Artık bir gettom var, beklerim

Pazar, 17 Ağustos 2014 - 00:48

Haftalar sonra nefes gibi nefes alıyorum. Çünkü izinliyim ve kendi evimdeyim. Ezberimden bile çizebileceğim sokakları, evleri, pencere önlerini, pencere önü çiçeklerini, duvar yazılarını sanki yeni görüyormuşum halinin şaşkın keyfiyle dolaşıyorum. İnsanları ile göz göze gelmek için fırsat kolluyorum aç gözlülükle açıyorum gözlerimi. Bunu istemenin nasıl büyük bi ayrıcalık olduğunun farkındayım. Hep bi gülümseme suratımda. Yakışıklı birini gördüğümde işi şansa da bırakmıyorum o ayrı. Gülümseme, ardından hafif bi kahkaha... İffetsizliğimi artık daha bi seviyorum, muzip muzip sırıtıyor kalbim. Yani, Elif’in en sevdiğim yarısıyla Kadıköy yine deli gibi sevişiyor. Ama... Biliyorum artık bu sevişmelerin kıymetini.

Bitmeyen ergenliğim...

Kadıköy hep sevgilimdi benim. Tarihimize şöyle bi bakıyorum da, ne sırlarımız var. Yükü dünya ağırlığında... Ne kaybetmeler öğrendim bu mahallede. Yanında at başı gitti ama sevmelerim. Doğduğum yer değildi, ama buranın sokaklarında daha çok Elif oldum. Hiç bitmeyen ergenliğimin sevgilisi...

Kadın olmayı çok sevdim

Sanmam da bi gün şaşıp yanılıp ciddi bi otobiyografi isterlerse ‘Özgürlük kavgama üniversite kantininde başladım’ diye yazarım. Hiç giymeyi sevmediğim, ancak dolabımda hayat künyesindeki unvanım için durduğunu bildiğim, naftalin kokulu döpiyesin ‘baskısıyla’... Ama işin gerçeği, o kavgayı ben Kadıköy sokaklarında verdim. Yaralanıp, kanarken bi yerlerim, bu sokaklarda kadın olmayı çok sevdim. ‘Direnmek güzeldir’ sözü emin olun en çok kadınlığa yaraşır... Niye mi? Çünkü; kadın direnirken soyunur, çıplaklık da en güzel onda durur.

İtiraf etmek gerekirse

Bunun için her gidişimin dönüşlerindeki yer, esas mekanım, oldu Kadıköy... Üstelik hiç sadakat yemini etmedim. O yüzden ‘doğal olarak’ hep sadıktım. Ama gidişler de keyifliydi hani itiraf etmek gerekirse... Tek eşlilik hayata ihanetti. Tüm yenilgilere rağmen hayatta çoğalabileceğim başka yerler vardı çünkü. Sokaklar, sokaklarla birlikte hayatlar arşınlandı. Yüzlerce sevinç, yanında (bence) hepsi aynı anadan babadan binlerce ağrı. Acının en fotojenik olduğuna inanan, özgür kelimesine yabanıl muamelesi yapan memleketin evladıydım neticede, üstelik dünya vatandaşı olmaya çalışan... Gettoları hiç sevmedim bu yüzden, ne kendim ne kendimden olmayan için. Yerin yurdun olmalıydı belki ama yersiz yurtsuz olmalıydın zihninde.

‘Yeni bir Türkiye’de

Yılların çoğunun sabahlarına, sevgilim Kadıköy’ün koynunda ‘Yeni bi Türkiye’ diye gözümü açarak başladım. Mini giydiğimde bacaklarıma bakarak elini bi yerlerine koyup kadınlığımı taciz eden, emeğimi sömüren, ‘başka bi düzen gayet de mümkün’ inancımı filistin askısına alan, kendi varoluşunu tehdit ettiği için varlığımı tecrit eden, ben olmanın lezzetini keşfetmeyeyim diye, önüme yemem için 24 saat milli değer menüsü koyan şeyin, sabahlarının olmaması dileğiyle başladım güne. Ama hep yol kardeşim ‘UMUT’tu...

Evet yabancıyım

Yıl 2014... Sokaklar ‘Yeni Türkiye’, ‘Millet iktidarı’, ‘Halkın Adamı’ diye çınlıyor. Yine ben Kadıköy’ün koynuydayım. Gözümü açar açmaz daha bi sıkı sıkıya sarılıyorum artık ona. Dedim ya, artık onla sevişmelerimin kıymetini biliyorum. Çünkü, kaybetme duygusu girdi aramıza. Korkuyorum... Koynundan çıktığımda daha yabancıyım her şeye. Üstelik benden önce davranıp, rezervasyonumu yapıyorlar. Kendimi yabancı hissetmek için artık hiç zahmet etmiyorum. Bi dikili ağacım yok ‘Yeni Türkiye’nin halk iktidarında ama, artık gül gibi bi gettom var zihnimde. Adını Kadıköy koyduğum... Şu an belki sen zahmet edip bu satırları okuyorsun ve belki de hiç gitmediğin bir yerden bahsediyorum sana. Bilmiyorum belki de birazdan, Çorum’da, Artvin’de, Rize’deyken senle, Kadıköy’de göz göze geleceğiz, gözümüzün içi gülecek.... Gettodan çıkacağız... İyi pazarlar...