'Annemle tango yapar, birlikte türkü söyleriz'

'Aşk-ı Memnu'nun genç yıldızı Hazal Kaya ile annesi Ayşegül Kaya'nın cam atölyesi: Hepsi Hikâye...

'Annemle tango yapar, birlikte türkü söyleriz'

Röportaj: Nilüfer Kas

[email protected]

Güzel yüzü ve oyunculuğuyla milyonların hayranlığını kazanan ‘Aşk-ı Memnu’ dizisinin genç yıldızı Hazal Kaya ve avukat olan annesi Ayşegül Kaya ile birlikte Balat’taki cam altı boyama atölyesi ‘Hepsi Hikâye’de buluştuk.

Anne kızın tango kursundaki sınıf arkadaşlığından gelecekteki hedeflerine, türkülere olan meraklarından birbirlerinin sevdikleri ve sevmedikleri özelliklerine kadar bugüne kadar saklı kalmış yönlerini bu sıcak röportajda bulacaksınız.

Neden atölyenin adı ‘Hepsi Hikâye’? Hikâyeleri olan işler mi yapıyorsunuz yoksa bir ironi de söz konusu mu?

Ayşegül Kaya: Bu dükkânda her şeyin bir öyküsü var. Bu ismi seçmemin altında ironi de var. Çift anlamlı kullandım.

Hazal Kaya: Bu ismi duyduğumda çok hoşuma gitti. Aslında ‘Eski İstanbul’ koyabileceğini düşünüyordum. 4 yıldır iş hayatının içindeyim. Henüz ‘Hepsi’ kelimesindeyim ama yakında ‘Hikâye’ kısmına geçeceğimi düşünüyorum.

Uzun yıllar avukatlık yaptınız. Cam altı boyama sizi avukatlıktan uzaklaştırdı mı?

A.K: Avukatlık mesleği, siz onu bıraksanız bile sizi bırakmayacak bir meslektir. Emekli oldum, uzaklaşmaya, hobilerime zaman ayırmaya çalışıyorum ama o beni bırakmıyor. Ayrıca avukatlığı da seviyorum. Derinliği olan bir iştir. Fakat Türkiye gibi bir ülkede bu mesleği yapmak çok zordur. Bu nedenle avukatların çoğunun benim gibi hobileri vardır. Ülke koşullarını bu hobilerle dengelemeye çalışırlar. Acıyı hafifletmek, tedavi etmek, daha katlanılabilir kılmak lazım.

Yeni bir işle ilgilenme ihtiyacı ne zaman doğdu?

A.K: Aslında hep bir şeyler ürettim. Üretim kişiyi dinamik kılan bir durumdur. Bir hukukçu sadece hukukla ilgili olursa yaşamdan kopuk yaşar. Sanatın bir yanıyla ilgilenmesi gerekir. Ruhen ve bedenen yorgunluğu hobiyle atmak iyi gelir. Renklere ilgim olduğunu 30 yaşından sonra fark ettim. Yaşamın içinde dönüp dururken bir şeylere tutunmak istiyorsunuz. İçinizde bir yerde saklı olan o duygu zamanı gelince ortaya çıkıyor.

‘Biz hayata heyecanla yaklaşıyoruz’

Bu dükkânın kuruluşu için neden bu kadar beklediniz?

A.K: Alt yapısının, gözünüzün, elinizin, zihninizin buna hazır olması gerekiyor. Cam altı çalışmaları yakın zamanda üretmeye başladım ama yıllar önce Pera’da, Yapı Kredi Sanat Merkezi’ndeki sergileri defalarca gezdim. Konya’da yaşadığım dönemde de cam altı eserler almıştım. Ben halkın ürettiği eserlere çok değer veriyorum.

Hazal, oyuncusun ama başka yeteneklerin de var. Sen hangi yönlerini keşfettin?

H.K: Anneminki gibi bir keşif süreci yaşamadım. Çünkü doğduğum andan itibaren kendimi keşfetmemi annem sağladı. 4,5 yaşından itibaren keman ve baleyle tanıştım. Dansa ve müziğe karşı kabiliyetim o dönem ortaya çıktı. Birini diğerinden ayıramıyorum. Hem dans etmek, hem enstrüman çalmak hem de şarkı söylemek istiyorum. Hepsini oyunculuk içinde yapabileceğimi düşündüm.

Hazal, sen İtalyan Lisesi’nde burslu okudun değil mi? Aynı zamanda akademik anlamda da başarılı bir öğrencilik dönemi geçirdiğin söylenebilir.

H.K: Evet, burslu olarak okudum. Başarılı olduğum söylenebilir. Çünkü lisenin son 2 yılında hem okudum hem de dizi oyunculuğu yaptım.

Bazı özellikler genetiktir. Annenden bu anlamda hangi özelliklerin sana geçtiğini düşünüyorsun?

H.K: Genetik mi yoksa annem mi öğretti bilmiyorum ama merak duygusuna sahibim. Heves, heyecan, keşfetme, sevgiyle yaklaşma duygularını ondan öğrendim. Annem cam altı boyamaya başladığında bana çok heyecanla anlatmıştı. Ben de yeni bir müzik grubu ya da dans keşfettiğimde aynı heyecanı onunla paylaşırım. Biz hayata heyecanla yaklaşıyoruz.

Birlikte yaptığınız bir dans var mı?

A.K: Tango yapmayı birlikte öğrendik. Kızımla sınıf arkadaşıyız. Klasik dansları severim ve öğrenmek istiyordum. Hazal lise 2’nci sınıfa gidiyordu. Ona ‘Eğer oyuncu olacaksan klasik dansları öğrenmen lazım’ dedim. Bedenini terbiye etmesi gerekiyordu.

Birimiz klasik, birimiz tekno tango yaparız

Tangoda kim daha iyi?

A.K: Hazal benden daha iyi. Tarzlarımız farklı. Ben klasik tangoyu seviyorum. Hazal tekno tango yapıyor.

Peki, müzikte ortak noktanız ne?

H.K: Türk halk ve sanat müziği ile başka ülkelerin müziklerini seviyoruz. Annem aynı zamanda Mavi Nota Korosu’nun koristidir. İTÜ’de her hafta türkü söylüyor. Ben de türkü söylerim. Küçüklüğümden itibaren iki tarzla büyüdüm. Dinlerken bana ‘Bu hangi yörenin?’ diye sorar, bilirim.

A.K: Bu tür zenginlikleri çocuklarımıza aktarmamız gerektiğine inanıyorum. Bunu babamdan öğrendim. Annem-babam öğretmen. Babamla yarışma yapardım. Sinyalli radyo döneminde bana çalınan türkülerin hangi yöreye ve sanatçıya ait olduğunu sorardı. Besteci, güftecisi ve makamını söylerdim 25 kuruş karşılığında. Ama ben o 25 kuruşları hiç almadım. Kazandıklarımı Hazal’a aktarmak istedim. Biz Antepliyiz. Gönlümüzü ve zihnimizi besleyen çok şeyi Anadolu’da bulmak mümkün...

H.K: Ben Antep’te büyümedim ama Antep kültürüyle yetiştim. Ama bu batı kültüründen uzak durduğum anlamına gelmez. Zira İtalyan Lisesi’nde okudum. Değerlerimizi yitirmeden hayatımızı yaşamalıyız. Bütün dünya halklarının hepsine saygı duyuyorum. Tangoda bunu yaşadık.

‘2 yıl boyunca Balat’ta yaşamayı reddettim’

Balat’ta oturmak yaşamınıza ne katıyor?

A.K: Balat ürkülen ve bilinmeyen bir yerdir. Burayla ilgili birçok efsane vardı. 10 yıldır Balatlıyız. Daha önce Ortaköy’de tarihi bir evde oturuyorduk, Balat’ta da tarihi bir evde oturuyoruz. Hazal burada büyüdü. Mahalle kültürünün kalmadığı bir şehirde hâlâ mahalle kültürünü yaşatıyoruz. Avukatlık yaptığım dönemde geç geldiğim günler Hazal’a komşularım göz kulak olurdu. Bütün mahalleyi tanırız.

Bu, annenin tercih ettiği bir yaşam biçimi. Balat’ta yaşamak seni de mutlu etti mi Hazal?

H.K: Şu an çok memnunum ama ilk taşındığımızda bir kültür şoku yaşadım. Ortaköy’den buraya gelmekten mutlu olmadım. 2 yıl kadar bana katacağı her şeyi reddettim. Şimdi artık başka bir yerde nasıl yaşanır bilmiyorum.

A.K: Komşularımızla çok şey paylaşıyoruz. Çok sayıda sanatçı yaşar ve Hazal onlardan çok şey öğrenmiştir. Yanımızda Fahri Kaplan adında Türkiye’nin çok önemli bir cam boyama ustası var. Bana çok şey katmıştır. Cam altında bu kadar hızlı ilerlememi ona borçluyum.

Atölyenizde çok farklı çalışmalar var. Hangi temalar üzerinde çalışıyorsunuz?

A.K: Klasiklerden Şahmeran, Amentü Gemileri, Hz. Ali, Hz. İbrahim, Hz. İsa, Hz. Meryem, hat sanatı örnekleri var. Cam altı boyamam bir inatla başladı. Biliyorsunuz, İstanbul’u tanıtırken Sultanahmet’ten Selimiye’ye geçip, oradan Kariye’ye atlanır ve bu bölge unutulur. Tanıdığım sanatçılara Balat’ı tanıtmaları için ricada bulunmuştum. Balat’ta, Kırmızı Mektep, Bulgar Kilisesi, Tekfur Sarayı var. Balat’ı tanıtmak ‘Bana mı düşer?’ derken, bana düştü.

Annemin beni boyamasını da istiyorum

Pahalı bir hobi galiba değil mi?

A.K: Evet, pahalı bir hobi ama bir o kadar da zevkli.

Hazal sürpriz yapıp annene boyalar aldığın oluyor mu?

H.K: Henüz böyle bir sürpriz yapmadım ama beni de boyamasını istiyorum.

A.K: Portre ressamı değilim. İçimden geldiği gibi yorumda bulunuyorum. İçimden henüz Hazal’ı cam altı boyamak gelmiyor. Daha uzun bir hikâyeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

İyi anlaşan bir anne-kız olduğunuz söylenebilir ama aranızda hem büyük bir aşk hem de çatışma var. Sizi ayıran ve birleştiren konular neler?

A.K: Benim eski kuşak olarak muhafazakarlığım, gelenekçiliğim var. Ağır ve anlayarak ilerlemekten yanayım ama yeniçağ gençleri çok hızlı ve değişkenler. Ben duraksarken o harekete geçiyor.

Kendinizi nasıl şımartırsınız?

A.K: Kendime çiçek alırım. İstanbul’un her semtinde çiçekçim vardır.

H.K: Ben de anneme çiçek alırım. Kendimi şımartmak için uyuyorum, dans ediyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum.

İnsanın iç motivasyonu çok önemli. Motivasyonunuz düştüğünde kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

A.K: Bu konuda farkındalığım yüksektir. Olayın durumuna göre telkinde bulunurum. Motivasyonum düştüğünde başka bir hobiye zaman ayırırım. Bir şey üreterek sıkıntıdan öyle çıkarım.

H.K: Annemden destek alıyorum. Liseden çok yakın dostlarım var. Kimi zaman hiçbirine başvuruda bulunmadan kendi kendime hallediyorum. Annemin bana önerisi yazmaktı. 15 yaşında İtalya’ya tek başına gittiğimde havaalanından başlayarak elişi defterime yazdım. Şimdi o günlükleri okuduğumda mutlu oluyorum, gülüyorum. Şimdi yeniden günlük yazmaya başlayacağım.

Önümüzdeki dönem için ne tür hedefleriniz var?

A.K: Sağlıklı ve hayatın getireceği olumsuzluktan arınırsak cam altı sanatında ilerlemek, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde kurs ve ders vermek istiyorum. En kısa sürede sergi açmak istiyorum. Yazın Alaçatı’da kadın temalı, İstanbul’da Fener-Balat-Ayvansaray sergisi açacağım. Balat’ın yıkılmasına karşı olduğum için fotoğraf sanatçısı Erkin Ön’le her evin fotoğrafını çekip cam altı boyamak istiyorum.

H.K: Üniversite eğitimimi tamamlayacağım. İlgilendiğim konularda profesyonelliğe yakın olmak istiyorum. Tango ve Flamenko danslarını iyi yapmak istiyorum. Çingene kültürüne hayranım. Sinema filminde oynamak, ileride yönetmenlik yapmak isteğim var. Audrey Hepburn, Meryl Streep, Susan Sarandon benim idolüm olan sanatçılar.

Birlikte alışverişe çıkar mısınız?

H.K: Mümkünse çıkmayız. Çocukluğumdan beri kendi tercihlerimi kullanıyorum. Giysim konusunda titizim çünkü...

Kozmetikle ilginiz nasıl?

A.K.: Kozmetikle benim aram iyi değildir.

H.K: İşim gereği kozmetikle ilgiliyim. Cildime bakmam gerekiyor. Annemin önerisiyle su, sabun ve gülsuyundan şaşmam.

Hayat felsefenizi anlatan bir cümle söyleyebilir misiniz?

A.K: Hepsi hikâye...

H.K: Ama ben de onu söyleyecektim!

7