Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Asıl ihanet Silivri'de oynanıyor

Salı, 29 Haziran 2010 - 05:00

İstanbul-Silivri arası yaklaşık 100 km. Duruşma saat 09.30’da başlıyor. Yola çıkma ve hazırlık telaşı iki üç saat önceden. Sıraya girip, giriş kartı alıp, telefonları teslim edip arandıktan sonra içeri girip duruşmayı izlemeye hazırız. Ama saat 10 ve duruşmaya ara verilmiş. Çünkü avukatlar dosyaların birleştirilmesine itiraz etmiş ve yetkisizlik kararı istemiş. Çünkü burada birbiriyle bağlantılı olmayan 3 ayrı dava var. Tutuklu sanıklar Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya, gazeteci ve yaptıkları bir haber yüzünden yargılanıyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin yargılamaya başladığı Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Saldıray Berk dosyası ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Albay Dursun Çiçek dosyasının birbiriyle ilgisi yok. Bunlar birbirini tanımıyor bile ama dosyada “Dursun Çiçek ve arkadaşları” diye bir tabir geçiyor!

Mahkeme heyeti geri geliyor, kararı okuyor. Birleştirmeye itiraz talebi reddedilmiş. Avukatlar söz alıyor. Mahkeme Heyeti’nin ifade ve kararlarından önyargılı olduklarına binaen heyeti reddediyor. Duruşmaya tekrar ara veriliyor. Bir tartışma süresi sonucunda tekrar içeri giriyorlar. Mahkeme heyetinin reddi kararını reddetmişler. Savcının bu kararın bir üst mahkeme olan 14.Mahkeme’ye gönderilme kararını da reddetmişler. Kararın yine 13. Mahkeme üyelerinden oluşturulacak bir başka heyet tarafından karara bağlanmasına karar vermişler. Ne zaman? Yeni heyet oluşacak. Toplanacaklar. Karar verecekler. Belki bir hafta, belki on gün. 8 aydır mahkemeye hiç çıkmadan tutuklu olarak yargılanmalarını bekleyen iki genç gazeteci ve Albay Çiçek, kös kös cezaevinin yolunu tutuyor. Kim bilir ne zamana kadar! Bunun adı nedir? Bir satranç oyunu mu? Bir güç gösterisi mi? Adalet mi? Bu iki gazeteci ve Albay Dursun Çiçek ve Başsavcı Cihaner niye aynı davada yargılanıyor?

Avukatsız karar aldılar

Duruşmanın pazartesi sabahı yapılacağı bilinirken karar niye cuma akşam üstü, avukatların görüşü alınmadan, alelacele alınıyor? Anlamak mümkün değil. Çünkü bunlar hukuka uygun değil! Mahkemenin görevi savcının ileri sürdüğü suç iddiasının doğru olup olmadığını, gerçeği bulmak mıdır, yoksa bir yolunu bulup sanıkları cezalandırmak mı? Duruşmalar tutuklu sanıkların yakınlarını görmesi için bir fırsat. Albay Çiçek, sivil takım elbisesi içinde zayıflamış görünüyor. Eşi, kendinden emin, eşinden emin. “Teşekkür mektubu yazacağım, eşim zayıflamış, kan değerleri düzelmiş, sağlığı geri gelmiş” diye dalga geçiyor. Avukatlık stajını yapmakta olan kızı, İrem Çiçek, daha heyecanlı. “İyi ki babamı ben savunmuyorum, çok heyecanlanırdım, ama savunmamız çok kuvvetli, hepsini çürüteceğiz” diyor. Basın, en çok mahkemeye getirecekleri ıslak imza makinesi üzerinde duruyor. Bu makinelerden çok sayıda varmış ve gösterilecek. Yeter ki duruşma yapılsın. Davalar sürdükçe tutuklu sanıklar boşu boşuna yatıyor.

Davalar boş çıkıyor

Toplamına Ergenekon denilen bu davalar teker teker dökülüyor. Balyoz fos çıktı. Amirallere suikast, fos. Arınç’a suikast? Fos! Kozmik oda? Fos. Maksat bağcı dövmek olunca, sanık yakınlarının bile zor gidebildiği, avukatların dava almakta ayak sürüdüğü Silivri’de bir tiyatro sahnesi kuruluyor. Ya da bir satranç tahtası. Avukatlar bir taş sürüyor, mahkeme bir taş, bir diğer hamle için karşılıklı düşünüyorlar. Halkımız da çekirdek çitleterek kocasını aldatan Bihter nasıl da intihar etti, Eren Defne’yi, Defne, Eren’i nerede aldattı hikayeleriyle oyalanıyor. Asıl aldatılan, ne Bihter, ne Eren, halkımızın ta kendisi...

Geç kalmışım...

Ergenekon diye bir terör örgütü icat ettiler. Sonra özel yetkili mahkeme dava dosyaları, sanıklar ve Silivri’ye yaptıkları özel mahkeme salonu. Özel “hukuk” anlayışı! Silivri’ye ilk kez geliyorum. Adı etrafında o kadar fırtına koparılmış Alb. Çiçek ilk kez yargılanmak için hakim karşısına çıkıyor. 8 aydır tutuklu iki genç gazeteci de. Ve salon neredeyse ıssız. Aydınlık Grubu’ndan Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya’yı desteklemek için gelmiş bir grup dışında bir de Çiçek’in en yakınları var. TGC’nin eski başkanlarından Nail Güreli, Cüneyt Ülsever, Mustafa Dolu, Rafet Ballı gibi bir kaç gazeteci daha. Metin Göktepe için Afyon’a bile gittiğimizi, Barış Derneği davaları’nı sektirmeden izlediğimizi hatırlıyorum da. Adalet, Silivri’de değil, Çin’de bile olsa aranıp bulunmalı! İlk kez geldiğim için utanıyorum.