Annelik her şeyden zor!

Bilim insanlarının 'dünyanın en akıllı kadını' olarak tanımladığı 34 yaşındaki Prof. Dr. Feryal Özel ile konuştuk

Annelik her şeyden zor!

Röportaj: Eylem Keskin

Bilim insanları onun için ‘dünyanın en akıllı kadını’ diyor. Bizim Feryal Özel’le tanışmamız, içinde Albert Einstein’ın da bulunduğu 20 kişilik ‘Büyük Fikirler’ listesine girmesiyle oldu.

O aslında astrofizik profesörü, çalışmalarını Amerika’daki Arizona Üniversitesi’nde sürdürüyor. 2002 yılında NASA İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde de görev yapan astrofizikçi Feryal Hanım aynı zamanda evli ve iki çocuk sahibi bir anne.

Novartis Bilim Ödülleri töreni için Türkiye’de olan 34 yaşındaki Feryal Özel’le sadece zekasını ve çalışmalarını değil, anneliği ve ev hayatını konuştuk...

Albert Einstein’le birlikte ‘Büyük Fikirler Listesi’ne giren 20 bilim insanından birisiniz. Bu kadar zeki olmak nasıl bir duygu?

Böyle bir iltifat çok güzel ama bu tanım mümkün değil. Bir alanda çalışan çok akıllı biriyle farklı alanda çalışan başka biri nasıl karşılaştırılabilir? İşinde verimli çalışmalar yapma şansına sahip bir insanım o kadar.

Nasıl astrofizikçi oldunuz?

Çocukluk hayalimdi. Annem ve babam doktor olduğu için akşam yemeklerinde gündüz yapılan ameliyatlar konuşulurdu. Çok küçükken bile, “Atom fizikçisi, parçacık fizikçisi olacağım” diyordum. Sadece annem babam değil, teyzem Prof. Dr. Nedime Ergenç’in de meslek seçimimde büyük etkisi oldu.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Bebeklerle oynardım, bahçede ip atlardım. Normal bir çocuktum ama deney yapmayı da severdim. 3.5 yaşındaki kızım habire bir şeyler denemek istiyor. Geçenlerde “Tırtıl besleyecek bir ev yapalım” dedi. Deney yapmayı, teleskopa bakmayı seviyor.

Evli ve iki çocuk annesisiniz. Hayatın bu tarafı nasıl gidiyor?

Çocukları okuldan erken alıp yatma saatlerine kadar onlarla birlikteyim. Bazen bisiklete binmeye gidiyoruz, bazen kitap okuyoruz, bazen deney yapıyoruz, bazen parka gidiyoruz. Onlar yattıktan sonra yani akşam 08.00’den sonra ikinci çalışma faslım başlıyor.

Kızlarınızın da bilim adamı olmasını ister misiniz?

Onlar da benim gibi meraklılar. Yetenekli oldukları, ilgi duydukları şeye destek olmaya çalışacağım. Bilim de olabilir başka bir şey de.

Bilim insanı bir kadın evde nasıl bir anne oluyor?

Annelik diğer mesleklerden kesinlikle daha zor. Çalışan kadınların zorluğu zamanın bölünmesi, her şeye yetişme telaşı.

 Ev işleriyle aranız nasıl?

Yemek yaparım, evimi düzenli tutmayı severim. Yapamadığım şey ütü. Denedim ama beceremedim!

Yemek?

Yaparım, genelde Türk yemekleri yapıyorum. Eşim Yunanlı. Mutfaklarımız benziyor. Genelde vejetaryen pişiriyorum. Kırmızı et yemiyorum. Balık pişiriyorum.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Harvard’da doktoramı yapıyordum. Tez danışmanımla yeni bir projeye başlıyordum. Eşim de bu projeye katılacaktı. Tez danışmanım önce eşime “Bir çalışmamız var, hep birlikte yapalım” demiş. Eşim Yunan olduğu için 10 dakika sonra dönüp “Çalışacağın kişi Türk, senin için sakıncası var mı?” diye sormuş. O da gülmüş. Çünkü ikimiz için de önemli bir şey değil. Böylece tanıştık. Sonra romantizm gelişti.

Eşinize sürprizler yapar mısınız? Romantik misiniz yoksa zaman kaybı olarak mı görürsünüz?

İkimiz de ilişkimizin romantik yönünü canlı tutmaya çalışıyoruz. Sadece özel günlerde değil üstelik. Onun sevdiği bir şeyi gördüğümde hemen alırım. Sevdiği yemeği yaparım. O da bazen eve bir çiçekle gelir, bazen de güzel bir hediyeyle. İlişkimizin romantik yönü devam ediyor. O çok önemli. Yoksa ilişkiler daha çok işe dönüşüyor.

Bilim insanları genelde mantığı ön planda tutar. Siz nasılsınız?

Mantığımı tamamen kapatabilen bir insan değilim. Tabii ki duygusal bir ilişkide duygular ön plandaydı ama insan ister istemez bir ilişkiyi evlilik noktasına getirdiğinde biraz da mantığı işin içine giriyor. Bu konuda yalnız değilim. Bence birçok insan böyle düşünüyor.

 “Mantığım devreye girdi ama aşık da oldum” mu diyorsunuz?

Duygular ön planda ama ilişkinin varacağı ileriki noktalar için biraz da mantık olmalı.

Eşinizle aynı işi yapıyorsunuz, bu bir avantaj mı, dezavantaj mı?

Genelde avantajlı. Ama ikimizin de kafası projeyle meşgulse onu eve getirmek kolaylaşıyor. Kafamız dolu olduğunda evde aynı şeyi konuşmaya devam ediyoruz. Bu da tabii çocuklar için dezavantaj. Bunun dışında bir sorun yok.

Eğlenmeyi sever misiniz?

Severim. Spor yapmayı çok seviyorum, kafamı boşaltmamı sağlıyor. Sabahları koşuya çıkarım. Çocuklarla olduğum için daha planlı hareket etmem gerekiyor. Yalnız bir şey yapacaksam da planlamam gerekiyor. Ama planladıktan sonra sıkıntı duymuyorum. Çocukların da ihtiyaçları var. Plansız yola çıktıktan sonra arabanın arkasında aç bir çocuk görmek hiç eğlenceli değil. Bazen insanlar planlı olmayı eğlencenin karşıtı olarak görüyor ama bence öyle değil. Özelikle çocuklar devrede olduğunda!

Eşinizle Kilimanjaro’ya tırmanmışsınız....

Doğayı da, sporu da seviyorum. Kilimanjaro’ya çıkmak için çok teknik deneyim gerekmiyor. Yüksek bir dağ, kondisyon gerektiriyor ama Everest’e çıkacak kadar da dağcılık bilgim yok.

 

Hiç çılgınlık yapar mısınız?

Benim çılgınlığım genelde gezmek. Dünyanın değişik yerlerini görmek istiyorum. Tüple dalış yapıyorum. Çok çılgın bir şey değil ama yeni dünyalar açıyor. Okyanusun altında yerin üstünde olduğu kadar ayrı bir dünya var. Merak dolu bir insanım. Uzayı da görmeyi seviyorum, dünyanın köşelerini gezmeyi de, denizin içini de.

Bir kadın olarak modayla aranız nasıl? Alışverişe meraklı mısınız?

İyi giyinmeyi severim ama alışveriş yapmayı sevmem. Keşke biri bana güzel bir şey alıp getirse. Mümkün olduğunca takip etmeye çalışırım.

‘10 YIL İÇİNDE YENİ KAYNAK ÜRETMELİYİZ’

Şimdi neler üzerine çalışmalar yapıyorsunuz?

Nötron yıldızları ve kara delikler üzerine çalışmalar yapıyorum. Aslında evrenin birçok bilmecesi var, anlamaya çalıştığımız birçok alanı var. İlk yıldızların oluşumu, ilk galaksilerin oluşumu gibi. Bunların üzerine çalışıyorum ama asıl yoğunlaştığım konu şu: Yıldızların öldükten sonra çok yoğun hale geldiklerinde değişik yapıları oluyor, nötron yıldızlarını oluşturuyorlar ya da yıldız olarak da kalmıyorlar, tamamen çöküyorlar. O zaman da kara delik haline geliyorlar. Bunları inceliyorum.

Kaynaklarımız tükeniyor, küresel ısınma artıyor. Dünyanın sonu mu geliyor?

Dünyanın yaşamı sona erebilir. Güneş evrimini tamamladıktan, genişledikten sonra, yani 5 milyar yıl sonra tabii ki dünyayı etkileyecek. Ama çok uzun zaman dilimlerinden bahsediyorum. Acilen yaşam biçimimizi değiştirmemiz lazım. Bu şekilde fosil yakıtlar bizi sonsuza kadar götüremez. Evlerimizi doğal gaz ısıtıyor, arabalarımızı petrol çalıştırıyor, elektriğimiz kömürden geliyor. Sonsuz bir kaynak değil. Her halükarda bunu değiştirmemiz gerekecek. Ya güneş enerjisi ya da nükleer enerji üreteceğiz. Önümüzdeki 10 yıl içinde değişiklik yapmaya başlamazsak çok geç olacak.

‘UFO DİYE BİR ŞEY YOK’

Uzayda yaşam var mı?

Böyle bir şey görmedik, arayışlara devam ediyoruz. Bu tür gezegenleri arıyoruz, su ya da oksijen olup olmadığını araştırıyoruz. Şu ana kadar başka yerde yaşama ait kanıt bulamadık.

Ufolar da yok o zaman?

Bir başka medeniyetten bahsediyoruz, çok gelişmiş olacak. Öyle ki yıldızlararası seyahat edebilecek, dünyaya bir gemiyle uğrayıp birkaç kişiyle sohbet edip gidecek, böyle bir şey olabilir mi? Buna inanmıyorum. Olma olasılığı son derece düşük. Teknolojileri gezegenler arasında gezecek kadar gelişmişse zaten bütün galaksiyi koloni haline getirirler. O zaman da neden minicik bir gemiyle dünyaya gelip “Merhaba” deyip gitsinler.

Ufo gördüğünü iddia eden pek çok insan var...

Herhalde gördükleri uyduları falan gemi sanıyorlar.

Bir astrofizikçinin astrolojiyle arası nasıl?

İkisinin arasında hiçbir bağlantı yok. Astroloji yıldız haritalarını okuyup fal bakmak. Bilimsel bir şey değil. Ben de inanmıyorum. Bilimsel bir yönü yok. Kahve falına bakmakla astroloji arasında pek bir fark yok. Eğlence biçimi.

5