Ankara, İsrail ile kavgayı söndürmek istiyor...

a
a
Çarşamba, 08 Eylül 2010 - 05:00

Yeni bir döneme giriyoruz. Yaz öncesinde başlayan krizli dönemde hangi aşamadayız?

Hepimizin dikkatini çekiyor. Başbakan uzunca bir süredir İsrail hakkında hiçbir şey söylemiyor. Birkaç ay önceki sert sözler, şiddet ve tehdit dolu söylemler bitti. Aynı şekilde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, karşı taraftan ters bir konuşma gelmediği sürece, sesini çıkarmıyor.

Merak ettim. Durum yatışmaya mı başladı, yoksa gerginlik sürecek mi?

Yeni mevsime başlarken, Türkiye’nin dış politikasını oluşturan ve yöneten kişilerle ayrıntılı konuşmalar yaptım. Durumu ve dış ilişkilerimizde nasıl bir kış geçireceğimizi sordum. Öncelikle İsrail-İran- Kuzey Irak konularındaki gelişmelerin perde arkasını ve bundan sonraki beklentileri önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım.

Bu konuya çok önem vermemin başlıca nedeni, Türkiye’nin İsrail ve İran ile ilişiklerinin direkt olarak Türk-Amerikan ilişkilerini etkilemesidir. Kısaca bir hatırlayın, Mavi Marmara gemisi olayı ve hemen aynı döneme rastlayan ve Batı dünyasında “üstüne tüy dikti” diye nitelenen Tahran Anlaşması, AK Parti iktidarının geleneksel Türk dış politikasına eksen kaydırdığı suçlamalarına yol açmıştı.

Çoğumuz İsrail ile ilişkileri sadece Tel Aviv ile sınırlı sanıyor. Oysa İsrail veya İran’a dokunduğunuz anda ses Washington’dan çıkıyor.

İşte bundan dolayı son kriz çok önemliydi.

‘Marmara gemisini engelleyemedik ancak silahlı saldırı tam sürpriz oldu’

İsterseniz gelin baştan başlayalım.

Adına atıfta bulunmamak koşuluyla konuştuğum üst düzey yetkilinin “Bugün geriye dönüp baksanız, Marmara keşke olmasaydı der misiniz?” şeklindeki soruma yanıtı çok netti: “Tabii ki, keşke olmasaydı. Bize çok zarar verdi... Bazı gelişmeleri kontrol edebilirsiniz, bazıları ise kontrolünüzde olmuyor... Marmara da onlardan biriydi.”

O zaman ister istemez aklınıza aynı soru geliyor:

“Peki, neden engellemediniz?”

Marmara hazırlığını biliyorduk. Ancak engelleyemezdik. Bizim haberimiz olduğunda, 32 ülkeye davetiyeler gitmiş ve insanlar gelmeye başlamıştı. İç politika nedeniyle gemiyi engelleyemezdik. Buna karşılık, bunun barışçı bir gösterinin ötesine geçmemesi konusunda kesin söz almıştık. İsrailliler’e de durumu anlattık. Gemi zorlamaya girmeyecek ve malını ya Mısır’a veya İsrail’in izin vereceği yere bırakacaktı. Nitekim de öyle oldu. Uluslararası sulardaydı ve yönü Mısır’a dönüktü... Elimizde 3 seçenekli senaryomuz vardı. Beklentimiz, İsrail’in gemiyi durdurması veya takoza alıp limana çekmesiydi. Biz de İHH’ya böyle bir durumda direnmemesi konusunda kesin direktif vermiş, anlaşmıştık. Kimse silahlı bir saldırı beklemiyordu. Şok olduk. 9 insanımızın ölmesiyle birlikte de, olayın rengi değişti. Artık İHH değil, ortada Türkiye’nin prestiji söz konusuydu. Bu nedenle sert tepki gösterdik.”

Doğrusu bence Türk hükümeti bu gemiyi -istese- durdurabilirdi. Eğer durdurmadıysa, bunun nedeni oy kaygısıdır. Milli Görüş’ün propagandasından, Saadet Partisi’nden korktu.

Ve yazık etti.

Sonrasını hepimiz biliyoruz.

Ankara giderek sertleşti.

Başbakan, açtı ağzını yumdu gözünü.

Hemen hemen aynı zamanda, İran’ın nükleer programıyla ilgili ünlü Tahran Anlaşması ortaya çıktı. Washington, İran’ı cezalandırmaya hazırlandığı sıralarda, Türk Başbakanı’nın Tahran’da Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ile el ele resim vermesi, ABD’deki Yahudi lobisini ayaklandırmaya yetti. Aslında bu iki olayın aynı dönemde ortaya çıkması rastlantıdan başka bir şey değildi ancak farklı algılandı.

Genel yargı Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor ve İslam dünyasına kayıyor şeklindeydi.

İstediğiniz kadar yalanlayın, dış görüntü veya algılama böyleydi. Lobiler de harekete geçince zaten sabıkalı olan AK Parti damgayı yedi.

Şimdi yavaş yavaş geri adımlar atılıyor

Türkiye’nin gösterdiği tepki kısa sürede hedefini buldu.

Washington devreye girdi ve Netanyahu hükümetine, Türkiye’nin beklentileri yönünde adımlar attırdı.

- Tüm yolcular serbest bırakıldı.

 - Kimseye dava açılmadı.

- Gemiler geri verildi.

- BM nezdinde uluslararası soruşturma komisyonu kuruldu.

 - Gazze’ye abluka esnekleştirildi.  

Geriye özür dilenmesi ve tazminat beklentimiz kaldı.

Şimdi ne olacak?

Türkiye sert tavrını sürdürecek mi?

Yanıt aynen şöyle:

“Hayır, artık soruşturma komisyonunun raporunu bekleyeceğiz. Rapordan sonra ve rapora göre tutum alırız. Başbakanımız ağzını açmıyor. Eğer İsrail bize terslik yapmazsa bizden de terslik çıkmaz.”

Peki, ilişkiler eskiye döner mi?

Her şey Gazze ambargosuna ve Netanyahu hükümetinin genel yaklaşımına bağlı.

Yani, artık eskisi gibi sıkı fıkı bir ilişki içinde olunması çok güç görülüyor. İsrail eski Türkiye’yi bulamayacak. Ancak Ankara da, İsrail’e karşı hasmane bir tutuma kesinlikle girmeyecek. Tabii bütün bu olasılıklar şu andaki duruma göre sayıldı. Yarın, başka bir olay çıkar veya komisyon çalışmalarında anlaşmazlık çıkarsa, tekrar eski kötü günlere geri dönülebilir.

Ne olursa olsun, iki ülkenin arasını yapabilmek için özel bir çaba harcayan Washington, bu kadarıyla dahi yetinebileceğinin sinyallerini veriyor.

Peki, İran konusunda durum ne?

Washington’dan kaynaklanan kaygı ve kuşku dolu tepkiler sürüyor mu, yoksa durulmaya başladı mı? Bu konudaki gelişmeleri yarınki yazımda yansıtacağım...