden, izleyenin içini inceltecek, ruhunu dolduracak, gözünü yaşartacak ve bitince seyredeni alkışlatacak kadar sevecen, sempatik, duygusal bir anlatım tutturmuş. Naif ama güçlü bir dökümantasyon, belgesel, bir Anadolu kanonu yaratmış.

Demircinin demiri döverken, gençlerin pamuk toplarken, tahta tezgahın ipek sararken, kadınların tokmakla derede çamaşır yıkarken, çiftçinin ekin biçerken, toprak kazarken, koca ninenin hamur açarken, hızmalı ananın bebe uyuturken tutturduğu ritm, aslında, bu yurdun insanının yüzyıllardır tutturduğu ritm. Kimse karışmadan, değiştirmeye çalışmadan, kimliğini alt üst etmeden önce; yan yana, omuz omuza, dip dibe yaşadığı toprakların ritmi. Yöresel ezgilerin hepsini en yalın haliyle kaydedip yörenin görüntüleri ile bezemiş Ünen.

Ama iş orada bitmemiş, stüdyoya girip öndeki yalınlığı bozmadan arkasını bazen senfoni ile, bazen rock ile, bazen gitarla, bazen çello ile bazen de ney ve klarnetle beslemiş. Canım horon kanı kaynatmış; dilsiz çoban, kuzularını kapan kartalları dansla anlatmış. Bu ülke yüzyıllarca bu farkları zenginlik olarak görmüş, Süryanisi, Yezidisi, Hıristiyanı, Müslümanı, şamanı izlerini bırakmış.

Nezih Ünen bize onların şarkılarını taşımış, hem de son derece usta işi bir müzisyenlik ve yönetmenlik ile... Sinemada kaçırdı iseniz, DVD’sinden seyredebilirsiniz ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nı. Bu müthiş zenginliğin bir parçası olmanın getirdiği gururu yeniden anımsayarak....

Kelime Oyunu

Bloomberg HT Kanalı’nda her gün saat 20:00’dex sunucusu Ali İhsan Varol olan Kelime Oyunu, ailece severek izlediğimiz bir yarışma. Orijinal formatı Danimarka’dan alınma bu yarışmada soruları da çoğunlukla sunucu Ali İhsan Varol hazırlıyor. Sorular, Osmanlıca sözlüklerden, bulmacalardan, gazetelerden derleniyor; sözlük anlamları ile günlük kullanıma girmiş jargonlar birlikte harmanlanıyor ve son derece nazik, sevecen bir uslupla yarışmacılara yöneltiliyor.

7000 TL ödülü almak hiç kolay değil! Yarışmacılar gün birincisi, hafta birincisi gibi eleme aşamalarından geçiyorlar. Tüm bu parkurlar sonunda en yüksek puanı alan yarışmacı, pek çok kelime cambazı ve hızlı bir belleğe sahip rakibi eleyerek bileğinin hakkı ile birinciliğe ulaşıyor! Türk Dil Kurumu’ndan da ödülü olan bu zevkli ve kaliteli yarışmayı seyretmenizi hem rica hem tavsiye ediyorum.

Kucak Makinesi

İlk önce Oliver Sack’ın ‘Mars’ta bir Antropolog’ kitabında tanıştım onunla... 7 karakterin 7 öyküsünden biri onunkisi: Temple Grandin. 1947 doğumlu, Colombiya Üniversitesi profesörü... Kucak makinasının mucidi ve kendi kendine yetebilen otistiklerin belki de en meşhuru! Hayvan davranışları ve psikoloji üzerine çok önemli çalışmaları var. Amerika’daki mezbalarda, canlı hayvanların daha az eziyet çekerek kesilmesi, onun yaptığı bu çalışmaları sonucunda mümkün olmuş! Otistiklerin sözcüsü. Otizmin kapalı kapılarının aralanmasında son derece önemli veriler sağlayan bir bilim insanı. O, Temple Grandin! Şimdi hayatını anlatan bir HBO filmi ile karşımızda.

Temple Grandin’i, Claire Danes müthiş bir performans ile ekrana taşıyor. (Üstte afişi). Kucak makinesi’nin doğuşu, filmin dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Zira Temple Grandin, aşırı duyarlı otistik bünyesini yatıştırmanın yolunu, orijinalde sığırları damgalamak için kullanılan ‘sıkıştırma makinası’ fikrinden yola çıkarak, kendi dizayn ettiği ‘kucak makinesi’ sayesinde çözüyor.

Bu makine, onu sakinleştiriyor, kalp atışlarını düzenlemesine, panik atakları ile başa çıkmasına yardımcı oluyor. Sadece otizm ile yaşayan ailelerin değil, tüm sinemaseverlerin mutlaka görmesi gereken, 6 adet Emmy ödüllü filmi, ülkemizde NTV ocak ayında göstermeyi planlıyor. Sakın kaçırmayın!

(Bu yazı 20.11.2010 tarihli Cumartesi Postası'ından alınmıştır.)