Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Apo'nun kuryesi avukatları

Cumartesi, 17 Temmuz 2010 - 05:00

Bence Abdullah Öcalan, Türkiye’ye PKK’yı Şam’dan yönettiği zaman İmralı’dan yönettiğinden daha az zarar veriyordu! Biz bastırdık, ABD razı oldu, derdest edip verdiler. Yargılanması ayrı sıkıntıydı. Asalım mı, besleyelim mi, tartışması ayrı sıkıntı yarattı. Tek hayırlı sonuç, insan haklarının temeline, yaşama hakkına aykırı bir ceza olan idam cezasının sayesinde kaldırılmasıdır! Bu nedenle arada bir hortlatılan ilmek atılmış urganlı “İdam edelim” tartışmalarını çok sığ buluyorum. Apo, Türkiye’ye ilk getirildiğinde asılacağım diye korkmuş, tırsmış, ne isterseniz yaparım deyip işbirliğine razı olmuştu. Ne zaman ki hayatını garantide hissetti Avrupa’yı kullanıp mazlum edebiyatı yaparak ortalığı bulandırıyor. Saçının kesilmesinden, odasının duvarındaki boyaya kadar her şey sorun. Güvenliği bordo bereliler sağlıyor diye “askeri cezaevi”nde tutuluyorum diye kızıyor. “Yalnız kaldım” dedi, arkadaş buldular. “İşkence yapılıyor” dedi, Avrupa’dan heyetler geldi baktı, herşey normal deyip gitti. Bütün bunların dışında en büyük sıkıntı, Apo’nun örgütünü, kendisini düzenli olarak ziyaret eden avukatları aracılığıyla yönetmesidir! Kimsenin aklına da “Yahu bu adam tutuklu değil, hükümlü. Nasıl oluyor da avukatlarını bu kadar sık görme hakkına sahip oluyor?” demek gelmiyor. Apo avukatlarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduğu ve yeniden yargılanmak istediği için görüşebiliyor! Apo’nun avukatları Avrupa’daki bütün hukuk yollarını zorlayarak Apo’nun yeniden yargılanmasını sağlamaya çalışıyor, ama bu her defasında reddediliyor. Bu talep, geçenlerde bir kez daha reddedildi ve dosya kapatıldı. Aslında Apo ve avukatları da yeniden yargılama olmayacağını biliyor ama durup durup mahkemeye başvurulmasının tek nedeni görüşmenin devam etmesi! Yani örgüte mesaj iletilmesi. Dosyanın kapatılmasından sonra görüşmeler devam edecek mi, merak ediyorum.

İzinli ve tutuklu gazeteciler

Yaz ayları, herkes gibi, gazetecilerin de izne çıktığı aylar. Gün geçmiyor ki bir program yaz tatiline girsin, bir köşe, bir süreliğine kapansın. Tutuklu gazeteciler ise zorunlu tatilde! Silivri’den yükselen çığlıkta Mustafa Balbay, 500 günlük tutukluluğuna isyan ediyor! Üstelik mahkemeye Ağustos ayına kadar ara verildiğine göre bu tutukluluk sürüp gidecek. Hangi gerekçeyle? Balbay’ın ve diğerlerinin yargılanmaya itirazı yok. Tutuklu yargılanmaya var! CNN’de Ayşenur Aslan’ın hazırlayıp yönettiği Medya Mahallesi’nin tatil öncesi son programına katıldım. Aslan, Balbay’a yazılı yönettiği sorularına aldığı yanıtlarla hazırlamıştı programı. Balbay’ın şikayeti, yolun ucunu görememek. “Ankara’dan İstanbul’a yola çıkarsınız, tabelada 150 km. kaldı yazar. Bir saat sonra rastladığınız tabelada 200 km kaldı yazarsa nasıl bir hisse kapılırsanız, biz de burada aynı hissi duyuyoruz. Davaya sürekli yeni ekler yapılıyor ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bir his yaratılıyor!” diyor. Bir gazetecinin bilgisayarından alınan bilgilerin montajlanması ve “Bu kişiyle niye görüştün, o kişiyle niye görüştün”den başka bir soru sormadan yapılan sorgulamayla sürdürülen davada bir yılı aşkın bir tutukluluk, yargısız infaz değilse nedir? Üstelik tutuklulara, savunma hazırlamak, çalışmak, yazmak için ne bilgisiyar, ne daktilo verilmiyor! Elle yazabiliyor ve bu teknoloji çağında ancak postayla gönderebiliyorlar yazdıklarını! Balbay’ın suçu nedir? Diğer tutuklu gazetecilerin suçu nedir? Haber kaynaklarıyla görüşmek, konuşmak, not tutmak, haber yapmak, yazmak dışında en önemli suçları muhalif kişilikleri mi? Balbay, meslektaşlarının Silivri’de yaşanan tarihi davaya duyarsız kalmalarını eleştiriyor. Kusura bakmasın, meslektaşlarının işi başından aşkın. Onlar Şahan’ın hangi ünlü kadını öptüğüyle ilgileniyor ancak! Zaten tutukluları savunmak da militarizmle bir tutuluyor, nemelazımcıların bir gerekçesi de budur belki.