Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Anayasa oylaması mayınlı araziye döndü...

Perşembe, 29 Nisan 2010 - 05:00

Anayasa değişiklikleri hepimizi yordu. TBMM’yi ise birkaç defa daha yordu. Her gece, sabahlara kadar çalışıyorlar. Başbakan, diğer milletvekillerine örnek olabilmek için, gün içindeki ağır temposuna rağmen, oturumun sonuna kadar kalıp, oyunu kullanıyor.
Hiçbir oturumu kaçırmıyor. Bakanlar yurt dışındaki tüm resmi ve özel gezilerini iptal ettiler. Meclis’te her gece, sabahlara kadar sinir savaşı yaşanıyor. Kavga ediliyor. Milletvekilleri birbirlerini yumruklamaya kadar gidiyorlar.
Ardından, oy sayımı başlıyor.
Oyların 330’un altında kalma olasılığı, Ak Parti’nin kötü rüyası. Markajlar yapılıyor, HAYIR’cı olduğundan kuşkulanılan milletvekilleri dikkatle izleniyor ve doğru adım atmaları için kendilerine yardımcı(!) olunuyor.
İlk oylamadan sonra haftaya 2’nci tur oylamaya geçilecek. O da atlatılırsa, bu defa toplu oylama var. Bu mücadeleyi yakından izleyenler, özellikle Ak Parti’deki 5-6 oynak oya dikkat çekiyorlar. Bunların kimler oldukları bilinmiyor, ancak tahminler var. İşte bu oyların 2’nci turda olumsuzlaşacağı ileri sürülüyor.
Bu tahmin ne derece gerçekçidir bilinmez, ancak tartışılıyor. Tabii ardından da, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurusu gelecek.
Acaba mahkeme, kendi geleceğini de yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konuda tarafsız kalabilecek mi?
İşin o yanı da bilinmiyor. Bu manzara karşısında, Ankara’nın tepesindeki bulutların giderek karardığını ve havanın ağırlaştığını söyleyebiliriz. Eğer Erdoğan, bütün bu engelleri geçip istediği gibi bir referanduma gider ve rahat bir oranla da kazanırsa, artık önünde kimseler duramaz. Genel seçimleri de kolaylıkla atlatır.
Şimdiye kadar böylesine bir dönem yaşanmadı. Bakalım Türkiye, adım adım kabuk mu değiştirecek, yoksa farklı bir manzara ile mi karşı karşıya kalınacak?

Acaba, başkanlık sistemini ortaya atmanın zamanı mıydı?
Başbakan Erdoğan geçen haftaki bir söyleşisi sırasında, beklenmedik şekilde ortaya başkanlık sistemini atıverdi. Bu sistemin Türkiye için yararlı olacağı yönünde konuştu ve büyük bir tartışma başlattı.
Üstelik, sadece başkanlık sisteminin Türkiye için iyi mi, kötü mü olduğu değil, aynı zamanda bir de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin tartışması açıldı. Erdoğan ile Gül arasında bir çekişme olup olmadığının, Gül’ün 2012 mi yoksa 2014’te mi görevi bırakacağının spekülasyonu başladı.
O günden bu yana yapılan açıklamalara, yazılan yazılara bakıyorum da, kendi kendime “Acaba Başbakan bu konuyu gündeme sokmakla iyi mi yaptı, yoksa zamanlamasında hata mı etti?” sorusunu sormaya başladım. Bakıyorum da, yapılan açıklamaların rengi giderek değişmeye başladı.
Örneğin, Ak Parti’nin ilk Anayasa değişikliğini hazırlayan Prof. Ergun Özbudun’dan Erdoğan’ın genel politikalarını destekleyen nice yazarlara kadar birçok isim, başkanlık sisteminin sakıncalarını anlatmaya başladı.
Benim kişisel görüşüm, başkanlık sisteminin bu ülkeye yarar getireceği şeklinde, ancak genel hava farklı. Genel hava, başkanlık sistemi hakkındaki soru işaretlerinin giderek arttığını gösteriyor.
Ayrıca, tam Anayasa tartışmaları sırasında, gündeme bir de başkanlık tartışmasının girmesi dikkatleri dağıttı ve kafa karışıklığını yaygınlaştırdı. İki konu birbirine girdi. Eleştiriler dizisine bir yenisini daha ekledi. Acaba buna gerek var mıydı? Bence yoktu.
Başbakan, tamamen iletişim açısından, zamanlamasını bu defa iyi seçememiş gibi görünüyor. Ancak yine de, siyasilerin dünyaya bakışı çok başkadır. Onların neyi hangi amaçla söylediklerini bulabilmek için, farklı bir kafa yapısına sahip olmak gerekir. Şimdi bu soruyu Başbakan’a sorsak, kim bilir nasıl farklı gerekçeler çıkarır. Ne olursa olsun, ben yine de, bu çıkışın pek zamanlı olmadığını düşünüyorum.