“Aşk acısından programımı erken tatil ettim”

Kahkahası kadar duygusallığıyla da şaşırtan Saba Tümer, TV8'de 'Saba ile Oyuna Geldik' adlı yeni bir eğlence programıyla döndü. Yüzünü eskitmeden altın çağını yaşayan ünlü televizyoncuyla aşk hayatından iş hayatına her şeyi Karnaval için konuştuk...

19 Nisan 2015, Pazar 05:00
A A

RÖPORTAJ:Canan Danyıldız

Prodüksiyon: Begüm Baki

TV8'de sonunda yeni programa başladınız

‘Oyuna Geldik’ programın adı; 6 ünlü 2 tane de dışarıdan insan geliyor; bize başvuranlar da ünlülerin arkadaşları da olabilir. 6 etaplı oyunlar oynuyoruz. 35 oyun var formatta. Çarşamba geceleri 23.15’te başladık, hayırlısı!

Nasıl oyunlar bunlar?

Ya diyelim ‘Lay lay lom’ diye bir bölüm var, bildiğimiz Türkçe şarkıları, ritmleri aynı kalarak ama sözlerini ‘lay lay lom’ olarak söyleyecekler, bilen puan kazanacak, gibi. Çok komik şeyler çıktı çok!

Formatı kim buldu, sizin pek tarzınız değil!

Formatı ben buldum, İspanya’ya Real Madrid- Galatasaray maçına gittim, hasta olup ertesi gün otel odasından çıkmadım, TV’de bu oyunu gördüm, dönüşte Acun’a anlattım, ama önce acaba bize uygun olur mu diye düşündük, sonra yaptık.

İlginçmiş!

Daha komiği, evimde bir arkadaş toplantısı var, yemek yiyoruz, Sertab Erener de masada. Bir programdan bahsediyor “Alamadım haklarını, Türkiye’den başka biri almış” diye... “Aa ne programıymış bu?” diye sordum, ne çıksın? Sertab da benim programı alma peşindeymiş! Bana da o zaman demişlerdi Türkiye’den biri daha istedi diye, meğer kendi arkadaşımmış!

Niye tarz değiştirdiniz, niye bu kadar ara verdiniz?

Çok sıkıldım Canan, gece programı yaparken sıkılıp gündüz programına geçmiştim zaten. Acun kanalı alıp beni aradı, “Sana ihtiyacım var” deyince geldim ama ‘eski formatta’. Buhran geçiriyordum! O 5 gün dedi, ben 3 gün, sonra 4 günde anlaştık.

İyi gidiyor gibiydiniz...

Oyun oynamaya döndü artık o da açıkçası, her şeyi sordum, onlar da anlattı, artık ne kaldı? Bu yeni programın yabancı versiyonunda Tom Cruise kafasında çiğ yumurta kırıyor yahu!

İyiymiş ama bizdeki ünlüler yapar mı bunu?

Vallahi yapacaklar! Artık ayrımcılık kalktı. Instagram, Twitter vs. birlikte... İş oraya gidiyor. Egonun prim yapmadığı, ulaşılmaz olmanın manası olmayan bir dönemdeyiz. Hepimiz insanız!

Bu kadar zaman, herkesle aranızı nasıl iyi tuttunuz? Niye bu kadar seviliyorsunuz?

Hiç kimseyle çok fazla mıç mıç olmam. Mıç mıç olmak yanında tartışmayı, kavgayı birlikte getiriyor; benim şimdiye kadar herkesle seviyeli bir ilişkim oldu. Zaten çok çabuk sıkılan bir kadınım herkes bilir, çok görüşünce bana gelirler!

Eskiden de böyle miydiniz?

Aslında öyleydim hep ama galiba işle birlikte bu daha da arttı. 

HER ŞARTTA YERİM

Kiloyu bir sabitleyemedik Saba Tümer!

E kilo bu, alınıyor! Önemli olan verebilmek. Ben 2 kilo alıyorum, sonra veriyorum, sonra yeniden alıp yeniden veriyorum...

Çok üzülünce mi çok mutlu olunca mı kaçar ipin ucu?

Ben her şartta yiyorum!

Yazın bikilini, göğüs dekolteli fotoğraflar çekilince?

Ben kendi özelime çok düşkünüm, başkasınınkine de saygı gösteriyorum, ben dışardayken ‘Saba’yım, şuna buna dikkat etmiyorum, kendimi sıkmayı sevmiyorum. Beni çekince ne oluyor ki? Kızmıyorum ama yani; yapacağım bir şey yok!

Mehmet Aslan’la adınız hep anılıyor!

Milletvekili karısı oluyorum yakında! Mehmet çok yakın arkadaşım, bunu da hep açıkladım. Havalimanındaki yakalanmayı soruyorsan, tesadüf! Hatta biletimizi düzenleyen kadını da uyardık ‘bak sen şahitsin, ayrı yerlere gidiyoruz’ diye!

Biri var mı peki özel? Yeri gelmişken... 

Keyifli günler geçiriyorum diyelim!

Var mı yok mu yahu! Anlamadık!

Dedim ya, keyifli günler... (Kahkahayı patlatıyor!) Bu kadar söyleyebilirim.

Eskiden daha cesurmuşsunuz sanki? İlk birlikteliğinizi bile anlatmışsınız!

Eski bir röportajdan bahsediyorsun evet, anlatmışım. Ama gereksizmiş şimdi düşününce. Ama babamın tokat gibi bir lafı var. Çok nazeketli, janti bir adamdır, “Kızım çok dekolte olmamış mı?” demişti o röportajı okuyunca.

Ya evlilik? Duruşunuz değişti mi?

Yoo aslında değişmedi; olsa da olur olmasa da. Bu saatten sonra olursa, güzel bir şey olur.

Neden bu kadar sert fikriniz?

Bak bende ne oldu biliyor musun, kendi ayaklarım üzerinde durayım, kimseye muhtaç olmayayım istedim; hiçbir erkeğe... Orada muhtaç olmakla, ihtiyaçlar arasındaki çizgiyi kaçırdım!

‘Uygun baba adayı çıkmadı’

 Kendinize kızdınız mı? Üstelik birine maddi-manevi ihtiyaç duymanın neresi kötü?

Tam olarak öyle değil. Bendeki; evlensem ve bir çocuğum olsa ve bana bir şey olsa, bu adam iyi baba olur mu korkusu... Bende hep o vardı.

İyi bir baba adayı çıkmadı o zaman?

Yani karşıma çıkan adamlarda demek ki öyle bir özellik hissedemedim.

Tren kaçtı mı? Pişman mısınız?

Kendimi bu anlamda eksik hissetmiyorum, bu zamana kadar olmadı, belki şimdiden sonra olur; tren kaçmış değil. Ama zaten etrafıma bakınca ‘iyi ki olmamış’ diyorum; e baksana herkes boşanıyor, 25-30’unda evlenenlerde durum fena... 40 yaşında duygun değişiyor, sen değişiyorsun, yanındaki aynı. Ama şimdi yaparsam aslan gibi bir evlilik yapacağım.

Ya çocuk sahibi olmak?

Onun da treni kaçmadı yahu! Benim bedenim aracılığıyla bu dünyaya gelecek bir ruh olacaksa bunu kimse engelleyemez.

Kendi başına güçlü olma, yetinme hissi niye bu kadar baskın?

Bilmem, belki annemin vefatından sonra kardeşim ve kendi sorumluluğumu taşımam yüzünden. Bir de bana birinin karısı olmak durumu bir kariyer gibi gelmiyor. Niye takıldın ki bu kadar acaba sen buna?

Babanız o sorumluluğu almadı mı?

Babamla görüşüyoruz, her gün değilse bile... Ya demek ki böyle olması gerekiyormuş. Çok seminerlere gittim, nefes programlarına... Sonunda herkesi affettim.

Belki...

Belki... Annem erken ölmeseydi, babam böyle olmasaydı belki ben de böyle bir kariyer edinmezdim. İzmir’de kalır, evlenirdim. Kocam benim boynuzluyor olurdu, kilo alır evde otururdum. Demek ki böyle olması gerekiyormuş.

Evlilik dışı olur mu çocuk peki?

Hayır ya, biz Türkiye’de yaşıyoruz, ‘Annen seni evlenmeden dünyaya getirdi’ dedirtmem. Çocuğa bunu yaşatmak istemem.

Evliliğin ucundan döndün mü hiç?

Döndüm tabii! Yani davetiye bastırdıktan sonra değil ama; döndüm evet

AĞLAK ZIRLAK ŞEYLERİ SEVMİYORUM

Acun’la iyi anlaşıyorsunuz gibi? 2001 yılından beri tanışıyoruz, eski ve çok iyi arkadaşız.

Bundan sonra hep birlikte mi çalışırsınız sizce?

Yoo, biz profesyonel insanlarız, şartlarımız uyarsa çalışırız; değilse ikimiz de birbirimizi anlayacak kişileriz. Ama buranın şöyle bir avantajı var, kendimi evimde hissediyorum, çok rahatım. Böyle bir eğlence kanalına ihtiyaç vardı. Ben ağlak zırlak şeyleri sevmiyorum, ne kadar çok seyredersen de hayatına onu çekersin, öyle inanıyorum.

Bu kadar kahkahanın, mutluluğun sebebi bu mu?

Evet, hep sorarlar... E böyle şeylerden uzak durursan enerjin de yükselir; senin acın benim acımı döver tarzı şeylerden hoşlanmıyorum. Bu tür haberleri de okumuyorum.

İzmirli olmanın da katkısı var mı?

Hayır yok, İzmir bana hüzün veriyor, rahmetli annemden, teyzemden ötürü. Bir evin var gidemiyorsun, sokaklar aynı ama sen değişmişsin; arkadaşların yok.

Acısını içinde yaşan bir kadın mısınız?

Başkalarının yanında ağlamayı sevmem, insanlar o kadar iyi değil, bu halimi görmelerini istemem.

Pişmanlıklarınız oldu mu peki iş hayatında?

Yaptığım her şeyin arkasında duruyorum, ama hep de şöyle oldu; hayat beni bir yere toslattı ve bir şeylerin değişmesi gerektiğini gösterdi. Habercilikte de, kendi programımı yaparken de hep öyle oldu. 

Sonra kapılar açılıyor demek... 

Evet evet, sonra anlıyorsun hayatında ne işe yarayacağını o dönemeçlerin. Acun, Reha Muhtar ve Okan Bayülgen. Onlardan çok şey öğrendim.

Hiç kötü olduğunuz birileri oldu mu?

Zarar vermek isteyen çok oldu ama ben efsunluyum kimse bana zarar veremez. Ben herkesle her gün her gün görüşmedim, kimseden nemalanmadım Canan ve programıma gelen hiç kimseyi kırmadım.

“Ben taklit edilmeyi severim”

Şartlar zorlaştıkça hırslarınız da arttı mı?

Hayır, benim hırslarım aklımın hiçbir zaman önüne geçmedi ama kendimle yarışma hırsına sahibim. Bir şeyi yapıyorsam onu en iyi şekilde yapmak isterim.

Tek yaptığınız işlerde daha iyisiniz sanki?

İkili işlerimiz de iyi oldu ama tek olduklarımda sorumluluk benim. Bir de ikili işlerde ben kendimi geri çekiyorum. Karşımdakine ayıp olmasın, onun önüne geçmeyeyim diye.

Kıskançlık?

Yok yok, hiçbir zaman ‘Aaa Ayşe şunu yapıyor, ben de yapayım’ demem; ben taklit etmeyi değil; edilmeyi severim.

Aşırı duygusal olduğunuzu düşünüyorum, o yüzden de bu kadar güç..

 Aaa çok duygusalım evet, kendi başıma ağladığım çok olur.

Neye ağlarsınız?

Geçen gün bir haberdeki Fenerbahçeli yöneticinin 6 yaşındaki çocuğuna bile ağladım, bir şey dokunuyor bana.

İntihar aklınızdan geçti mi peki?

Hayır asla! Kendimi ve hayatı intihar etmeyecek kadar çok seviyorum.

En mutlu olduğunuz ve dibe vurduğunuz zamanı merak ettim!

Annemin ve ardından teyzemin 2 sene sonra vefatı en dibe vurduğum zaman. En mutlu olduğumsa... Galiba kendi başıma ilk yaptığım gece programı.

Ve müthiş gaflarınız!

(Kahkaha atıyor) Ya benim aklım çok hızlı çalışıyor, akıllı bir kadın değilim fakat zekiyim. Şimdi senle bir şey konuşurken başka bir şeye aklım gidiyor ve birden konuşunca ak dediğim kara çıkıyor. Ama Allah’tan herkes alıştı, kötü niyetli değil yani. Affediliyor.

Herkes alışmış evet!

Çok şükür, arkadaşlarım da öyle! Bir de denyolaşabilirim ama bilirler ki ben öyleyim.

İzmir’e geri dönüş olur mu?

Annemi, teyzemi bıraktım orada; hüzün veriyor; neden geri döneyim ki?

Hala altın döneminizi mi yaşıyorsunuz?

Ben altın dönemimin süresini uzatabilmek için ara veriyorum. Yaptığım işe inanınca zaten en iyi şekilde yaparım, şimdi bu arayı vermeseydim yüzüm eskiyecekti.

Nerede hayal ediyorsunuz kendinizi?

Yenilikler insanın aklını geliştiriyor, yenilik seviyorum ben, yeni şeyler yapmayı.

Ya eleştirildiğiniz oyunculuk deneyimleri?

Benim hakkımda konuşmak gündem olmaya sebep oluyor! Onlar da öyle konuşuyor işte, benim oyunculukta öyle bir iddiam yok ki?

Ünlü olunca işler zorlaştı mı?

Evet, sorumluluk artınca zorlaştı, az kazanırken daha mutluydum. Çünkü sorumluluğum daha azdı.

Showgirl olarak görüyor musunuz kendinizi?

Beyaz da, Okan da showman, o zaman ben de tabii ki showgirl’üm.

Jamie’s Italian’a teşekkür ederiz.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;