Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Anayasa, bal gibi değiştirilir...

Çarşamba, 24 Mart 2010 - 05:00

Ne zaman biteceğini bilemediğimiz yepyeni bir gündemle haftaya başladık. Bundan böyle, Anayasa değişikliği tartışmaları günlük yaşamımızı kaplayacak, çok heyecanlı ve bol kavgalı bir sürece girdik.

Bu kavgada muhalefetin direnmesini gayet iyi anlıyorum, ancak doğrusu hak veremiyorum. Başbakan ile kimi zaman ters düşüyorum ve eleştiriyorum, ancak bu defa attığı adımı destekliyorum. Şu soruya yanıt arıyorum:

Anayasalar değiştirilemez mi? Gayet tabii değiştirilir.

Hele 12 Eylül Anayasası gibi, her tarafı dökülen bir Anayasa mutlaka değiştirilmelidir. Keşke tümüyle değiştirilebilse.

Bu kadarını dahi ben memnuniyetle karşılıyorum. Muhalefet, genel seçimlere yaklaşık 1,5 yıl kala Ak Parti’nin ve bu Meclis’in Anayasa değişikliğine hakkı olmadığını söylüyor. Neden?

Eğer bu sistemin adı demokrasi ise, o zaman demokratik seçimler sonucunda iktidar olan bir partinin Anayasa’yı değiştirmeye hakkı vardır.

En büyük eleştiri nedir?

AK Parti’nin hakim ve savcıları atayan mekanizmayı değiştirip, kendilerine yakın bir yargı yaratmaya çalışması.

Yani yandaş yargı yaratma çabası.

Peki o zaman, bugünkü yargı kimin yandaşı? Ulusalcılardan mı yana, yoksa laikleri mi gözetiyor? Olur mu böyle şey?

Yargıçlarımızı ve savcılarımızı damgalamıyor muyuz? Yandaş yargı yaratmak bu kadar kolay bir iş mi?

Tartışmayı bu yöne götürmek, zaten yaralı ve toplumun gözündeki güvenirliği zedelenmiş olan yargı sistemimize daha da büyük bir darbe vurulması anlamına gelmiyor mu? Hele iktidarın, eleştirileri azaltmak ve muhalefetin desteğini almak için, pakette yaptığı son değişiklikleri de dikkate alınca, ben “yandaş yargı yaratma” suçlamalarına katılamıyorum. Bu eleştirinin, yargıç ve savcılarımıza hakaret anlamına geleceğine inanıyorum. Muhalefet “Yargıya siyaset girecek” diyerek, şu andaki yargının kendilerinden yana olduğunu, bunun değişmesine karşı çıktığını belirtmiş olmuyor mu? Şu andaki yargı sistemimizde siyaset hiç mi yok acaba? Yüksek yargının etkinliğini kaybetme tehlikesi karşısındaki tepkisini de anlıyorum, ancak bunu yargıyı teslim almak olarak görmüyorum.

Bütün bu eleştirilere karşılık, değişiklik paketinin içindeki diğer maddeleri, özellikle de parti kapatılmasının zorlaştırılmasını, darbecilerin bundan böyle yargılanması gerektiğinin işaret fişeği anlamındaki 15’inci maddenin iptalini, askerin sivilde yargılanmasını ve yaş kararlarının yargıya açılmasını son derece önemsiyorum. Bu değişiklikleri bir devrim olarak niteliyorum.

Bir bölümü dahi olsa, yargı sistemimizdeki reform sürecinin bir yerden başlamasını doğru buluyorum. Bunun ardından, dava sürecini hızlandıracak sistemi temelinden modernize edecek adımların atılmasının şart olduğuna inanıyorum. AK Parti, büyük olasılıkla muhalefetten hiç destek göremeyecek ve referandum zorunluluğu doğacak gibi görünüyor. İşte asıl kritik süreç ondan sonra başlayacak. Kim ne kadar tersini söylerse söylesin, Başbakanımız eleştiriden hoşlanmasa, her defasında çok sert şekilde tepki gösterse dahi, Türkiye’de demokrasi giderek yerleşiyor.

Ancak buna da yargı reformu diyemeyiz...

Ancak bir noktaya daha değinmeden edemeyeceğim. Yapılmakta olan Anayasa değişikliğindeki yargı bölümüne “yargı reformu” demek zordur. Şimdilik genel bir yapı değişikliği ile yetinileceği anlaşılıyor. Muhalefetin ve yargı kurumlarının da dikkat çektiği gibi gerçek “yargı reformu” başka bir şey. Kamuoyunun beklentisi çok farklı.

Kamuoyu, hızlı yargı istiyor. Yıllarca süren davaların adalet getirmediğine inanılıyor. Bitmez tükenmez oturumlar, yılda 1-2 defa duruşma gününün verildiği düzenin değişmesi arzulanıyor.

Yargıç ve savcı sayısındaki açıklar kapatılmadan, mahkemelerin fiziki sorunları çözümlenmeden, her konuun bilirkişilere yollanmadan halledileceği bir ortam bulunmadan hiçbir yere varılamayacağı apaçık ortada.

Yargı dünyasının böylesine sert tepki göstermesi, konumlarını kaybetme kaygısından kaynaklanıyor. Bu duyarlığı da anlayışla karşılıyorum, ancak iktidarın genel dengelere ince ayar yapma isteğine de hak veriyorum.

Demokrasi buna denir...

Yargı dünyasının tepkisine bakacak olursak, önümüzdeki dönemde özellikle bu konuda kan gövdeyi götüreceğe benziyor.