Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ankara'da ilk kez hareket var

Salı, 02 Şubat 2010 - 05:00

Son aylarda, Türk toplumunda benim de paylaştığım bir algı var. Bizler Türkiye’nin yavaş yavaş Avrupa Birliği’nden (AB) uzaklaşmaya başladığını görüyoruz. Bu bir sezgi.

İktidarın verdiği bir karar değil. Somut verileri de yok. Bu durumu yazar, çizerler hissediyor ve kaygılanıyorlar.

Nereden çıkardığımızı soracak olursanız, birkaç ipucu verebilirim.

Dikkat edecek olursanız, artık iktidardan Avrupa Birliği konusunda, eskisi gibi kampanyalar, açıklamalar veya reform niteliğinde adımlar görülmüyor, duyulmuyor. Varsa yoksa, bol bol eleştiri yapılıyor. Avrupa’nın bize oyun oynadığı, kandırdığı ve ileride bundan pişmanlık duyacakları anlatılıyor. Eleştiri bol, ancak Ankara’da hareket görülmüyor.

Muhalefet olsun, medya olsun, iktidar dışındaki kesimlerden de hiç ses çıkmıyor. Kimseler oralı olmuyor. Medyada ne lehte ne aleyhte yazı çıkmadığı gibi, ilgi de kalmamış durumda.

En tipik bir örneğini önceki gün yaşadık. Medyanın önde gelen isimleri Başbakan ile TRT’de upuzun bir söyleşi yaptı, ancak AB konusunda tek bir soru sorulmadığı gibi Başbakan AB’yi ağzına dahi almadı.

Kamuoyu da AB’ye küstü

Sadece bu kadar mı?

İş çevrelerinin dikkatleri de AB’den uzaklaşmaya, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın başka bölgelerine dönmeye başladı. Daha önceleri iş adamlarının para kazandıkları en önemli bölge Avrupa iken, şimdi başka ülkeler gündemde. İş adamları için, Uzak Doğu, Körfez ülkeleri, Kafkaslar ve Orta Asya çok daha ilginç hale geliyor.

Özetlemek gerekirse, iktidardaki sessizliğin yanı sıra, kamuoyunda, medyada ve iş çevrelerinde de tam bir ilgisizlik yaşanıyor.

Bu noktaya gelinmesinde gayet tabii Avrupa Birliği’nin, özellikle de Merkel-Sarkozy ikilisinin önemli payı var. Avusturya’sından Hollanda’sına kadar, Türkiye’nin uzakta durmasını isteyen ülke liderlerinin demeçleri, kamuoyunda hem heyecanı, hem de ilgiyi öldürdü. Bu tutum, zaman içinde kamuoyunun AB’ye küsmesine yol açtı.

Bu durum iktidarın da kolayına geldi. Reformları gündemden düşürdü.

Bu köşeyi izleyenler çok iyi bilir.

Sürekli olarak “Bırakın Merkel veya Sarkozy istediklerini söylesinler. Biz sorumluluklarımızı yerine getirelim. Böyle bir durumda Türkiye’yi engelleyemezler. Tüm yükümlülüklerini tamamlamış bir Türkiye’yi kimse durduramaz” dediğimi hatırlayacaklardır.

Bugün de bu gerçeğe inanıyorum.

Türkiye’nin iktidarıyla, muhalefetiyle hata ettiğine inanıyorum.

2010 bu açıdan son derece önemli.

Eğer önümüzdeki aylarda hareketlenemezsek, tüm yıldırımları üstümüze çekeceğiz.

Kıbrıs açısından son derece önemli bir süreçten geçiyoruz. Ya işin ucuna yeniden yapışacağız ya da Avrupa’ya giden yol yavaş yavaş kaybolacak. Emin olun, Avrupa Birliği yolundan ayrılmış olan bir Türkiye tüm cazibesini kaybedecektir.

Belki kamuoyu tam anlamıyla algılayabilmiş değil. Ancak başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere, Müslüman dünya Türkiye’nin AB’ye katılıp katılamayacağını çok yakından ve büyük bir ilgiyle izliyor. Bir Müslüman ülkenin, dünyanın en önemli Hıristiyan kulübüne girmesinin anlamı çok başkadır.

Bizler henüz bunun tam farkında değiliz.

Ankara’da ilk defa birileri durumun farkına vardı

Uzun zamandır ilk defa Ankara’dan önemli sinyaller gelmeye başladı.

İlk defa Ankara’da ciddi ve somut adımlar atılması yönünde bir planlama yapılır oldu. Başmüzakereci Egemen Bağış ve ekibi kolları sıvamış durumda. Bu ayki Kriter dergisinde AB Genel Sekreteri, Büyükelçi Volkan Bozkır’ın bu konudaki açıklamalarını ben çok ciddiye aldım.

Ankara’nın gelişmelerden rahatsızlığı çok net. Bu şekilde devam edilirse, hiçbir yere varılamayacağının, trenin kaçacağının farkındalar.

Eğer AB’nin tutum değiştirmesini beklersek, hiçbir sonuç alamayız. AB’yi zorlamamız ve istediğimizi almamız şart. Bunun yolu da, gereken hazırlıkları daha fazla gecikmeden yapmaktır.

Tabii önemli olan bundan sonrası ve yanıt bekleyen günün en önemli sorusu şu:

Başbakan dişlilerin dönmesine yeşil ışık yakacak mı?

Hiç kendimizi aldatmayalım, eğer Başbakan harekete geçilmesi konusunda işaret vermez, arkasında durmaz ve çalışmalara ciddi destek sağlamazsa, istenildiği kadar planlama yapılsın hiçbir yere varılamaz.

Anahtar, her konuda olduğu gibi Erdoğan’ın elindedir.