Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Pazar, 09 Temmuz 2017 - 05:00

Büyük Adalet Yürüyüşü, bugün Büyük Adalet Mitingi ile son buluyor. 24 gündür süren yürüyüşe başta kimse inanmadı. Yok canım, Ankara’dan İstanbul’a Kılıçdaroğlu nasıl yürür, herhalde şehir girişlerinde biraz yürür, arada otobüsle giderler dendi.

Ama günler geçip, yağmur yağdıkça, güneş açtıkça, görüldü ki başta Kılıçdaroğlu yürüyor, arkasında gün geçtikçe artan binler, damlaya damlaya sel oluyor! İstanbul-Ankara E-5 Karayolunun her santimetre karesine ayak basıldı, her koşulda devam edildi.

Barış güvercini

Ve İstanbul’a varıştaki o muhteşem fotoğraf karesi: Yer gök al bayrak, yer gök insan seli. Başında barış güverciniyle Kılıçdaroğlu. Arkasından itilerek seçildiği partinin artık sadece genel başkanı değil, lideri. Yumuşak atın çiftesi sert olur dediklerinden, inandı, bir maratoncu gibi yürüdü, herkesi de peşinden sürükledi. Bugünkü miting bir son değil, bir başlangıç. “Adalet yollarda aranmaz, Meclis’te aranır” diyenlere tek yanıt var: O zaman Meclisi çalıştırın.

O zaman ülkeyi OHAL’le, Kanun Hükmünde Kararnamelerle değil, demokrasiyle yönetin. O zaman adalete, yargıya, mahkemelere karışmayın. İddianamesiz, yargısız, aylarca hücrelerde tutuklu yatırıp yargısız infaz yapmayın. O zaman bütün mevkilere hak etmedikleri halde sadece kendi yandaşlarınızı atamayın. Medyaya baskı yapmayın.

Havuz medyasında 8 gazeteyi aynı manşet, aynı fotoğrafla çıkartmayın. Sosyal medyada trollerinizi kudurmuş köpekler gibi saldırtmayın. O zaman iftira atmayın. O zaman akademisyenleri üniversitelerden sokağa atmayın.

Açlığa mahkum

Kamu kurumlarından on binlerce insanı haksız yere işlerinden atıp açlığa mahkum etmeyin. İtiraz edilebilecek, hak aranabilecek kurumlar olsun. Her seçimi şaibeli hale getirmeyin!

Eğitimi dini eğitime dönüştürüp çocuklarımızı fenden, ilimden bilimden uzak yetiştirmeyin. Hangi birini yazmalı, sütunlar yetmez ki! İşte bunun için, geç kalınmış olsa da nihayet, sokağa çıkıldı ve avaz avaz bağırıldı: Hak, Hukuk, Adalet! Eklenebilecek ne kaldı? Vicdan, ahlak, haysiyet!

Bu yürüyüşle umudu yakaladık!

  Bu öylesine bir yürüyüş oldu ki, yılgın, küskün, umutsuz kitleleri harekete geçirdi. Bir tanıdığım, sırt çantası ve çadırını alıp ta Amerika’dan kalkıp geldi. Ve bakın, nasıl gidiyor diye sorduğumda neler yazdı: “Süper. Öylesine enerji alıyorum ki yürümek yetmiyor. Ara sıra jogging yapıyorum. Hele hele Zincirleri kıra kıra” başladı mı E5 de kıvırta kıvırta ilerliyorum. Kampta heceler çok güzel, duygu yüklü. Polis bile “Biz bir aileyiz” diyor. Biz hala Türkiye’de miyiz? “Buradaki enerjiyi, duyguları keşke anlatabilsem. Bu yürüyüş sayesinde insanlığımızı hatırladık; birbirimize güler yüzle, saygıyla yaklaşmayı hatırladık.

Kabak tadı verir tabii!

 Başbakan Binali Yıldırım, başından beri alaycı bir tavırla yaklaştı yürüyüşe, ciddiye almadı, dalga geçti, “İstanbul’a gelmek için uçağa binsinler” dedi. Yürüyüşe ilgi arttıkça canı sıkılmaya başladı, yol yaptık yürüsünler dedi. Ama giderek alay bile edememeye başladı.

En son “Kabak tadı verdi” demesi muhteşem. Niye kabak tadı? Bize baklava, bal kaymak tadı veriyor, tadından yenmiyor! Canınızı sıkan nedir? Bir aydır gündemi elde tutamamak mı? Sindirilmiş, susturulmuş, korkutulmuş kitlelerin sokaklara çıkıp haklı isteklerini bağırması mı?

Terörist dediğiniz, Fetöcü dediğiniz insanların, karıncayı bile incitmeden, barış içinde, şarkılar söyleyerek, kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuklardan oluştuğunun ortaya çıkması mı? Biz hiç Fetöcü olmadık, tam tersine hep karşısında durduk! Biz hiç terörist olmadık, tam tersine şehit verdik, karşı durduk. Biz sadece insanca, kardeşçe, haklarımıza sahip çıkarak yaşamak istedik.

Bu istekler ne midenizi, ne yüzünüzü ekşitmesin Sayın Başbakan, adalet herkes için su kadar, ekmek kadar, hava kadar yaşamak için vazgeçilmez bir hak çünkü!